Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: afapo1907
Eser Sıra Numarası: 200214eser15



                                                GELECEK KAYGISI
       Hayata ilk adım attığımız andan itibaren hep yaşadığımız anın değil de ilerisinin hesaplarıyla geçiririz kısacık ömrümüzü. Zira gençliğimizin en güzel günlerini ve anlarını nasıl da cömertçe harcarız. Sonra gelen biçare pişmanlıklar cılız ve değeri olmayan hezeyanlarımızdan başka bir şey değildir.
Çocukluk çağında başlar gelecek kaygılarımız, Çünkü aileler çocuklarının iyi bir geleceğe adım atmalarını isterler. Bunun içinde var güçleri ile çalışır, çocuklarını da bu savaşın içine sürükleyip en tatlı zamanların da bile bu telaşın empozesini yapmaktan çekinmezler. Nitekim onlarda büyüklerinden öyle görmüşlerdir. Bir dejavu gibidir bu kısır döngü. Çocuk ilk adımlarını atmaya başladığında önce düşer, kalkar, canı yanar ama anne müdahale etmez. Amacı çocuğunun gelecekte kendi kendine yetebilme kapasitesini sağlamaktır. Doğru bir davranış biçimi olabilir belki, fakat içerisindeki endişe hali hiç doğru bir hissiyatın habercisi değildir. Bu hissiyat çocuğun gelişimindeki her safhada büyüyerek çoğalır ve sonu alınamaz bireysel ve toplumsal gelecek kaygılarına dönüşür.
Sonra çocuğun eğitim çağı gelir. Ailelerde yine ve yeni bir telaş başlar. Çocukları en iyi eğitimi almalıdır. Yoksa gelecekleri nasıl inşa edilir? En güzel okullarda okumalı, en iyi öğretmenlerden ders almalı ve daima aynı istikamette devam etmeli. Eğer biraz sapma olursa geleceğinin ateşine bir odun daha atılmış olur. Bu her şeyden ve her durumdan önce gelir. Bu arada asıl kaygılanılması gereken kişilik gelişimi gibi hayati önem arz eden konularda (mutluluk, sevgi, paylaşma gibi) ikinci plana atılır. Ailelere göre iyi bir eğitim alınırken bunlar zaten kendiliğinden gelmelidir.
Elbette ki hayatın içinde tutunabilmek, bende varım diyebilmek için hem bu günümüze hem de yarınımıza dair plan ve projelerimiz olmalı, kaygılarımızı gideremeye yönelik tedbirler almalı fakat bu durumu gelecek gelinceye kadar içimizde büyüyen bir ur haline getirmemeliyiz. Öncelikle hayattan neler beklediğimizi çok iyi analiz etmeliyiz. Çünkü her insan amacı ve hayalleri doğrultusunda bir gelecek belirler ve o gelecek için fedakarane bir şekilde çalışırken enerjisinin bir bölümüyle de kaygılarını gidermeye çalışır. Hedefleri ve hayalleri olmayan insanların gelecek kaygıları da olmaz zaten. Gelecek kaygılarımızın çokluğu yada azlığı, gelecekten beklentilerimizin ve isteklerimizin çokluğu yada azlığı ile alakalıdır.
Eğer insan kendini çok iyi tanır neler yapabileceğini, yeteneklerinin neler olduğunu keşfedip ona göre “ben gelecekte şunları yapabilirim” güvenini kendinde oluşturabilirse ve beklentilerini de o yönde tutarsa işte o zaman gelecek kaygısı daha az olacaktır. Kendine güvenli bireyler hayatın her safhasında aynı özgüven içerisinde olacaklarından dolayı hastalıklı bir kaygının taşıyıcısı da olmayacaklardır. Yeter ki insan sınırlarının nereye kadar olduğunu bilebilsin.
Gelecek kaygısını azaltan bir başka unsurda şükürdür. Kul kendisini yaratan, ona bunca nimeti bahşeden, geleceğinin de ne olacağını sadece onun bileceği Rabbine sonsuz hamt eder. Ve o Rabbine hamt ettikçe Rabbi de ona vaat ettiği dünya ve ahreti ikram eder. Böylece kendini Allah’a teslim eden kulun gönlü geleceğine dair ferahlık ve huzurla dolar.
Gelecekle ilgili maddesel kaygılarımızın en başında ekonomi gelir. Binaenaleyh iş ve geçinebilecek maaş kaygısı, ülke problemleri, gelişen dünya ülkeleri ile sürekli büyüyen tüketim hastalığı ekonomik olarak insanları gelecek kaygısına sürüklemektedir. Özellikle her şeyin ihtiyaç haline getirilerek pervasızca yapılan lüks alış veriş hastalığı ve en önemlisi de bunların normalleştirilmesi endişenin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.
Bütün bu hengâmenin içerisinde en acı olanı da yitirilen duygulardır. Tıpkı bir terazinin iki kefesi gibi. Bir türlü dengeyi sağlayamıyoruz. Hep bir taraf ağır basıyor. Geleceğimiz; tutkularımız, alışkanlıklarımız ve yapabileceklerimiz arasında bir kıskaç altında sanki. Onu azat etmenin yolu da günümüzün kıymetini bilip zaman israf etmeden anı dolu dolu yaşamakla olur.
      Bir karar vermeliyiz, “ömrümü bir telaşe uğruna heba ettim gençliğimi sıkıntı ile geçirdim “diyerek pişmanlık duymak mı, yoksa “çalıştım, elimden geleni yapıp tüm imkanlarımı kullandım ama ne kendimi nede ailemi gereksiz kaygılara sokmadım, mutluyum” diyebilmek mi?