Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ankaferd1453
Eser Sıra Numarası: 230214eser83
                                      

                                                     TAŞINAN BEYİNLER
            Yüzyıllardır insanlar gelişmeye çalışmışlar. Bunlar ekonomik, sosyal, siyasal, toplumsal gibi birçok alanda olan gelişmelerdir. Peki, gelişirken ne kadar kaybediyoruz, bu da önemli bir mesele. Sonuçta ne kadar gelişirsek gelişelim asıl olan değerlerimiz vardır ve bunlar yozlaşıp, aşınıp yok olmaya yüz tutunca, o zaman bu gelişmeler ne derece önemli olur, bu da meçhuldür. Nedir bu değerler? Sevgidir, aşktır, sadakattir, ahlaktır, insanı insan yapan tüm erdemlerdir. Bunlar, yaşanılan yer ne kadar gelişirse gelişsin,  insanlığın vazgeçemeyeceği değerlerdir. Aslımız olan doğamızdan zaten koparılmışken, gelip bu taş mekânlarda yaşıyorken, her yanı arabalar, otomobiller, siteler, direkler doldurmuşken ne derece uzaklaştırır bizi kendi benliğimizden, bir düşünmek gerekir. İnsan doğaya aittir, bu kadar orantısız kentleşen dünyada yaşaması onu acımasız, kibirli ve bencil yapar.
Teknolojinin gelişmesiyle insanlar ilerleyişte, doğru...Fakat bu teknolojinin gelişimi hangi alanlarda olur? Tabii ki de biz güzel insanların rahatı bozulmaması dileğiyle hayvanların barınakları altüst olarak...Örneğin; gizemini korumakta olan mağaralarda yaşayan ve bir kuş türü olan karasağanlar yuvalarını otuz günde tamamlarlar ve yuvaları onlar için çok değerlidir. İnsanlar karasağanların on günde tamamladıkları yuvaları, çorba içmek için toplarlar ve barınaklarını yok ederler. Çorba kalmadı içilecek...  Arı bir dakikada on çiçeğe konar, kovanından on dakika dışarıda kalır ve esaslı gözlemlerle tespit edildiğine göre günde kırk uçuş yapar. Böylece güneşin doğuşundan batışına kadar 4000 çiçeği emer, bu da 40 dakikada yani 6,5 saatlik bir iş günü demektir. Arı yalnız gün  ışığında çiçeği emer. Fakat hiçbir tatil günü tanımaz.  Arıcılar, arıları sakinleştirmek ve kovandan çıkarmak için körükle püskürttükleri dumanla hem onların doğasına zarar veriyorlar hem de onca emek bir çırpıda bitiriliyor.
Dünyada yılda ortalama 30 000 otomobil üretiliyor. Günümüzde otomotiv sektöründe uluslararası boyutta çok ciddi bir rekabet yaşanmaktadır.  Geçmişte ağırlıklı olarak fiyat rekabeti söz konusu iken, günümüzde fiyatla beraber kalite,  ürün çeşitliliği ve geleceğe yatırım rekabet açısından önemli unsurlar halini almıştır. Özellikle doymuş pazarlarda, satışları müşteri tercihleri belirlemekte ve dolayısıyla ürün geliştirme,  marka ve model yaratabilme gibi unsurlar önem kazanmaktadır. Her insana bir otomobil düşmesini sağlamaya çalışıyorlar herhalde. Çok gerek var her gün ve her yanın binalarla, yapma taşlarla, dev oyuncaklarla kaplı olmasına...
Sevgi kavramı ne kadar yozlaştı farkında mısınız? Artık “Seni seviyorum.” İnsanların ağızlarında sakız haline geldi. Erkekler ve kadınlar isteklerini olabildiğinde basit tutmaya çalışıyorlar. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında bir erkek, çekici bir “paket” olmak için saldırgan ve hırslı olmak zorundaydı, şimdi ise sosyal ve hoşgörülü olmak zorunda. Ne olursa olsun, âşık olma duygusu genellikle sadece alış-veriş için kişinin sahip olduğu olanaklar dâhilinde bulunan özellikler bağlamında gelişir. Pazarlık peşindeysem, alacağım nesne toplumsal değer açısından arzu edilir olmalı, aynı zamanda da açık-örtülü değerlerim ve potansiyellerim açısından beni istemeli. Böylece kendi piyasa değerlerinin sınırları içinde, pazarda bulunan en iyi nesneyi bulduklarına inandıkları zaman iki insan birbirlerine âşık olur. Sadece yaşamak istiyor insanlar. Sadece biraz daha nefes almak... Herkes istenebilir, arzu edilir olmak istiyor. Artık sevgi eylemden öte, sevgi; sevgiden öte sevilecek nesnenin önemi konuşuluyor. Büyük, çok büyük değişim...
Gelişen devasa teknolojiyle, haberleşme ve ulaşım ne kadar kolaylaştı hepimiz biliyoruz. Bu olanak arttığı için âşıklar (varsa tabii) arasında zorlukların azalmasıyla birlikte, engel tanımayan aşk kavramı çok basitleşti. Artık mesafelerin engel olacağı şeyler yok gibi. İnsanlar çözüm bulurken, yıkıyorlar, yok ediyorlar,  bitiriyorlar...
Aile en kutsal bütün.  Bütün mü acaba? Aile içindeki iletişimin kopukluğu sevgiye önem verilmemesiyle birlikte daha da çok artmıştır. Çocukların zevkleri değiştiği için, ailede olan iletişim oldukça zayıflamıştır. Sokakta saklambaç oynamak yerine IPAD’ ten “candy crush” oynamayı yeğliyor çocuklar. Yemek saatinde masada olma durumu ne zamandır ihlal ediliyor fark edeniniz var mı? Özel hayat diye can atıp aile ilişkilerini sıfırlayan çocuk beyinleri makineleşerek sadece ekranlara bakıp dünyaya ayak uydurmaya çalışılıyor.
Bu zamanda ağızlara sakız olan bir diğer kelime ise saygı! Hayır, sevgi... Sevgiden çok saygıya önem verilmemesi ne derece doğru? Sevgisiz saygı ne işe yarar ki? Anlık sadece... Gerek öğretmen-öğrenci, gerekse anne-baba-çocuk ilişkilerinde sevgisiz saygı istenilmemeli. Bunların istenilmesi zamana karşın ayakta kalan son direkleri yıkıyor.
Güzellik kavramının da içi oldukça boşaldı.Güzellik bu zamanda 90-60-90’dan ibaret. Dış güzelliği etkileyici olmayanın iç güzelliğine de bakılmaması sağlıksız, zayıflamış bir algının tohumları olabilir ancak...
Ve bilgisayar beyinler...Sanayi İnkılâbı ile makineleşen hayatlar yaşamamız ve bunun sonucunda da gelişen teknolojinin insan beyinlerinden çok bilgisayar beyinlere önem vermesi, insanların da aynı hendeğe düşmesine yol açıyor. İnsanlar patates cipsi gibi ağızlarını açarak ellerinde tuttukları yiyeceklerle oradan oraya midelerini götürüp duruyorlar. Rüzgâr yok, fırtına çok...
         Modern hayat diye dayatılan yaşama biçiminde modernizmi ahlaksızlık olarak algılamak da ileri teknolojinin geri kalmış beyinlerinin bir fikridir. Bir dünya bu kadar mı değişebilir? Ahlak bu kadar mı yozlaşabilir? Ve insanlık... Gelecekte olmayan bir insanlık dalları mıdır şimdi? O dallar kesilecek ya da dökülecek midir? Gelişmiş diye algı bu olduğu sürece mahkûmdur insan aldatılıp sokak köşelerinde savrulmaya...


Kalplerin zenginliği sevdanın saf olduğu 
Haksızlığın son bulup verginin af olduğu                               
Huzurun yaşandığı umudun Kaf olduğu                                         
Bir dünya düşün ki köle esir olmayan.” 
                                                TURGUT COŞAR              



önceki eser / sonraki eser