Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: apolet3455
Eser Sıra Numarası: 230214eser33


                                                     EBEDE YOLCULUK
          Gelecek; hayatımızın daha üst safhalarında şekillenen,kişinin gerek ruhsal gerekse fiziksel olarak değişime uğradığı,biçim kazandığı bir zaman dilimidir.Herkesin gelecek için kurduğu hayalleri ve bu hayaller için duyduğu endişeleri vardır. İnsan,ebede yolculuk yapan bu faniler kervanında endişeleri ve hayalleri doğrultusunda hareket eden,kendisini bekleyen gelecek için kaygılanan ve geleceğini daha iyi şartlara dönüştürmek için çabalayan bilinçli bir birey olmalıdır.
Sünnet düğününde yüzlerce konfeti patlatılmış bir çocuk gibi nâmütenâhi(?)bir mutluluk yansıyor çehrelerimize.Lâkin ileride bizleri nelerin beklediğinin bilincinde değiliz.Aslında yüzleri gülse de içleri kan ağlayan,fikirlerini ektiği toprakların bir kısmı işgal edilen,John Coltrane'ın Naima adlı eserini dinlerken halay çekmeye çalışan ve ancak eserin sonunda uyumsuzluğu farkeden muhteremler var aranızda.Ben de bu camiaya tâbiyim.Babamdan maddi destek gerektirecek bir istekte bulunduğumda huzursuzluk hissetmezdim başlarda.Fakat şu sıralar istemek zorunda kaldığımda kalbimde bir burukluk oluşuyor.Rahat sıralarda önümüzde kitaplarla ders çalışırken ailelerimizin ne şartlarda bizlere bu imkanı sağladığını kaçımız sorguluyoruz? Ben kısa bir zaman önce sorgulamaya ve bunun üzerine düşünmeye başladım.Kendimi ebeveynlerimden birinin yerine koyup,evlenip çoluk çocuğa karıştığımda nasıl hissedebileceğim üzerine hülyâlara daldım ve beni bekleyen geleceğe dair uzun bir yolculuğa çıktım.

Önümde birden fazla seçenek var.Ahmet Haşim'in Merdiven şiirinde benzettiği gibi hayatı bir merdivene benzetiyorum.Merdivenden çıkarken her zaman olduğundan daha fazla çabalamak ve küpeşteden tutunmadan kendi çabalarımızla yükselmeye çalışmak bize birkaç basamak birden atlatır hayatta.Peki bu çalışmanın sonu var mı? Yaklaşık on bir yıldır okuyorum ve çoğu öğrencinin düşündüğü gibi hayatımızın okumakla geçtiğini savunuyorum.Bize o kadar dayatıldı ki okumak,Lisans Yerleştirme Sınavında başarısız olursam,hayatımın geri kalanını nasıl geçireceğim hakkında en ufak bir fikir sahibi olamıyorum.Bundan sebeptir ki önümdeki birden fazla seçenek,eğitim hayatım ile geleceğimin münakaşası sonucunda bilinmeze doğru,dönüşü olmayan bir trene bilet alıp raylar üzerinde gözden kayboluyor... Kaybolmasın! Hayatımızın biçim kazanacağı bu gençlik yıllarımızda elimizde ikinci bir alternatifimiz olsun istiyorum.Kardeşlerimle yarışmak değil okumak istiyorum.Adaleti daha iyi temsil etmek için eğitimde ki hedefimi Hukuk Fakültesi olarak belirledim.Olurda başaramazsam adaletimden ve eşitliğimden ödün vermek istemiyorum.Mesai saatlerini doldurmaya çalışmaktan başka bir amacı olmayan bir işçi modeline dönüşmek istemiyorum.Aksine iş çıkışı evime dönerken otobüste bir sayfa daha fazla kitap okumanın hazzını yaşamak istiyorum.Somurtmak yerine insanlara tebessüm edip insanların göz bebeklerinde devrim yapmak istiyorum.Koltuk altımda kitaplarla çıktığım,bilgileri beynime boca etmeye çalıştığım bu yolda sistemin ayağıma çelme takıp beni yıldırmasına müsaade etmek istemiyorum.Yazıyorum...Yarışmak zorunda olduğumu farkına varıyorum ve bundan mutevellid kitaplara gömülüyorum.
Coğrafyamızda ve dünya üzerinde,hayatta çoğu şeyi tecrübeleriyle potalarında eritmiş ilim insanlarının biyografilerini okuyorum.İçimde umut ve sevgi ile beslenip büyüyen birkaç güvercin varmışçasına kanat çırpınışları duyumsuyor,mânevi bir fırtınaya kapılıyorum.Gelecekte olur da başarabilirsem alanında iyi bir hukukçu olup Montesquieu gibi Franz Kafka gibi dünyada çığır açmak istiyorum.Malcolm X gibi Martin Luther King gibi birer devrimci,Sultan Mehmet Han gibi gönülleri fetheden bir lider olmak istiyorum.Hz.Ömer gibi adalet dağıtmak,Mustafa Kemal gibi insanların gönlünde adaletli bir yönetici olmak,kahraman vasfını taşımak istiyorum.Ülkemin müşküle düştüğü,tüm çözüm yollarının kapandığı bir zamanda zuhûr etmek istiyorum.
      Peki ya bunların tam tersi olursa? Ahlâkî değerlerini yitirmiş,hayatını paraya endekslemiş bir insana dönüşürsem... İşte bu noktada evhâmlanmamak işten bile değil. "İdealleri olmayan insan hayâl  kuramaz." sözünü benimsediğimden ve hayatıma enjekte etmeye çalıştığımdan bu yana öğrenim hayatım için daha fazla efor sarfetmeye  başladım.Ülkümü belirleyip çıktığım bu yolda yanlış yöne saparsam,ulaştığım başarı ile ahlâkım arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsam diye korkuyor,hudûdda topraklarımızı işgal etmeye niyetlenen düşmana müsâmaha göstermiş bir asker misali ideallerimden ve ülkümden vazgeçmeye meyilleniyorum.Yanaklarım al al oluyor.Akabinde atalarımızın bu toprakları bizlere miras bırakmaya çalışırken döktüğü kanın kırmızısını elmacık kemiğimin hemen altında duyumsuyorum.Daha sonra ruhum temsili bir şekilde şaha kalkıyor,silkiniyorum.Çünkü;kendimi adadığım bir ülkü,devlet ve millet olduğu hatrıma geliyor ve buna mukabil konuşmak için dudaklarımı aralıyorum.İlkokulda her sabah zikrettiğimiz gibi "Varlığım Türk varlığına armağan olsun!" diyorum ve depremde göçüğün altında,öldü zannetiği bebeğinin ağlayışını duyan anne kadar rahatlıyorum.