Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: at1996
Eser Sıra Numarası: 210214eser02



                                                           SİYAH BEYAZ
        Eğitim sistemimizin öğrencilere layık gördüğü bu sınav sisteminde bana çizilen yolda büyük bir kararlılıkla çalışarak yürürken bir insan olduğumu ve benimde geleceğe yönelik endişelerimin olduğunu hatırlamak yolda eski bir dostu görmek gibi.Bir dost diyorum çünkü endişeler her ne kadar çok rahatsız edici boyutlara ulaşabilse de onlar sayesinde hayattaki zorlukları,tehlikeleri ciddiye alır ve tetikte durabiliriz çoğu zaman.Konu, doğrudan beni ilgilendiren bireysel endişelerim olduğu zaman geleceğe olumlu bakabilmek zor bir şey değil.Fakat toplumsal endişeler, yani işin zor kısmı, bitmek bilmeyen bir distopik romanı okumaya çalışmak ve okurken içinde kaybolmak gibi.Bu distopik romandan hiçbir şekilde ayrılmak mümkün değildir. Çünkü içinde siz de varsınız. Okursunuz bütün sayfaları karamsarlığın içinde boğularak.
Kitabı okumaya başlıyorum nefesimi uzun uzun tutarak. Kendine özgü kokusunu, rengini kaybetmiş sayfaların arasında siyah beyaz bir geleceğe bakıyorum. Bireyin ve bireyselliğin toplum tarafından sistemin kutsanması adına yok edilişinin dinamik işleyişini görüyorum. Sanatın, üretkenliğin, yaratıcılığın tek düzeleştiğini; nicelikte kaybolan niteliği görüyorum. Renklerimizin, farklılıklarımızın sözde ortak değerlere tehdit oluşturduğu bir dünyanın karanlık yüreğinde yavaşça kayboluyorum.
“Soğuk ve rüzgârlı bir akşamın karanlığında eve doğru hızlı adımlar atıyorum Karşıma üzerinde dev puntolarla yazılmış tapuları üstlerine asılı olan belli belirsiz kadınlar çıkıyor. Birden, karşı kaldırımda yerde hareketsiz uzanan bir insan dikkatimi çekiyor. Hemen karşıya geçiyorum. Bir kadın kanlar içinde yerde yatıyor. Yanımdan geçen birisine telaş içerisinde ne olduğunu soruyorum. Bu arada karşımdaki adamın alnındaki uzun sayı ilgimi çekiyor. Yüzüne düşen gölge gibi bir karanlık onu belirsizleştirirken beni daha çok korkutuyor.
X kişi: “Dalga mı geçiyorsun? Her sokakta ölmeyi hak eden bu pisliklerin leşi var. Şu kadın kılıklı yerde uzanan travestiyi diyorum… ” diyerek hemen uzaklaşıyor.
Şaşkınlığım sırasında caddedeki dev ekranın açıldığını görüyorum. Hükümetten bir mesaj var: “Daha fazla çocuk değil! Daha fazla erkek çocuk istiyoruz.” Nasıl bir yerdeyim diye soruyorum kendime.
Bu sırada iki polisin bana baktığını görüyorum. İkisi bana yaklaşmaya başladığında birinin diğerine “çok renkli” dediğini duyuyorum. Kötüye gidiyor! “
Başımı kitaptan kaldırıyorum göğsümdeki sıkışma hissiyle.Toplumun oluşturduğu sınırlayıcı cinsiyet rollerinin giderek kötü bir hal aldığı ve bu rollerin korunması için acımasızca çalışan damarlaşmış bir mekanizmanın siyah tonlarıydı az önce gördüklerim.Kadının aşağılanarak erkeğin malı ve toplumsal devamlılığı sağlamak adına devlet eliyle kontrolü yapılan bir üretim aracı haline geldiği katı kurallar toplumuna küçük kızınızı yetiştirmek isteyebilir misiniz? Renklerinizin solmayacağından emin olabilir misiniz?
Kendime dönüyorum biraz. Gelecekte böyle bir dünyada kendime yer bulabilecek miyim sorusunu soruyorum. Acaba yazacağım bir yazıdan dolayı vatan haini ilan edilecek miyim? Fikirlerimi, genel ahlak denilen yazılı ama aslında yazısız olan yasalar tarafından mahkûm edilmeye çalışılacak mı? Toplumsal bir çalışma yaptığımda bazılarının keyfini kaçırdığım için bombacı muamelesi görecek miyim?
Zıt gitmek istiyorum akışa doğru durmadan, toplumları en işler halinde eleştirebilmek ne olursa olsun. Ve isyan etmek delicesine ta ki göğsümden bir gökkuşağı patlayıp insanlığa renkleri haykırana kadar…