Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: başak0803
Eser Sıra Numarası: 220214eser30


                                                              BOZUK PUSULA
          "Yazmak, gürültüsüz haykırmaktır." dediler. Pusu kurduk kalemlerle saman sarısı kağıtlara.Biz ki gençler;  yazdıkça öğrendik, öğrendikçe öğrettik, öğrettikçe sahip çıktık.Farkındaydık çünkü. Yazarlık öyle güzeldi ki kimimiz derimizi kamçılayan sert yağmurlar altında, kimimiz o mavinin sonsuzluğunda dalgaların medcezirlerine karışarak, kimimiz de sıcacık sobanın yanında belki ağlayarak belki de küçük tebessümler yerleştirerek o masum yüzlerimize, kelimeleri ta yüreklerimizden çıkararak saklandık küçük kağıtlara.
Bende çocukluğum boyunca, her fırsatta dış dünyadan sıyrılıp kendi içime kavuşarak, kağıtlara saklananlardanım. Yılmadan, usanmadan, bıkmadan, konuşmak yerine yazdım ve yazıyorum. Peki neler yazıyorum? Öfkemi, sevincimi, gözyaşlarımı, kahkahalarımı... Ne bulursam yazıyorum; çünkü biliyorum, kalemim beni diğerlerinden farklı kılan en büyük özelliğim.
Benim için günler su gibi geçerken, yaşım da ilerliyordu haliyle. Büyüdükçe, sahip olduğum duygularım da değişti. Uzun süren üzüntülerim yerini gamsızlığa, anlık kahkahalarım ise kalıcı sevinçlerime dönüştü. Geçirdiğim dönem mi beni böyle yapıyordu yoksa yavaş yavaş gelişen kavrama kabiliyetim mi hayata oyun oynuyordu bilemiyordum. Tek bildiğim her geçen günle birlikte içimde büyüyen korkuydu. Korkuyordum. Çünkü geleceğime dair muammalar zihnimi oldukça meşgul ediyordu.
Bugüne kadar edindiğim tecrübeler bana hayat yolunda rehberlik etti. Dünyanın sabır ve ahlak sınırını en fazla zorladığı dönemlerdeyiz. Teknoloji adı altında gelişme gösteren her şey, peşinden bir değeri de alıp götürüyor. Güya hayatımızı pratikleştiren bu vasıflar, her saniye insanımızı hissizleştirmekle meşgul. Küçüklüğümden beri, bir şeylerin üstüne gitmeyi ve dipteki kör noktayı keşfedene kadar araştırmayı çok severim. Her zamanki gibi yine merakıma yenik düşüp okul çıkışlarında yoldan geçen bazı insanlara soru sormaktan kendimi alamadım. Cevaplar o kadar trajikti ki hayal kırıklığımı, kahkahalarımla kapatmak zorunda kaldığım anlar oldu. "Kavimler Göçü neydi?"dedim. "Ermeniler rahat durmuyor, olsun doğuda Pkk bitsin de başka ihsan istemem." cevabını aldım. Genç bir öğrenciye "Kültür nedir sence?"diye sordum. "Bana dokunmasın da gerisi sorun değil." deyiverdi. İşin tuhaf yanı, bu insanlara dönemin son model cep telefonunu, tabletini ya da otomobilini; futbol ligindeki ilk üç takımı, NBA’ de en çok basket atmış basketbolcuyu ya da Beşiktaş'ın ilk on birini sorsak on saniyede hepsinin cevabını doğru olarak alacağıma adım gibi eminim.
  Kendi tarihimizden bile bihaber; tek emeli kalabalık yapmak ve gelişi güzel nefes almak olan insanlarla aynı toplumda yaşıyorum. Buna rağmen benden rahat olmam ve sakince geleceğimi düşünmem isteniyor. Siz de gülüyorsunuz değil mi? Her sene sınav kaygısı taşıyan, birçok sebepten dolayı intihar edip yaşamına son veren ya da intihara teşebbüs eden yaşıtlarım varken benim 'rahat' olmamı istiyorlar. Olabilir miyim sizce?
  Kaygı ya da endişe -siz nasıl adlandırırsanız- bireysel düşünmekle çözülmez. Ancak açıkça farkedilir ki, insanoğlunu içten çürüten en büyük kurt, benliğinde taşıdığı kaygıdır. Kaygıyla yaşayan, geleceğe dair endişe taşıyan bir milletin düşmana ihtiyacı var mıdır peki? Hâşâ!O azametli Osmanlı! 400 çadırlık bir aşiretten doğan bir cihan imparatorluğu nasıl da tuzla buz oldu ama! Neden? Savaşmanın güç getirdiğine inanan askerler, bin farklı cephede çarpışırken içeride büyüyen buz dağını farkedemediler ve 1912’deki olay bir nevi tekerrür ederek koskoca bir cihan gemisini batırıverdi!Kaygı; kaygıdan beslenen korku, havaya sinen çaresizlik…
Ben asla teknoloji karşıtı bir insan olmadım, olmam da. Tam tersine, hayatımdan ve bu gelişmelerden memnunum. Ama kaçırdığım nokta şu; neden böyle olmak zorunda? Hayatı kolaylaştırmaya yönelik her eylem neden peşinden bir güzelliği sürüklüyor? Bahsettiğimiz günümüz Türkiye’si, neden dünyadaki hatırı sayılır ülkeler arasında yerini koruyamıyor? İşte bizim en büyük hatamız, bunu içeride değil dışarıda aramaktır. El gücüne dayanan her şeyin yerini, makineler alınca insanlarımız tembelleşti. Şimdi ise iş yapmaktan ya da çabalamaktan korkup titremeye başladılar.
        Diyeceksiniz ki bunca şey söyledin peki çözümün ne? Benim çözümüm yok. Hayatını bu ülkeye hizmet etmek için adayacak bir hakimim ben. Benim sadece isteklerim var. Korkmayın. Büyük şeyler istemiyorum. Sevin. Evet, sevin birbirinizi. Çıkar gözetmeden, kuyu kazmadan, karşılıksız, temiz ve saf sevin birbirinizi. Çünkü hayattaki en güçlü şey sevgidir. Sevin ki insan olalım. İnsan olalım ki gençler utanmasın yaşamaktan. Hayattan nefret ettirmeyin, bize hayatı öğretin. Otorite değil, ilgi gösterin. Emretmeyin, rica edin. Ben, bu yaşımda bütün bunları düşünebiliyorsam eğer; sorun bizim ergenliğimizde değil ülkenin gidiş rotasındadır…