Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: çalıkuşu7777
Eser Sıra Numarası: 200214eser16


                                         ENDİŞEYLE SÜSLENMİŞ YARINLAR
 İnsan elinde olmadan başlayıverir şu hayata..
O bomboş hayatını acılarıyla, coşkularıyla,sevinçleriyle,hüzünleriyle ve endişeleriyle doldurur.Endişe bir bakıma insanı üretmeye, yeni şeyler keşfetmeye bırakan bir duygu selidir.Hani derler ya “Çaresizseniz, Çare Sizsiniz.” Yani kaybetme gibi bir çaresizliği olan insan daima çare üretmek zorundadır. Endişeyi kelime anlamı olarak herhangi bir durum ve konu hakkında hissedilen korku, kaygı, kaybetme duygusu olarak tanımlayabiliriz.
Fakat endişe aynı zamanda umutsuzluktur, çaresizlikle duyulan korkunun arzular üzerindeki son yansımasıdır. Perde perde karartır hayalleri. Bir gülümsemedeki samimiyetin aydınlığını gömer geceye. Tedirgin eder ruhunu, iple çektiğin rüyalarının ipine bir daha uyanmak istemezcesine düğümünü atar ve gider sessizce.Seni sana bırakır, fütursuzca seni korkmuş , bıkmış ,çaresiz duygularınla.
Hayat bu belli olmuyor, ben bir  insanım ve diğer insanlar gibi benim de hayallerim var. Ve onları kaybetmek insanın yıkılması için yeterince geçerli bir sebep.Deli gibi çalıştığım üniversite sınavında istediğim üniversiteyi, istediğim bölümü kazanamama endişesi kaplıyor ruhumu, ileride doktor olamamak …Tertemiz duygularla besleyip büyüttüğüm hayallerimin gerçekleşememesi…Hadi üniversite okuduk diyelim.Üniversite okumakla iş sahibi olunmuyor ki artık.Sokakta üniversite okuyup da işsiz olan yüzlerce insan var.Yaşadığın hayal kırıklığı yetmezmiş gibi bir de değer verdiklerinin beklentilerini boşa çıkarmak, onları da hayal kırıklığına ortak etmek. Anneni mesala, babanı…Onların “Ben olamadım sen ol bari kızım” cümlelerindeki pişmanlık ve umutla harmanlanmış olan duygu…Anneni, babanı, kardeşlerini sevdiklerini, dostlarını kaybetmek…En acısı  da onların ölümünü görmek, daha doğrusu onları bir daha görememek…Sonra menfaat,benlik duygusu gibi itici , aşağılık duygular sarmış her yanı.Dünyada ülkeler birer birer savaşın içine sürükleniyor.Merhamet duygusu, bencillik duygusunun altında eziliyor.Nefret ve kıskançlık kokuyor her köşe başı, yakındır bir dünya savaşı. Ah bir de insanların gittikçe ukalalaşan,sevimsizleşen tavırları…
Şimdi canciğer kuzu sarması olduklarının ileride bir yabancıdan farkının kalmaması .Unutulmak yani…Anılarının, yaşanmışlıklarının unutulması, kadirşinas zannettiklerinin seni unutması.Artık insanlara da güvenemiyorsun ,o kadar çok yüzleri var ki..Ne zaman hangi yüzlerini göstereceklerinin kestiremiyorsun. Bazen öyle sıcak davranıyorlar ki , işte diyorsun bu kirli dünyada temiş kalmış insanlar da var. Sonra bir bakıyorsun.O temiz kalpli sandığın insan, çıkarmış pencelerini,sana doğru geliyor.Kırıldığına mı yan, korkutulduğuna mı  yoksa masumiyetin katledilmiş olmasına mı ? Sadece ileride sonradan meydana gelmesini beklediğin şeyler için de endişenmiyorsun hatta. Daha olmamış,ileride olmasını istediğin istekleklerini daha gerçekleştirmeden, bulmadan kaybetmekten korkuyorsun.Daha olmayan eşin, doğmayan çocuğun için endişeleniyorsun.Sahiplenilmemekten , sevilmememkten,önemsenilmemekten korkuyorsun. Ama en büyük endişem sanırım hedeflerin gerçekleştikten sonra onların arkasına saklanan alışılmışlık duygusu. Hani çocukken bir oyuncağı öyle istersin öyle istersin ki gözün hiçbir şey görmez.ondan başka. Biz “Annecim n’olur söz başka bir şey istemiyeceğim.“derdik. Onlar da büyük bir bıkkınlıkla “Peki” derlerdi.Oyuncak alındıktan sonra üç gün ,beş gün, bir hafta , belki bir ay ..Unuturduk sonrasında.Ölümüne istediğimiz o oyuncağı bir köşeye atıverirdik. İşte beni asıl endişelendiren ,handikaba sürükleyen duygu bu.Uğruna savaştığımız onca hayal gerçekleşse bile bizi mutlu edemeyecek mi acaba bir süre sonra.Bizim hayallerimizin arkasındaki “ Şu üniversiteyi kazansam, ah bir mesleğimi elime alsam öyle mutlu olacağım ki” cümleleri bizim hedefe ulaşmak için kendimize uydurduğumuz safsatalardan mı ibaret? Emellerimize ulaşınca tüm cazibesini kaybedecekse eğer o efsunlu, gözümüzde büyütüp büyütüp kocaman yaptığımız arzuların ne mahiyeti kaldı ki?
       Sözün özü payidar kalacak bir mutluluk,asude,bencillikten arınmış bir hayat, istiyorum.Mutluluklarıma gölge düşüren tüm endişelerimden kurtulmak.Sadece istiyorum,yine endişeyle, korkuyla, istiyorum.İmkansız belki ama yine de istiyorum işte…