Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: çerçevesiz1506
Eser Sıra Numarası: 230214eser17


KEHANET Mİ OLACAKLAR MI?
        İnsanoğlunun iki evreni var.Biri maddi biri manevi. Bunlar birer olgu; fakat bunların yanında bir gerçek var ki sürekliliği kaçınılmaz: değişim. İnsanlar değişiyor, kimine göre gelişiyor, kimine göre geriliyor.
Yarının hamurunun mayası dün ve bugün. Geleceğin dünden ve bugünden izler taşıyacağı muhakkak. Tarihin puslu sayfalarında da gelecek ile geçmiş arasındaki kuvvetli bağı görebiliriz. Açlık, sefalet ve hastalıklar, Kavimler Göçü'nün; sanayi devrimi ise şimdiki teknoloji döneminin habercisi olmuştur. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki ya ''bugünün manzarası'' nasıl bir geleceğin habercisi?
Ötekileştirmenin, ırkçılığın mı habercisi?
Güney Afrika'da dini çatışmalar, Ortadoğu'da demokrasi(!) savaşları, Amerika'dan tüm dünyaya yayılan siyah-beyaz ayrıştırması... Ötekileştirme her bir yerde, ırkçılık her köşede... Bu görüş çatışmalarının arttığını görmek ise zihnimizde kurduğumuz geçmiş ile gelecek denklemini hafızamızdan silmeye zorluyor. Yarınlar kan olmasın!
Yalnızlığın mı habercisi?
İnsan hem emeğinden, hem gerçek kimliğinden uzaklaşıyor. Hayatın tekdüzeliği, bir bunalım çağının başlı başına habercisi. Başkalarının acısını, kendi eğlencesine dönüştüren insanoğlu için yalnızlık kaçınılmaz. Varoluşunu tanımlayamayan insanların gittikçe doğasına, geçmişine ve geleceğine kayıtsız davranması durumun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne seriyor. Jean-Paul Sartre'ın ''Bulantı'' adlı kitabındaki ana kahraman Roquentin'in girmiş olduğu nedensizlik ve hiçlik duygusu, geleceğin insanına öngörülen yakıştırmalardır. Neden mi bu örnek? Yoksa Roquentin gibi yalnızlaşan ve içine kapanan bir insanoğlu mu karşılayacak bizi yarınların ufkunda?
Yok olacak bir doğanın mı habercisi?
Kanunların; büyüklerin delip geçtiği, küçüklerin ise takılıp kaldığı bir örümcek ağı olduğunu ve bu durumun yarın da olacağını öngörmek çok da zor değil. Nasıl mı? Çevre ile ilgili düzenlemelere ve bilimsel tekniklere tamamen zıt olan yöntemleri kullanmak, kanun insanları(!) için gayet normal. Nükleer enerjiden bahsediyorum.Deniz suyundan alınan soğuk sular, denize sıcak su olarak bırakılırken denizdeki tüm yaşamı alt üst ediyor.Doğanın insana değil, insanın doğaya hükmetme arayışı doğayı göz göre göre yok ediyor. Peki ya burada doğa örs, beşer çekiç ise?
Soruları arttırmak kolay ama çoğalan endişeleri yenmek imkansız. Karamsar üslubumun altında yatan şey sadece hissettiklerim. Galiba biz de 'Nerede o eski günler?' diyenlerden olacağız. Cahit Sıtkı'nın ''Memleket İsterim'' şiirindeki ''Kış günü herkesin evi barkı olsun.'' söylemi gün geçtikçe ütopikleşiyor. Bu dizedeki arzu her geçen gün daha da bencilleşen ve güvenini kaybeden insanoğlu için bir hayal mahsulü olmaktan başka bir anlamı ifade etmeyecektir.Büyük kentlerde kalabalıklar arasında kaybolanlar, ''fark edilme'' hırsıyla yarınlarından olanlar, yalnızlıklarıyla övünenler artacak. ''Farklı'' olanların başı daha da ezilecek,hatta farklılıklar yok edilecek.
     Bunlar kehanet değil bizi bekleyenler.Bunu engellemek mi? Derin, ciddi bir gençlik lazım.