Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: dolunay1614
Eser Sıra Numarası: 220214eser24


                                           İNSANOĞLU NİSYAN
‘’İnsanoğlu Nisyan olduğundan gelecekle ilgili kaygılar taşır.Ya sizinkiler? Ne kadar labirent bir tren, milyonlarca yolcu taşıyan sözcüklerden oluşuyor’’diye geçirdi içinden. Gece saat kaçtı, bilmiyordu. Sadece geceydi işte. Bir kutunun içinde.Karanlık. Kapı yok gibi hissediyordu. Daralmak üzereydi. ’’Kaygı’’ diye geçirdi içinden yada ‘’Endişe’.Dolunayın ışığıyla aydınlanmış yemyeşil çimler ve binalardan uzak, dağlarla komşu bir sedirden. Yüzünü okşayan ılık ayazdan bir an olsun mahrum olduğunu düşündü. Sadece bir an. Ve yerinden fırladı, gökyüzünü yaralamaya giden her füze kadar hızlı.Yazdı küçük bir kağıt parçasına ‘’Hayal Gücüm...’’En küçük zerreden başladı düşünmeye. Yine bir şelalenin ardındaki gizli bir mağara keşfetmiş, kendini bu fantastik dünyaya halı diye sermişti. En küçüğünden en küçüğüne indi ve onun da küçüğünde daima bir dünya, bir evren, bir sanat buldu. Gökyüzüne doğru yola çıktı. Gizli bir görevdi bu. Güneşe gidecekti. Onun sıcağını yüzünde hissetmenin hazzına varmak istiyordu. Yanına yaklaştı ve en büyüğün içinde de bir dünya onun da içinde yine bir evren ve onlarda da zihninin içindeki dünyalar kadar fizik kanunları buldu. Çok büyük bir sanattı. ’’Ama dolunay daha güzel…’’diye geçirdi içinden asırlık dostunu unutamazdı.
İlerleyemedi. Venüs’de mantı kapamaya gidecekti aslında. Yufkayı da kendi elleriyle açmıştı. Ama gidemedi işte. Kalbi daralıyor seslerini duyuyor duvarlar renkten renge giriyor buruşuyor, buruşuyor ve üzerine doğru geliyordu. Daima turlara seyahatlere çıkıyor ancak unutamıyordu. Dünyadaki cehennemin kavurucu ateşi bir kıvılcım halinde bütün yüreğini sarıyordu.Sanatı sevmeyenleri, sanata bakmayanları ve sanatçıyı görmeyenleri düşündü. Görüp de hakaret edenler daha bir yaktı gönlünü.Bütün dünyayı içine çekti bir nefeste. Dünyayı kurtarma edasıyla nazlı nazlı geri verirken –haşa-yaşamı, bir Necip Fazıl rüzgarı esti.’‘’Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde/ ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde? ’’Ölüm…Gözleri önündeki eserleri inkar edenleri ‘’A’’ Desen ‘’ Hayır yok öyle bir şey ‘’ diyecek cahillerin bile acziyetle kabul ettikleri gerçek…Uzun süre içinde tuttuğu nefesi mumu söndürmek için kullanacakken tam, durdu. Elini muma doğru uzattı. Sıcaklığı hissettiği. Bekledi, bekledi, bir misafir olan acı içeriye girmeye başladı. Ama direndi, ‘’Gelin, girin içeriye’’ diyordu adeta eli. Acı arttıkça yüreğindeki sıkıntı da arttı. Gözlerini kapadı. Gördü; karın altında titreyen çocuklar, köprü altında yaşamaları mahveden karlar, silah sesleri, diziler, filmler, bizi ‘’Biz’’ yapan değerler…10 yıl öncesi, 50 yıl öncesi, 90 yıl öncesi, 100 yıl öncesi, 300 yıl öncesi ve bugün.Tekrar  gözlerinin önünden geçti.

‘’Nasıl bu hale geldik?’’diyen, yüzünü, elinden daha çok yakan bir damla yaş süzüldü gözünden. Bugünün bir de yarınını gördü, mezar cihetinden.‘’Ey sanatçıyı inkar edip kendilerini çağdaş sananlar ve ey beni ben yapanları benden alıp götüren ve güneşin battığı yerde batıranlar! Kalbinizde yeşilden huzuru bulamamakla, elinizin altındaki mumun acısından bihaber olmakla neler yaptınız? Sizi boğacak olan ‘’Ah’’lar ile nasıl yaşadınız??’’ diye haykırmak istedi. Elini çekti yavaşça, tarihin üzerinden ve bir ‘’Ah ‘’geçirdi, içinden. Herkesin bir endişesi var işte. Seninki ne ? ‘’Yarın ne giyeceğim, sınavdan kaç alacağım, bu hayatta ne yapacağım, hangi üniversiteye gideceğim’’  endişesi  mi ?? Bunlar mı ?? Yalnızca fısıltı.Kalbim yine acıyor. Ama artık unutuyorum. Endişem mi??Tekrar hatırlamak, tekrar unutmak ve bu pis nehirdeki akıp gidenlerden biri olmak.