Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: düşgen1925
Eser Sıra Numarası: 230214eser15


                                                            ARMUT DİYORUM
       İrkilerek uyandım bu sabah. Aralık kalmış pencereden iri yağmur damlaları süzülüyordu içeri. Kalkıp pencereyi kapattım. Perdeyi çekerken güneşin henüz doğmadığını fark ettim. Saate baktım epey erkendi. Açlık da hissetmiyordum. Zaten son zamanlarda pek yemek yiyemiyordum. Üzerimi giyinip evden çıktım. Arabamı açmak için kartı yokladım. Ama unuttuğumu fark ettim. Aslında iyi olmuştu yürümek için bir bahane çıkmıştı.
Yeşil bir kurdele gibi engin denizi şehrin göbeğinde tutan uzun parkta yürüyordum şimdi.  Ağır adımlarla haşin dalgaların yumuşattığı büyük kayaların üstüne çıkıyorum sonra.  İnsan bu dalgaların sesleri arasında bile yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor.  İnsan geleceği düşündükçe yalnızlaşıyor ya da gelecek düşüncesi yalnızlaştırıyor insanı.  Gelecek!... Nasıl bir gelecek? Çocukken insan özlemle bu günlerin hayalini kuruyor.  Gelecek birçoğumuz için tıpkı İstanbul gibi. Geleceğin dünyası; dışarıdan baktığımızda ışıl ışıl ama bir o kadar yorgun, bezgin.  Otogar gibi vedalara -ölümlere- alışık, ama hala dimdik ayakta umutla. Birileri adalete yoldaşken, birilerinin güce yandaş olduğu bir gelecek. Kulakların, sağır önyargıların kalın duvarlar ördüğü bir dünya. Sanayi dumanları;  acımasızca kirletirken dünyamızı, sis içinde bırakırken geleceğimizi, düşünce yetimizi de buharlaştırmış dumanlarının arasına alarak. 'Kazanmayı zevk edinmiş zalimler" tarafından kullanılan düşüncelerimiz; geleceğimizi kazanabilecekken kaybetmemize neden oluyor.  Paraya tapanlar ve egosu yüksek olanlar cehaletin bitmemesini hatta çoğalmasını isterler. Sistem, bu düşünce yapısı üzerinde ilerler. Cahil yani saf olan, cehaletinin farkında değildir. Derin uyku ilacı ideolojik saplantıları, enjekte ederler bilinçaltlarına ve neye inanmaları isteniyorsa ona inandırılırlar;  kemikleşir o inanış, kim olursan ol kıramazsın o kemiği; bu daima böyleydi ve hala böyle. Belki de en büyük saflığımız sadece refaha kavuşmak isteyip tüm insanlığın hayatını yükseltmek için çalışmamamızdır. Peki ya insanların cehalet içinde yüzdüğü bir gelecek aynı zamanda kör bir gelecekse?
Kör, sağır ve dilsiz bir yığın…Küçücük ve aç çocukların çöp poşetlerini açmaya çalışırken ki gözyaşlarını, ninniler yerine makine takırtılarıyla büyüdüğünü göremeyen, mermi kovanlarından misket oynayan çocukların sıcacık kahkahalarını duyamayan ve kupkuru dudaklarından dökülen özgürlük türkülerini onlarla beraber söyleyemeyecek kadar dilsiz bir yığın… Daima devletin sınırları içinde yaşamaya çalışıyor, fakat sınırlar içindeki düşünce ve vicdanı genişletmeyi düşünmüyoruz. İnsanlığımızı; yukarı katları geniş pencereli ve bol havalı, aşağı ve bodrum katları karanlık ve rutubetli bir şatoya hapsediyoruz. Hükümetlerin değil, hüküm giymemiş zalimlerin" yönettiği bir gelecek. Muslukların ve yolların bozuk olduğunu fark eden ama insanların bozuk olduğunu fark etmeyen bir dünya.  


Acımasız kalem sahiplerinin, çılgın sevgiler ve şuursuz kinleri kullanarak haksızca elde ettikleri zaferlerden kurulu bir gelecek. İnsanların simit ve mendil yerine dostlarını sattığı bir gelecek. Küçükken bir tatlı gülümseme için şeker esirgemeyen bakkal amcanın yerini sürekli tüketen, her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen insanların aldığı bir gelecek. İzimlerin idrakimize taktığı prangalardan ilerleyemeyen ve takılıp düşen bir gelecek. Yaşamın uzun, emeklerin ucuz, hayallerin ise rüyalarda görmek için kurulduğu bir gelecek. Hâlbuki hayallerin rüyalarda kalması ne acı! Hayallerin vergisi bile yok. 

Hayal kurmak için gökleri parsellemeye de gerek yok, insanlığımızı satmayalım yeter.Dünyanın duvarlarla bölünmediği, düşüncenin korkusuzca söylenebildiği, insanların sorumluluk yüklediği için düşünmekten, dünyaya iyi bir şey vermediği için ölmekten, eleştirileceği için konuşmaktan, sevgi duvarlarının ön yargı duvarlarından güçlü olduğunu görerek sevmekten korkmadığı; bir avuç menfaat için haysiyetini satmadığı; tıpkı insanlar gibi aç devletlerin,  karınlarını doyuran petrol için başkalarının kuklası olmadığı, paranın savaşın aracı olunca bol, fakiri doyurmaya gelince ipe serilmediği, etniğin emekten üstün olmadığı ve kavganın kardeşlikten daha önemli olmadığı bir gelecek.Gelecek, İstanbul gibi…Bir yakası umutlardan kurulu, bir yakası duygusuzluktan yıkılı.Gülmek, kahkaha atmak değil miydi gelecek?Basit bir tebessümün ötesinde tuhaf bakışlara maruz kalıyorken; kahkaha atmak cesaret istiyor doğrusu şimdilerde.
Gelecek;lüks evler, pahalı arabalar, menfaat peşinde harcanan zamanlar  karşılığında alacaksa benden umutlarımı; ailemi, sevdiklerimi, düşüncelerimi, gerçek dostlarımı, kahkahalarımı,sevgimi,sevenlerimi, özgürlüğümü, hapsedecekse sisli bir sanayi  dünyasına...
       Gelecek, ısrarla git! Söz veriyorum, asla küçük bir çocuk sevinciyle ‘elma!" demem..


önceki eser / sonraki eser