Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ersay1719
Eser Sıra Numarası: 230214eser44


LİSTE
Çantamı kaptığım gibi yola fırladım. Daha evden çıkmadan otobüsü kaçıracağım endişesi içimi sarmıştı. Sağanağa çeviren yağmurdan korunmak için durağa sığınan insanları görünce rahatladım. Anlaşılan otobüs henüz gelmemişti. Durağa çarpan her damla onlarca parçaya ayrılırken ceplerimi karıştırıyordum. Birden içime bir ağırlık çöktü. Bir telaş, bir endişe. Ya cüzdanımı evde unuttuysam? Aceleyle çantamı karıştırıp cüzdanımı bulduğumda yeşil şeritli otobüsüm de gelmişti. İki basamak çıkıp kendime güzel bir cam kenarı buldum. İçimde cüzdanımı unutmuş olabilme endişesi yerini rahatlığa bırakırken ben de hayalle karışık düşüncelere daldım. Zihnimdeki düşünce labirentlerinin bir koridorunda geleceğe dair endişelerimin tamamı duruyordu.
Endişenin ne demek olduğunu düşünürken bir yandan da telaffuzunu dilime doladığımı fark ettim. Belleğimdeki sayfaları karıştırırken aradığım tanımı buldum. İşte, kötü bir şey olabileceğine dair hissedilen duygu, kaygı veya tasa demekmiş. Zihnimdeki labirente geri döndüm. Her insan gibi doğuştan gelen bir öngörü becerim vardı. Bu özellik de bende çeşitli kaygıların oluşmasına yol açıyordu. Teker teker koydum önüme, cebimden çıkartıp masaya dizer gibi koydum. Gördüm ki öğrenci olmamdan dolayı bir üniversite endişem vardı. Seçeceğim bölüm, edineceğim meslek, kazanacağım maaş, evleneceğim kişi endişeleri de peş peşe ardından geldi zaten. Sadece bu kadar da değil. Gerektiğinde atamın, dedemin canını verdiği ülkem nereye gidiyordu? İnsanlık nereye gidiyordu? Çocuklarıma yaşanabilir bir dünya kalacak mıydı? Kaygılarımın boyutları da zaman içinde farklılıklar gösteriyordu. Kapsamı ne kadar genişse etkisi de o kadar fazla.Çukurdan geçen tekerin sarsıntısıyla kendime geldim. Birkaç defa esneyerek etrafa bakındım. Otobüsün içindeki insanlar telaşla birbirlerine bir şeyler anlatıp arada bir saatlerine bakıyorlardı. Yavaş gittiklerini de hesap ederek başlarını bir sağa bir sola sallayıp şikayet ediyorlardı. Belli ki onlar da bir şeylerden dolayı kaygılıydılar. Kim bilir hangisi nereye yetişecekti? 

Eğer öyle olmasaydı, hamle yapmayı bekleyen sabırsız satranç taşları gibi yan yana dizilmezlerdi. Bir müddet daha onları gözlemledikten sonra yarım kalan ‘‘endişeler listeme’’ yenilerini ekledim. Zihnimde uzayıp giden listeye baktığımda günlük, küçük, güncel, ileriye yönelik, başkaları için duyulan gibi başlıklar altında toplayabileceğim pek çok endişem olmuştu. Yol boyunca bütün düşüncelerimi birleştirip bir şehir yapmıştım ve her sokağını tek tek dolaştım. Endişeler şehri kırık camlı evleri ve değişken silüeti ile etrafa belirsizlik saçıyordu. Beni asıl zorlayan bu şehrin özellikle kenar mahallelerinde artan belirsizlik oldu. Bence insanın geleceğe yönelik kaygılar taşımasında en büyük etken bu belirsizlik olmalı. Artık endişe, kaygı, tasa diyecek halim bile kalmamıştı. Bunları bu kadar düşünmek zihnimi öyle yormuştu ki... Üstelik aynı kelimeleri defalarca tekrar ettiğim için artık anlamsızlaşmaya başlamıştı, içi boşalmış kelimeler oluvermişti ya da bana öyle geliyordu. 
Eh artık bu yolculuk da gerçekten uzamaya başlamıştı, yollar git git bitmiyor, ardı arkası kesilmeyen evler tükenmek bilmiyordu. Öyle ki neredeyse, yanlış otobüse mi bindim, diye endişe duyacaktım.