Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: gecefeneri2014
Eser Sıra Numarası: 210214eser09



                                                      YUKARIDAN BAKABİLMEK
       Öngörme yetisi, özgür düşüncenin ürünü, geniş bir bakış açısına sahip insanların becerisidir.Öngörme dediğimiz şey mantık ve zeka gerektirir.Bir şeyi öngörmeniz için öncelikle içinde bulunduğunuz zamandan  ve geçmişten parçaları yakalayıp onları zekice birleştirmeniz  sonra da gelecekte olabilecekleri tahmin etmeniz gerekir. Bunu yapabilmek için de  at gözlüklerinizi çıkarmalı,her yeri görebilecek yükseklikte  geniş bir pencereden bakmalısınız.O pencerenin önüne gelebilmiş insanların  öngörme becerisi vardır.Kimi insan bu özelliğe çok genç yaşta sahip olurken, kimisi yaşamı boyunca öngörünün bir kez bile farkına varmaz. Bu özellik  kişiye  kimi zaman bir ödül,kimi zamanda  bir cezadır.Çünkü bu yetiye sahip her insan artık geleceğe yönelik kaygıları içinde taşır.Çünkü siz, artık düşünen ve parçaları birleştiren bir birey olursunuz;  bazı  şeyleri algılar ve gelecekte sizi nelerin beklediğini görmeye başlarsınız.Bu da sizde endişe yaratır.Çoğu insan gibi, benim de gelecekle ilgili kaygılarım var.Bu tür kaygıları taşımayan birinin,tam olarak yaşadığını düşünmüyorum.Böyle  bir kişi, hayatı  öylesine akışına bırakmış; sürükleniyordur bence.Onlar,kader  ya da  başka bir bahane  ile her şeyi boşlayıp yaşamdan bir beklentisi olmayan insanlardır.Beklentiler kaygılara gebedir; beklentiniz yoksa kaygınız da yoktur.Benim de gelecekle ilgili kaygılarım var:Kendim, ailem ve dünya ile ilgili.
Gelecek koskoca bir bilinmeyen olduğu için herkes gibi beni de korkutuyor.Geleceğime fener tutmaya çalışsam da,ışığın bittiği noktanın ilerisi beni kaygılandırıyor.Geleceğim  ile ilgili güzel hayallerim var.Aslında hangimizin yok ki? 50 yaşımıza da gelsek, hayallerimiz hep olacak.Bizi biz yapan onlardır belki de. İlk hayalini kurduğum şey kendime ait bir iş,daha sonra görmek istediğim her yere gitmek, güçlü ve sağlıklı bir aile, iyi bir yaşlılık…Bunlar benim hayattan beklentilerim.Ve bu yüzden geleceğe dair kaygılarım var.
Şimdilerde en büyük kaygım,  seçkin bir üniversitenin iyi bir bölümüne yerleşmek.Üniversite, çoğu insan gibi benim için de  iyi bir geleceğe açılan kapı.Sürekli değişen eğitim sisteminin içinde, fener tutsanız dahi bu, sizin iyi bir üniversiteye yerleşmeniz için yeterli değil; bir öğrenci olarak kendinizi  içinde bulunduğunuz şartlara tam adapte etmişken bir bakıyorsunuz ki  her şey değişmiş,yeni bir eğitim sisteminin içindesiniz.Sistemi, kazanın içindeki çorba gibi düşünün; biri sürekli o çorbayı karıştırıyor ve çorbaya sürekli yeni malzemeler ekliyor.Bu durum bizde motivasyon düşüklüğü  yapıyor ve başarımızı etkiliyor. Bu etkiler,gençlerin  üniversite yolunda karşılaştıkları taşlardır.Eğer üniversiteye giden  yolda kendimi ve içinde bulunduğum sistemi yeterince tanıyamazsam, başarımın düşeceğini düşünüyorum ve bu,eminim ki sadece benim kaygım değil. Son dönemde eğitim sistemine katılan malzemelerden biri  de teknoloji. İnsanoğlu son 50 yılda teknolojide gözle görülür bir sıçrama yaptı. Ve teknoloji bu sıçrayışla hayatımızın her yerine,her anına girdi.Okullarda  görsel ve işitsel pek çok teknolojik  ürün kullanılarak dersler destekleniyor.Ancak bu da beraberinde yeni kaygılar getiriyor; eğitimde, teknolojik desteği kararında bırakacak mıyız; yoksa teknoloji, eğitime zarar mı verecek? İleride öğretmenler olacak mı?Eğer öğretmenler olmazsa eğitim, ne kadar sağlıklı olacak? Sadece öğrenciler değil endişelenen, aileler hatta öğretmenler de bu kaygıları taşıyor.Çünkü onlar da bu sistemin bir parçası  ve daha da  önemlisi sizin başarınız ve mutluluğunuz, onların mutluluğu demektir.
Ayrıca  teknolojinin kaygı yaratan tek tarafı, bu değil.Geçen günlerde,İstanbul’un en kalabalık meydanlarından birinde broşür dağıtan bir arkadaşım,sohbet sırasında şöyle bir cümle kurdu: “İnsanlara broşürleri uzatıp günaydın gibi sözler söylüyorum,ama kimse bakmıyor.Sonra dikkatimi çekti, kimse elindeki telefondan kafasını kaldırmıyor ki beni görüp uzattığım şeyi alsın!”.Teknolojiyi biz yarattık ve kendi yarattığımız şeyin esiri olduk.İnsanlar yollarda yürürken,evde ya da dışarıda  arkadaşlarıyla birlikteyken anı yaşamak yerine ellerindeki telefonlarına, odalarındaki bilgisayarlara ya da televizyonlara yöneliyorlar.Ve ne olacağını öngörebilen herkes,içinde birbirine benzer kaygılar taşıyor; teknoloji bizi birbirimizden ayıracak. Sosyalleştiğimizi düşünürken yalnızlaşacağız aslında.
   Ve teknolojinin bizden tek götürüsü bu değil sadece.Hızla gelişen ve değişen teknoloji beraberinde bir çok gelişmeyi getiriyor ; ama teknolojinin kötü tarafı, sahip olmadığımız sadece gelecek kuşaklar için bize emanet edilen bu dünyayı tüketmesi. Doğa, kendi içinde bir dengeye sahip, dışarıdan bir müdahale edildiğinde bu denge bozuluyor. Bu  bozulma da domino etkisi yaratıyor.Doğa, bu dünyanın sahibidir.Ve bir misafir olan bizler, ona kötü davranırsak, bize aynı şekilde karşılık vermekten çekinmeyecektir.Güçlü olmaya öylesine açız ki, geliştirdiğimiz teknolojiyi kullanıp asıl ihtiyacımız olan doğayı mahvediyoruz.Ama o bizi hiç unutmuyor, güçlenen fırtınaları,  artan felaketleriyle kendini hatırlatıp bizden yardım istiyor.O büyük pencereden bakanlar,  bugün bazı şeyleri öngörüyor ve tek bir şey yüzünden kaygılanıyorlar: Doğa hepimizden daha güçlü.
Teknoloji, sistem, doğa, aile, arkadaş,eş…Kaygılanacak çok şey var, aslına bakarsanız. Gelecek koskoca bir bilinmez iken nasıl kaygılanmayacaksınız ki?Eğer siz o pencerenin önüne gelmişseniz, öngördüğünüz şeyler doğrultusunda korkmak ve paniğe kapılmak yerine önlem alın. Bugünün şartlarını değiştirirseniz eğer, öngörünüz değişir.Bugün ne kadar huzurlu ve mutlu iseniz,yarın için kaygılar o denli az olur. Gelecek her zaman sizin ellerinizde, ona şekil verin, onu yönlendirin. Gelecekle ilgili endişelerinizin  sizi yenmesine izin vermeyin. Benim en büyük endişem,  kaygılarım yüzünden pes etmek ve geleceğime yön vermek yerine onu zamana bırakmak.Çünkü hayat, siz çabalamadığınız sürece istediklerinizi size  vermez., siz ondan almalısınız.
      Siz o pencerenin önüne geldiğinizde kat ettiğiniz yola ve o yolda mücadele veren insanlara bakın. Sizinle aynı yolları paylaşan,aynı tümseklerde tökezleyen o insanlar birer birer yanınıza gelecektir.Birlikte geleceğe daha güçlü bir fener tutacak, karanlıkları azaltacaksınız. Sonra o pencerenin önünde düşünmeyi öğrenmiş binlerce insan  bulacaksınız. Siz düşündükçe çözümler çoğalacak, kaygılar azalacak.. Belki o gün daha mutlu insanlar oluruz geleceğe yönelik kaygılarımız olmadan?