Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: gökyüzü0712
Eser Sıra Numarası: 210214eser04


                                  ENDİŞELERİMDEN DOĞAN SEVGİ
        İnsanlar doğar, büyür ve hayat hakkında telaşları, merakları tıpkı onlar gibi büyümeye başlar. Bunlara bir cevap arama isteği oluşur içlerinde. Kimisinin hayatında mutluluk daha ön plandadır, hayata dair fazla telaşı olmaz onların, yalnızca cevaplarını merak ettikleri sorular olur akıllarında. Kimisi her zaman mutlu değildir; çok zorluklar, huzursuzluklar ve telaşlar yaşar. Benim hayatımda kötü giden hiçbir şey yok. Sevdiğim insanlarla çevrili, mutlu, küçücük bir hayatım var. Bu yüzden de geleceğe dair tek endişem, o küçük dünyamı aydınlatan insanları kaybetmek.
“Sevdiği birini kaybetmek” hissini herkes anlayamaz. Herkes “Çok iyi anlıyorum” diyebilir belki ama hayır, anlayamazlar. Sevdiği birini öldüğü için de kaybetmiş olabilir biri; o kişiyi terkettiği, o küçücük dünyasında ondan eksik ve ayrı kıldığı içinde kaybedebilir. Çok mutluyken bir gün “Ya o olmasaydı?” diye ak lına bir soru düştüğü zaman, işte o zaman endişelerin geleceğe yönelik sıkıntısı hissedilir. İnsanoğlu mutlu ya da mutsuz olduğu her an arar sevdiklerini. Bazen iyi bir haberin sevincini paylaşmak, bazen bir üzüntüsünün ona yüklediği kederi paylaşabilmek için arar onu. “O” bir arkadaş, kardeş, anne, baba, sevgili, eş ya da sadece sevdiği biridir insanın. Mesela ben bir keresinde çok sevdim birini. Hatta öyle çok sevdim ki, o diğer sevdiklerim anlamsızlaştı onun yanında. İşte o zamandan beri hayatımdaki tek korku “o”nu kaybetmek oldu. Aylar sonra sorgulamaya başlamak yerine daha tanıştığımızın ilk gününden bilseydim “Ya onu kaybettiğimde ne yapacağım? Her şey eskisi gibi olacak mı?Bir başka insan yerini doldurabilecek mi?” diye sormasını, mutlu olmak daha da kolaylaşırdı belki de.
        Bir gün o çok sevdiğim kişiyi kaybetmiştim elbette. İşte o zaman bir anlığına endişelerim bir avantajdı benim için. Sanki o zamana kadar yaşadığım o “mutsuz son” öngörüsü, o korku hazırlamıştı beni yokluğuna. Onca zaman o kişiyi derinlerinde yaşatan, kendinden bir parça yapan ben değilmişim gibiydi, onca anı hiç yaşanmamış gibi… O endişeler aylar boyu beni iyi bir şekilde taşıdı, sanki çok sevdiğim birini kaybetmemişim gibi ama sonrasında yıllarca ağlattı. O zamandan beri birini kaybetme korkusundan korkar oldum ben. Sanırım bu korkuda sevmeye başladıktan çok sonra içimize düşüyor, bunu biraz geç öğrendim. Sorsalardı eğer o korkuyla seveceğimi bilsem yine sever miydim diye; evet, gözümü bile kırpmadan severdim. Yine de acıların da hayatın bir bütünü, bu korkuların da onları tamamlayan parçalar olduğunu düşünmekten de vazgeçmedim. Çünkü korkularım bitseydi eğer, ölürdüm. Neyseki bunu da geç öğrenmiştim. Endişeleri, korkuları bırakmayı geç öğrenmek güzeldi aslında. İnsanın doğasında vardı, ölecekti ama en azından çekeceklerine rağmen sevmeyi ve kaybetmeyi öğrenmişti. Korkusu da tuzu olsundu. Ancak her korkunun, her endişenin sonuydu ve insan öldü..