Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: gönül pınarı5153
Eser Sıra Numarası: 230214eser37


                                               SALINCAKTA İLK ADIM DÜŞLERİ
        Yeryüzü sonsuz cennet, kalanlar için! Gözlerimizi bilinmeze açarken bizler -elimizde olan tek şeye- sıcak gülücüklerimize sığınışımız çokta uzak değildir.Tek adımda tüm dünyayı göğüsleyebilme dürtüsü, tek hecede tüm dünya dillerine hakim olunası yakınlık, büyümek için yıllarca verilen çabadan, atılan yığınla adımdan ilk adımlar…Sevgi gösterileri belki tarafımıza açılan kalplere, sonra yeniden ışık ve ışık…Apaydınlık sabahlarda kapımızı çalan zamana kapıyı açabildiğimiz kadar açmaya, arkamızdaki dünya karanlığında ona geçtiği yolları aydınlatacak kadar ışık sunabilmeye  çalışırdık sanki gülücüklerimizle.Gülerdik gülerdik ki o kadar aydınlık olsun gecelerimiz, gündüzlerimiz..Yerlere kadar örtündüğümüz kalın perdelerimizin arasından evimize dünyalar, dünyalarımıza baharlar doldurmaya koşardık mesela.Zaman merdivenlerimizi arşınlarken gördük ki dört duvarımıza zar zor sızdırdığımız ışığı ne saklayıp bir köşeye kaldırabildik ne de evimizin kararan yüzüne yettirebildik. Bizde her merdiven çıkışımızda, bir de pencereye koştuk…
Zamanın ardından koşmanın bu denli zor olacağını nereden bilebilirdik. Bir gölgenin ardından koşarken gölgemizden kaçınabileceğimizi, düştükçe düşebilmekten başlayıp düştükçe kalkmayı öğrenmeye giden bu kümede neyi hangi sıraya koyacağımızı nereden öğrenebilirdik?
Yürümeye devam ettikçe hep bir şeylerden kaçındık, saklandık ve saklanıyoruz. Erkek gibi duramadığımız durumların karşısında şimdi de korkuyoruz. Tam anlamıyla korkmak, bir adımdan ötekine taşıdığımız. Yürümekten çok sürükleyen bu güce tutsak yaşamak zorunda oluşumuz bir zorundalık mı daha öğrenebilmiş değiliz.
Tam anlamıyla korkuyoruz hayattan! Gelecek fikrinin bizi çöller aşırı savurmasından korkuyoruz. Çöldeki bir kum tanesi gibi milyonlarcasıyla çarpışıp darmadağın olmaktan.. Aynalardan, karanlığa yansımaktan, beyazdan korkar olmaktan korkuyoruz. Tek yönlü fikir tuzaklarından, bir kervanın peşinde yıllarca dolaşmaktan, bir çember etrafında ömür tüketmekten korkuyoruz. Tahammül edememekten hayata, ettiklerimizden de hesap sorar olmaktan, yaşadıkça tüketmeyi öğrenmekten, tükettikçe tükenmekten korkuyoruz. Kırmaktan, kırılmaktan gidip de dönememekten korkuyoruz. Bir deyişle “yaktığımız gemilerin tenhalarında canımız yandıkça baktığımız kendimize, yıldızlardan daha uzak olmaktan“ korkuyoruz.
Dönmeyi öğrenmiş dünyadan durmasını beklemek ne denli boş bir umut olur değil mi? Artık geçmişe savurmak zorunda olduğumuz bugünü elimizde tutmak mümkün olsaydı keşke. Ya da yeryüzünde bize de bir kapı, insanlık uğruna bir dava düşseydi. Öyle bir dava ki insanlığın tozunun silinip gitmesine mani olmak amacı olsa, ismi yalnızca kalplerde yer bulsaydı. Tevazu zinciriyle kalpler, diller bağlanabilseydi de insanlar, bu kukla oyununda can bulup sahneyi terk edebilselerdi. Büyük bir sahnede asıl oyunun doğaçlama oynandığını keşke idrak edebilselerdi. Belki böylece ebedi bir çocukluğa son verilebilir, biraz olsun büyüme fırsatını yakalayabilirdik.
Büyümek; göklere dikilmiş gözlerde uçuşan rengarenk uçurtmaları indirmeye yetmedi. Gözler hep havada, hep beklentiyle kaldı. Büyüyemediler..! Onlar büyüyemeyince bizi de büyütmediler. Baktık büyüyemiyoruz; bizde gülüşlerimizi soldurduk, yüzlerimizi dondurduk, somut insanlar olduk. Dışımızı büyüttük ancak içimiz çocuk kaldı.      
Şimdi korkuyoruz! Büyük göründükçe aldığımız yükler altında kalmaktan, hiç dinmeyecek bir büyüme telaşı içinde içimizdeki çocuğu da çirkinleştirmekten korkuyoruz. Dünyayı ayaklarımız altında çiğnemekten, bencilliğin karartacağı gözlerimizi saflığa, temizliğe, merhamete diğer insanların içindeki tertemiz çocuklara, kalbimizi hiç yakmamacasına sıcacık kalplere dikmekten korkuyoruz. Üşütmekten, dondurmaktan, karartmaktan korkuyoruz. İnsanların içten pazarlıklarının boy verdiği bu dev ekranda pazarlığa başlamaktan, insan alıp heykel satmaktan korkuyoruz.
        Gün gelip pişmanlıklarımıza döndüğümüzde açamadığımız kapılar önünde beklemekten, ışıkların birer birer sönüşü ile kapanan dünya sahnesinden hiç inememekten tedirgin aynı zamanda kapanan gözlerimizle ölüme kalınan tutukluluktan ayrılabilmeyi çok mu çok istiyoruz.