Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: güneş2602
Eser Sıra Numarası: 230214eser66


                                            KARANLIĞA DİRENMEK

Ölüm,
Ummadık anda girer insanın hayatına. Onu çok iyi tanımamıza rağmen getireceği sonsuzluğun ayı,  günü,  saati yoktur. Belki de bu yüzden insanın yüreğinde  gittikçe büyüyen korkudur. An vardır sadece ölüme dair: Ruhun bedene veda ettiği an !...
Benimse üzerinde durmak istediğim daha farklı bir yok oluş:
Umutsuzluk..
Umudun olmadığı kalpte baş edilemez kaygılar kök salar.
Kaygı bir ayrık ot gibidir. Girdiği yürekten çıkmayı bilmez. Kötü huylu ve inatçı ise kanını emer o insanın, ışığını söndürür. Yolundan çevirir, uçurumun dibine sürükler ve bir sarmaşık misali korkuya boyar dünyayı.
Çağımızın en büyük hastalığı kaygı. Gelecek kaygısı…
Zaman zaman beni de esiri ediyor. Filizlenip meyve vermeme engel olan, gençliğimin baharını bana zehir eden şu günümüz dünyası, zehirli dikenlerini saplıyor kalbime hiç acımadan. “Acaba yarın …” ile başlayan sonu gelmez karanlık soruları zihnime ekiyor ve nifak sokuyor aramıza gökyüzündeki yıldızlarla. Ben bulutlara çıkmak, güneş ile ısınmak, yıldızlarla dans edip ay gibi parlamak isterken bu insanlık cehennemi bana da kara bulaştırıyor. Ve bazen gark oluyorum uçsuz bucaksız karanlığın içine. Savaşmak ağır geliyor. Pes etmekse ödül gibi parıldıyor karşımda bazen.
Umut fakirin ekmeği derler ya halk ağzında. Bu çalınıyor kulağıma o sıra. Umut temizliyor kalbimin katran karası zehrini. İnancım deniz fenerim oluyor ve ışığı eritiyor belimi büken kaygı kütlesini.
Umut bana göre hayatın kendisi oluveriyor. Öğretiyor ki bana hayat, kendimden başka hiç kimse bana barışı getiremez. Ve yine öğreniyorum ki hiçbir zafere çiçekli yoldan gidilmez. Karanlık aydınlığı doğurur ve her aydınlık içinde bir karanlık barındırır. Güzeli tanımak için çirkine selam vermiş olman gerekir. Başarıyı tatlı kılan da ona gidilen yolda çektiğin cefa değil midir?
Büyük işleri alt etmenin yolu ölçüsüzlüktür. Sevginin bile ölçüsüzlüğü insanı öldürür. Dünyayı kendine cehennem kılan bireyler, bu bilgisizliğin kurbanıdırlar. İşte kaygının da aşırısı başarısızlığın anahtarıdır.
Ya yapamazsam korkusu, yarın  ne olacak kaygısı, başarısızlığa uğrarsam düşüncesi derken, üst üste yığılan karanlık düşünceler geleceğimizi karartmakla kalmaz bugünümüzü de yerle bir eder. Halbuki en sıradan işlerin bile büyük başarılar getirme potansiyeli vardır. Ve her işin başı inanmaktan geçer.  Mesela ben inanmasam, bu satırları doldurmaya hiç yeltenmezdim bile. Başarısızlık kaygısı zihnimi yoklamadı desem yalan olur. Daha ilk denememde pes etmiştim. Neme lazım rezil olma durumu da vardı işin sonunda. Bir süre unuttum yazı yazmayı. Ancak kaygılarım gün be gün artıyor ve nefes almak dahi ağır geliyordu bedenime. Bir başarısızlık bir diğerini sürüklüyordu peşi sıra. Ve yılgınlık daha da yere eğiyordu omuzlarımı. Ne olduysa aniden karar verdim direnmeye. Işığı gördüm ve sıkıca ona tutundum. Sayfalar karaladım boş yere. Hepsi çöp kutusunu boyladı art arda. En son şu iki sayfa kaldı elimde. “ Ya olmazsa” ların yerini Nasreddin Hoca misali “ya tutarsa” umudu kapladı.
Aslında ben zihnimdeki karanlık bulutları dağıtmak için bir şimşek çaktım. Kaygıların esiri olmaktansa esirim olsunlar dedim. Kaygılarım yelkenime  rüzgar oldu. Onlara  hükmederek  rotamı doğru seçtim ve rüzgarımı arkama alıp derin okyanuslarda güneşin doğduğu yere, gökkuşağının  izini sürmeye koyuldum. Dolayısıyla ben kendi geleceğimi sizinle paylaşmak istedim. Kaygı, korku ve endişelerimle içinizi karartacağıma, inanç, çaba ve umutlarımla gününüzü aydınlatmak istedim.
Merhaba gelecek seninle barış imzalamaya geldim.
Ey hayat ;  toprağında ağaç olmaya, ağacımda meyve vermeye ant  içtim