Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: hakime9166
Eser Sıra Numarası: 200214eser23




                                                            ENDİŞELERİM 
          Endişelerim,başıma gelmesinden korktuğum şeyler...Çok eskilerden anlatmak istiyorum,1999 yılına girmeden bir ay önceyi.Beni dünyaya  getiren eli öpülesi o mübarek kadın: Annem.Evlat elli yaşına gelir, annesinin gözünde hala çocuktur, anne elli yaşına gelir hep ilk günkü gibi kokuyordur.
Bu yüzden endişelerimi düşünmeye başladığımda aklıma ilk gelen şey annesiz kalmak oldu.Ben bilmiyorum annesizliğin ne olduğunu, ben bilmiyorum bu ışıklı dünyada karanlığı yaşamayı, ben bilmiyorum, eşsiz bir kokunun hasretini. Annesini kaybetmiş bir çocuğu görünce ağlayan ben; annesiz, yarım kalmaktan endişeleniyorum. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil, herkes her şeyi kabullenemez.Öğrenmeyeceğim, kabul etmeyeceğim, çünkü bunu kabul etmek demek, eksik olmak demek, bir kolun, bir bacağın, bir gözün, ömrünün diğer yarısı olmayacak demek. Oysa ben hep yaşlılığımı hep merak etmişimdir.Yaşayamamaktan, annesiz yaşamaya devam etmekten endişeleniyorum.
 Hayat devam ediyor, biz büyüyoruz, her gün yeni şeylerle tanışıyoruz. Biz büyüdükçe sorumluluklarımız da artar. Bize sorulmaz.Büyümüşsek sorumlulukları sırtlanmak zorundayızdır.Herkes büyür, lakin herkes her sorumluluğu taşıyamaz, altında ezilir.Aslında hayat normalden biraz daha uzun süren bir yakalamacılıktan ibarettir. Zaman geçer bizler de onu yakalamaya çalışırız.Tabi bunu yaparken yaşımızın bedeli sorumluluklarımız, hep omuzlarımızdadır.Bir baba için çocuğu dert olmuşsa,o diz çökmüştür sorumlulukları önünde.  Sorumluluklar yıkmıştır onu,çünkü bir baba çocuğuna bakmakla sorumludur, dert ise bir yenilginin hayatımıza yansımasıdır.Ben de yıkılmaktan endişeleniyorum.Sorumluluklarımın altında ezilmekten,bu oyunu kaybetmekten endişeleniyorum.
Mecbur olmadığımız şeyler de var hayatımızda lakin biz onları tabiri caizse eskitmeden çöpe atıyoruz. Etrafıma bakıyorum da insanlar hep anlamsız bir matem içerisinde.Hayat bu kadar mı zor?Tebessüm edebileceğimiz hiçbir şey yok mu artık? Yıllar önce izlediğim bir filmdeki kısa bir repliğe bile defalarca gülebilirim ben. Şimdilerde ise suç işliyormuşum gibi geliyor.Çocuklar, en çok gülmesi gerekenler, onlar bile hayata dair bir kavga içerisinde. Gülmek, tebessüm etmek unutulmuş sanki, hiç olmamış gibi. Onlar, unutmuş ben de unutmaktan endişeleniyorum. İnsanız, zor  olanı bulur, inatla yaparız. İnsan gülmek için on yedi kasını kullanırken, sadece kaşlarını çatmak için kırk üç kasını kullanıyor.Biz inatla zor olanı yapıyoruz. Kolaya kaçmak iyi bir şey değildir, ama sanırım bu defa kolaya kaçmak istiyorum.
Aslında artık herkes kolaya kaçıyor, konuşmak yerine ebediyen susturuyor. Küçükten büyüğe birçoğumuzun hemen hemen her gün bir kez daha tanık olduğu ölümler yaşanıyor bir vatan ötede. Açlıktan ölenler, yalvararak ölenler, bir insafsız kurşuna hedef olanlar, evleri yıkılıp yuvasız kalanlar... Ben hala akla mantığa uyduramadım ama insanlar çok iyi biliyor öldürmeyi. Ve ben bu vahşetin daha fazla can almasından endişeleniyorum. Sebep ne, paylaşılamayan, az gelen veya çok gelip insanları bu kadar vicdansız yapan ne bilmiyorum. Canım yanıyor, sol yanımda bir sızıdır hiç dinmiyor. Lakin vahşet hiç bitmiyor. Hep varmış. 103'ü çocuk 768 kişinin öldüğü Struma Olayı, tarihimizin kanlı destanı Çanakkale, Suriye' de 2011' den bu yana ölen 101 bin 513 kişi. Bu sayılar zaten fazlasıyla korkunç.Daha fazlasından endişeleniyorum.
Endişelerim.Saydıklarım ve sayabileceklerim dışında milyonlarcası var. Hep olmuş ve olacaktır. Ve aslında Bence her varlığın bir endişesi, bir korkusu, vardır. Herkesin bir derdi olduğu gibi , somut veya soyut ayırmaksızın her şeyin endişesi, başına gelmesinden korktuğu bir şeyi vardır.
Mesela ben acıması olmayan bu dünyada, çaresiz olsaydım, çaresizliğime çare olduğumu unutmaktan endişelenirdim; zamanın tutulamadığı bu dünyada,  boş iş olsaydım, benimle uğraşanlara yetememekten endişelenirdim; her şeye hemencecik alışılan bu dünyada, kötülük olsaydım, can yakamamaktan endişelenirdim; sevginin menfaate bağlandığı bu dünyada, bir mektup olsaydım, vedaların yazılmasından endişelenirdim; hak edenin hakkını alamadığı bu dünyada, bir veda busesi olsaydım, çok görülmekten endişelenirdim; duyulmaması gereken bütün sırların kulaktan kulağa oynadığı bu dünyada, bir gizem olsaydım, niteliğimi yitirmekten endişelenirdim; vefasızlığın hiç korkmadığı bu dünyada, bir anne olsaydım, evladımın bu dünyayla tanışmasından endişelenirdim; pek çok yok oluşun olduğu bu dünyada, bir güzel söz olsaydım, art niyet aranmasından endişelenirdim.
          Endişeler, bazen yolumuza taş koyar, bazen de öyle bir korkular salar ki içimize, başımıza gelmesin diye elimizden geleni, bir an düşünmeden yaparız. Endişelerim, endişelerimiz onlarla da zor, onlarsız da. Karar veremiyorum, onlarsız olmak mı, onlarla her an korkmak mı? Seçemiyorum, artık kararsız kalmaktan da endişeleniyorum.