Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: hattori5114
Eser Sıra Numarası: 230214eser80


                                                  UYAN ÇOK GEÇ OLMADAN
       ‘Zaman her şeyi değiştirir.’der, Herakleitos. Xeono ise “Her şey durgundur.” diyerek karşı çıkar ona. Her ikisinin  felsefesinin de mantıklı gerekçeleri vardır kendilerince. Kimin haklı olduğuna karar vermek, ikisinden birinin tezini çürütmek için uzun yıllar bu konu üzerinde düşünmek gerekir. Biz bu duruma duygular açısından bakarsak –ki insan duygu yüklü bir varlıktır- sahip olduğumuz değerlerin zaman içinde değiştiğini görürüz. Ancak bu değişimi kısa vadede fark etmek nerdeyse imkânsızdır. Metafiziksel yaklaşımlar içinde hapsolmuş bir toplumun, etrafında olup bitenleri akıl süzgecinden geçirmekten yoksun olması kadar muhtemel bir şey yoktur. Topluma metafizik aşılanması sonucu materyalist düşünce seyrekleşmiştir. Bu da insanları genel olarak rahata alıştırmış ve karmaşık düşünme yöntemlerini yok etmiştir. Son olarak gelen pragmatizmle (faydacılık), kurnazca planlanmış bir oyunun adeta domino taşları gibi işlediği apaçık ortaya çıkmıştır. Bu kargaşada, zaman içinde kaybettiğimiz değerlerin önemini kavradığımızda çok geç olacak gibi gözüküyor.
Tükettirmeye yönelik dayatmalar farkında olunmadan farklı toplumları ve insanları tek tipleştirdi. Gelişmemiş ya da geliştirilmemiş toplumlar gelişmişlerden bilim ve teknolojiyi satın alırken onların yanında dillerini, kültürlerini de satın aldılar.    Hollywood ile başlayan, toplumların kültürlerini, gelenek ve göreneklerini köreltme hareketi tüm dünyada yavaş yavaş başarıyla ilerledi.  Günümüzün küreselleşen dünyasında kültürel farklılıklar minimum seviyeye indirilmeye çalışılıyor. Önce işe toplumun en küçük yapı birimi olan aileden başlanıyor. Aile içindeki saygılı tutum ve davranışlar, ithal ya da onlara özenilerek yapılan filmler ve diziler yoluyla yavaş yavaş yok ediliyor.  Sonra bize kendi kimliğimizi unutturan  toplumsal ve etik değerler  genelleştiriliyor. Örneğin izlediğimiz Amerika kökenli dizilerde çocukların anne ve babalarına karşı hitap şekilleri ve saygısız tavırları bize zamanla  doğal gelmeye başladı bizlere, devamındaysa biz de aynılarını yapmaya başladık.Dışarıdan bir gözle bakıldığında bu durum çok net görülebilirken, olayın içindekiler, beyinlerinin de yıkanmış olmasıyla bu durumu fark edememektedirler. Farkındalığı engelleyen en önemli sebeplerden biri insanların, düşünmeye üşenmeleridir.  
Günümüzde yaşamak, bir maraton koşmak gibidir. Bu koşuda nefes almayı dahi unuttukları olur insanların. Daha da kötüsü, onlar için maraton koşmak rahatlatıcı bir şeydir çünkü düşünmek zorunda kalmazlar. “Cehalet insana mutluluk verir.” tespiti doğrudur. Ancak kaynağı cehalet olan bu mutluluğun bir çeşit kendini kandırmaca olduğunu anlamak, günümüz şartlarında oldukça zordur. Eşek olana semer vuran çoktur zaten. Biz bu semerin altında kalırken, farkında olmadan benliğimizi oluşturan kültürümüzü kaybedip aynılaşıyoruz. Bizi biz yapan farklılıklar ortadan kalkıyor ve kim olduğumuzu unutuyoruz.
Bu durumu anlamak için yurdumuza bakmamız yeterlidir.  Hepimizin yakınında görmüş geçirmiş akrabaları veya tanıdıkları vardır. Konu mazi ile şimdi arasındaki uçurum olduğunda hepsinin yüreği cız eder. Kimininse gözleri dolar. Çünkü geçmişi birlikte görmüşlerdir ve hayatta deneyim kazandıkça günümüze kadarki değişim süreci belirginleşmiştir onların gözünde. Bu süreci bize anlatarak bizim bunu engellememizi umut etmişleridir. Söylediklerinin çoğu ortak bir paydada buluşur. Bu ortak payda çeşitliliğin verdiği mutluluk, birlik ve beraberliktir.
Ülkemizin yedi bölgesine baktığımızda bile birbirinden farklı o kadar çok kültürel öğe görürüz ki; bundan elli altmış yıl önce daha fazla olduğu söylenen bu farklılıklara inanmakta –mutlu bir şaşkınlıkla- güçlük çekeriz. Hemen ardındansa, kaybettiğimiz onca kültürel değer, yüreklerimizi dağlar. Çünkü ülkemizde unutulmaya yüz tutmuş çok fazla sanat ve zanaat türü, gelenek ve görenek vardır:  yöresel yemekler, şarkılar, türküler, halk oyunları, tutum ve davranış farklılıkları… Bu farklılıkların ortadan kalkmasıyla toplumsal bunalımlar ve buna bağlı olarak kişilerde psikolojik sorunlar, monotonluktan şikâyetler, yaşamdan zevk alamama gibi sorunlar ortaya çıkıyor hatta bu sorunlar gittikçe yaygınlaşıyor. Bu sorunların üstesinden gelmek içinse ‘Büyük Güçler’ dediğimiz yapı,  teknolojiyi kullanmakta geri kalmamıştır. İnsanları oyalayacak uğraşlar ortaya çıkarmışlardır. Sanal ortamda oynanan oyunlar, bireysel iletişimi zayıflatan sanal konuşmalar,  birçoğu insanın vaktinden çalan televizyon programları… Hepsinin üstüne asıl darbe internet ile indirilmiştir. Tabii ki bu aşamalar zaman içinde, hissettirilmeden uygulanmıştır. Teknolojinin yararlarıyla birlikte enjekte edilmiştir kanımıza ki yan etkilerini görmezden gelebilelim.
Sonuç olarak şu anda umursamadığımız hatta farkına bile varamadığımız bu oyun, ileride bizi çok pişman edecektir. Çünkü kültürel farklılıklarımız, renklerimiz yukarıda anlattığım nedenlerle yok olacak. Dünya giderek tek tip insanların yaşadığı bir yere dönüşecek. Yani yerelliğimizi, kültürel renklerimizi kaybedeceğiz. O zaman da dünya insanları aynı tipte, görgüde, alışkanlıkta, zevkte, tavır ve davranış da olacak. İnsanlar kültürü yaratan dillerini de yitirecekler. George Orwel’in 1984’ünde olduğu gibi “Büyük Ağabey”in  gözetmeleri, dayatmaları  hatta işkenceleriyle oluşmuş; her türlü yerellikten dolayısıyla insan renginden uzaklaşmış yapay bir dille konuşacaklar ve onun istediği insan olacaklar.  Bunu da değişimin doğası olarak algılayacaklar. Zaten bu çılgın tüketim toplumunda, kentli olma adına,  çağdaş – modern olma adına her geçen gün gelenekten ve yerelden kopan insan yaşadığı bu kopuşun farkında bile değil. Bir sürü psikolojisi içinde hatta sürüde de fark edilme derdiyle özünden, kökünden uzaklaşmayı; aslını inkâr etmeyi büyüklük sayıyor. 
      Köyünden yeni göçmüş bir ailede yetişen hangi genç, kent yaşamı içinde (!)ait olduğu yerel kültürün hangi folklorik değerlerini bilir ya da bunları bilmesinin bir zenginlik olduğunu bilir? Yapmamız gereken kolaya kaçmak yerine, uçuruma götürülen sürünün içinden çıkıp bir kıvılcım yakmaktır. Unutmayalım ki değişim insanın kendinde başlar. 

                                        


önceki eser / sonraki eser