Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: hayal2634
Eser Sıra Numarası: 220214eser09



                                                        ANA YÜREĞİ
        Ben insanoğluyum.Sevinci, hüznü, aşkı, heyecanı nereye gidersem kalbimle beraberimde taşırım. Bazen, sokakta mendil satan küçük bir çocuk için ağlarım; bazen de mutluluğumu sığdıramam içime, etrafımda kim varsa taşar gülümsemelerine.Korkarım, ağlarım çoğu kez sessiz sedasız bir köşede, kimse farkında olmaz, ben bilirim içimi.
Endişe,keder,merak…Bilinmezlik hissiyatıyla geleceğimizi şekillendiren, içimizi kavuran, çoğu zaman nedensizce kalbimizi soğutan, ansızın göğsümüze oturan acıya anlam veremediğimiz duygular…Korkuyorum gamsız oluvermekten,bir gün kalbimin endişe edemeyecek kadar taşlaşmış olmasından, elimden gelebilecek onca şey varken sıradan bir vurdumduymaza dönüşüvermekte, mutluluğu erteleyip mutsuzluğu seçtiğim her saniyenin günün birinde yakama yapışmasından, duyduğum halde karşılık vermediğim her acı çığlıktan, gün gelir felaketim oluverir diye…
Henüz uçsuz bucaksız gibi görünen ama aslında yanı başımızda olan geleceği düşünüyorum, içim ürperiyor, sol tarafıma çiviler batıyor ansızın. Neden bilmiyorum, ama bu şey hiç de mutluluk kıpırtısına benzemiyor. Bir şeyler hep eksikmiş, hep yarımmış gibi sanki. Ya da belki de yolun sonunu görmeden yırtıp attığımız bir haritanın parçaları gibi dağınık ve eski haline gelmesi olanaksız… İçim gidiyor, kızıyorum kendime onlarca, yüzlerce kez. Her defasında hüznümün üzerine yenilerini ekleyerek kızıyorum hem de. Aynalardan, solgun yüzümden utanıyorum. Sonsuz bir cömertliğe bunca kötülüğü yapmaya kıyabilmiş olmayı yediremiyorum kendime, ağlasam da yaramaz artık, biliyorum. Ağlasam da temizlesem kötülüklerin bürümüş olduğu yüzümü, bunu istemeye de hakkım yok ki. Katı yürekliliğime yanıyorum, ufuğa baktığımda göremediğim maviliğe, bir adım ötesini kestirememeyi seçmiş olmama, yarınlara… Tabiat Ana dizlerime sermişken huzuru anımsatan yemyeşil saçlarını, güvenine layık olamadığım için belki de son kez ağlıyorum. Utansam da, ne kadar kızsam da kendime kötülüğüme devam ediyorum, benden havasını, suyunu, bereketini ve iyi niyetini esirgemeyen Tabiat Ana’ya. Ne kadar incitsem de yine de sevgisiyle beni sarmışken tam, tekrar tekrar tek iyileşebileceği noktadan yaralıyorum, yarasını deşiyorum. Ben üzülmeyeyim diye sesini çıkarmıyor, ama biliyorum ki canı çok yanıyor. Sevdiğiniz sizi ne denli üzse de, sırf o üzülmesin diye gözyaşlarınızı içinize akıtırsınız ya, ana yüreği işte, dayanamıyor yavrusuna. “O benim yavrumdur, canımdır, kıyamam ki ona” diyor, yaptıklarıma anlam veremiyor. Besbelli acı çekse de, susmaktan başka hiçbir şey yapamıyor. Yemyeşil saçlarını döküyorum, suyunu bitiriyorum, havasını alıyorum ciğerlerinden, açtığım derin yaralarına upuzun binalar dikiyorum. Tükeniyor günden güne, kalan canını hiç düşünmeden son damlalarını önüme serme gayretinde hala. Gözyaşları şelale misali gözlerinden akmakta, kan ağlıyor. Bazen, bardağın dolu tarafını görmek yetmiyor, ağlasan da geri gelmiyor giden. Gözlerimi kapatmışım tüm gerçekliklere, göremiyorum. Kapatmışım kulaklarımı Tabiat Ana’nın seslenişine, duyamıyorum. Ellerime demirden eldivenler takmışım; kanayan yaraları ellerimde geziniyor annemin, hissedemiyorum. Ciğeri yanıyor; ladini, kavağı, çamı alevler içinde, ateşin göz yaşartan o keskin kokusu yükseliyor gökyüzüne, koku alamıyorum. Bir zamanlar benden esirgemediği o tatlı, şeker tadında meyveleri yerini kupkuru yapraklara bırakmış, tat alamıyorum. Duyularımı kaybetmekten korkuyorum, korktuğum başıma geliyor. Asırlarca yanlış anlaşılmaktan korkup bunun acısını Tabiat Ana’dan çıkarmış olmaktan utanıyorum. En çok da çocuklardan utanıyorum, beton duvarlar arasında sıkışmış, altın sarısı Güneş’in tadını alamayacak, hayatında tertemiz bir kıyıda yüzmenin keyfini tadamayacak olan masumiyet abidelerinden, önüne çıkan engellere inat yapraklarını gün yüzüne çıkarmak için çabalayan çiçekten utanıyorum.Özür dilerim çocuk, dünya sana böyle anlatılmadı, özür dilerim çocuk, sana aydınlıklar bırakamadım, özür dilerim çocuk, emaneti koruyamadım...
        Akıttığım tonlarca gözyaşın, umarsızca yolduğum yemyeşil saçların,masmavi perçemlerinde hayaller kurmak yerine griye çevirdiğim her bir saç telin, zehirlediğim çiçeklerin, baharını yitirmiş kokun için, hastalandığında iyileştirmeye çalışmak yerine yarana tuz bastığım ve en önemlisi de bencillik ettiğim için, özür dilerim tabiatım, özür dilerim annem…Çocuklar büyüyor, seni çok seven çocuklar.Ben geleceğimi kaybettim belki griliğinde, ama o çocuk kaybetmesin ümidini. Çiçekler açsın uçsuz bucaksız yüreğinde ve sen, sen yine gül eskisi gibi!