Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: hiç0000
Eser Sıra Numarası: 230214eser40


                                                         “NUMEN”İN RAKSI
        Varım, öyleyse düşünüyorum; düşündüğüm şeyin varlığımın önyargısından ibaret olduğunu fark edip irkiliyorum. Varlığımı öngörüyorum. Ellerimi, ayaklarımı, bana ait saydığım her şeyin var olduğunu görüyorum. İşte o an dimağımdaki metaforların metalaşmasına şahit oluyorum. Evet, görüyorum, önümü görüyorum, ardımı görüyorum, ya da gördüğümü öngörüyorum. Öyleyse var mıyım, insan mıyım ve yaşıyor muyum? Eğer yaşıyor isem bu da bir işarettir ki; daha önümde endişeleneceğim, sorgulayacağım, arayacağım, bulacağım, kaybolacağım yaşanmamış uzun bir ömür durmakta, ya da uzunluğunu öngördüğüm.
Yaşam, varlığı da yokluğu da içinde barındıran bir paradoks. İnsan ise bu paradoksun içinde varlığını arar, sorgular, yok olur, yokluğunda kendini bulur. Ve var olması gereği varken yok olmanın hiçlikte var olmak olduğunu düşünür. Varlığın yolu hiçlikten geçer. Hiç olmak bir ömür ister. Ya da bir hiç olmaya hangi ömür yeter? Hangi varlık hiçliği kabul eder? Yokluk, yoktur varlığın literatüründe. Olsa var, var olur mu? Yokluğu taşıyan olsa olsa yokluk olur. Var, yokluğun varlığını kabul ederse işte o an gerçekten var olur. Ben de yokluğumun varlığını kabul ederek düşünüyorum, kısıtlı düş varlığımda, sonu dünya aynasında yokluk olan atimi yorumluyorum.
Gelecek gelmeden kaygılarını getirmiş bana. Uzun bir yolculuktan haber veriyor. Ama bu geri dönülmez yolculuğun biletini bu sene almamı, on iki yılın hesabını acımasızca vermemi istiyor. “yaşadım” diyorum, yetmez diyor. “geçmiş, yaşamakla yetmez. Yaşadığının hesabını vermezsen var olamazsın” diyor. Haklı mı bilmiyorum. Sorguluyorum. Ama ne fayda? Heraklit’in ırmağı nereye akar?
Rüyalarım atiyi söylemiyor bana. O da saklıyor. “hayal aleminde yaşanmaz” diyor. “dışarıda nefes alıp veren dünya var, ona git” diyor. Ama şu sıralar dünya hiç nefes alamıyor. Astımlı bir hasta gibi, krize tutulmuş, kurtulamıyor, kurtaramıyor kendini. Tedavi edilmezse ölecek. Her yerinde kan, her yerinde toz duman. Nasıl nefes alsın? Suları kuruyor birer birer, susuz kalıyor. Oğluna feryat eden anaların gözyaşları da susuzluğunu gidermiyor. Ben de kapısından geri çevrildiğim rüyalarıma tutunuyorum yine. “Tutunamayanlar”dan oluyorum. Ne rüyaya ne dünyaya tutunabilmişlerden. Sonra daha yaşım çocuk diyorum.Geleceğe çok var öyle değil mi?
Bir saniye sonraki geleceğimi düşünüyorum.Öyle ya gelecek illa uzun vadede mi olmalı? Kestiremiyorum. Bir saniye sonra var olup olmayacağımı bilmiyorum. Ama sonra on yıl sonraki geleceğimi düşünüyorum. O daha kolay geliyor.Metaforik olmasından hayal gücüm işleyişe geçiyor. Ve olmak istediğim yeri düşlüyorum. Olduğum yerden daha güzel bir yer olacağını hayal ediyorum. Bir deniz kenarındayım belki, martılar uçuşuyor, dünya nefes alıyor. Yalnız kuş sesleri var. Haberlerde duyduğum siren, silah, korku seslerinden çıt yok. Çocuklar da ağlamıyor, analar da. Şehrin kalabalığına karışıyorum. Artık yaşım da çocuk değil, ben de bir kepeze sığınıyorum bu kalabalığın içinde. “Ben buradayım“  diyorum kalabalığa, beni duymuyorlar. Bir düzen hakim bu kalabalıkta. Kaos geçmişte kalmış. Herkes mutlu, herkes güleç. Ne kadar güzel diye düşünüyorum. Ve sonra gözlerimi açıyorum, ütopyamda kendimi bulduğumu fark ediyorum. Sonra bir şimşek çakıyor.Her şey rüyaymış, diyorum, her şey rüya olurmuş zaten. Bugün de dünün rüyası değil mi? Öyleyse yarın da bugünün, öngörüyorum.
Var olmamış ama var olması muhtemel şeyleri hayal eder ya insanoğlu, aslında yokluğu öngörür. Bu yokluk üzerinde şekillenir tüm anksiyeteler.Varlık üzerinde bir kurgusal hata varsa, bu yoklukta istenmez. Varlıkta gerçekleştirilememiş eylemler yokluğa ertelenir. Ötelerde nasıl yapmalıyım, sorusuyla tekrar kurgulanır. Kimi zaman tekerrürlerin ardı arkası kesilmez. Öyle ya “tarih, tekerrürlerden ibarettir.” Ama ati, geçmişin tekerrürü olmamalı. Bir  saniye öncesi, bir saniye sonrasına benzememeli. Ben şu an diyorsam ki dünya hasta, yarın iyi olacağına inanılmalı, yarın iyileştirilmeli. Harekete geçmeli. Bir şeyleri yalnız öngörmek ve telaffuz etmek, o şeyi, o şeyden daha iyi yapmaz. Önemli olan öngörülerin fiiliyata geçmiş olmaları ve geçirilmeleridir. “Rüyaları gerçekleştirmek, uyanıvermektir uykulardan.”
         Belki şu an uyuyorum, belki yaşım çocuk, belki yalnız hayallerim var, yalnız rüyalarım. Ama varım, öyleyse düşünüyorum; benim gibi düşünenlerin olduğunu, yalnız olmadığımı öngörerek. Geçmiş, biçilmiş kaftan, gelecek biçilecek. Kumaş hala sanatkarların elinde. Sanatkar, yani insan;” İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar” hakikatiyle, bir dünya kurup, şekillendirip ve öteki insanın da burada mutlu bir yaşam süreceğini öngörerek insan olmanın onurunu bir kez daha yaşar. Ben bu onurlu yaşamı düşlüyorum. Bu bağlamda ötekinin de benim gibi mutlu ve huzurlu bir yaşam sürebileceğini öngörüyorum ve ben kendimi ötekinden de sorumlu tutuyorum. Biz hep birlikte bir “var”ız, hep birlikte bir gücüz. İşte ben bu gücü (ön)görüyorum.