Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: iklim2926
Eser Sıra Numarası: 230214eser64



                                       GÜNLER DOĞURMAZ GELECEĞİ
       Öngörme ihtiyacı kişinin hayata alışmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Yoksa yarın hayatta olup olmayacağını bilemeyen bir fani, neden yıllar sonrası için plan yapsın ki? Bir çocuk, oyunu; öğrenci, mesleğini; yetişkinse işini ve ailesini, görmediği takvimlere yerleştirir. Çünkü yarın, hep var olmuştur o ana dek. Ve hep var olacağını sanılır. Bu da yetmezmiş gibi, gelmeyen günlerin getirebileceği olumsuzluklara kafa yorulur. Doğmayan ihtimallerin ayak sesleri yıllar öncesinden duyulur. Bazı geceler, uykuları kaçar insanın düşünmekten. Bir şans oyununda, zaten kendisinin olmayan parayı kaybettiğini sanması gibi…
 Gelecek dediğimde, aklıma sadece düşüncelerim altına atacağım tarihin değişmiş olması geliyor.  Bir de, düşüncelerim ne kadar değişir, korkusu. Olumlu yönde mi yoksa olumsuz yönde mi değişeceğini bilememek, kuşku düşürüyor içime. Zaman doğrusunun en geniş kesiti olan geleceğe, bir kumar gözüyle bakıp, masaya beynimi koyduğumu varsayıyorum. Ya da ruhumu…  Çünkü sadece bunların geleceği görebileceğine inanıyorum.


Şu an olduğum kişiyi korumak, etrafımı surlarla örmek anlamına mı geliyor? Yoksa benliğimi yitirmemek mi? Peki ya benlik? İnsan kaç yaşında kavuşur ki ona? Belli bir yaşı varsa benliğe kavuşmanın, o zamana dek yaşar mı peki? Benim geleceğe yönelik endişelerim, tamamen fikirlerden oluşuyor. Sadece benim fikirlerimden değil elbet.


Bu zamana dek, insanoğlu, o kaç ortalı olduğunu bilmediğimiz tarih defterinde sayfaları hep kendisi çevirdi. Güneş bizden izinsiz doğdu, gece bize inat kapandı üstümüze belki de. Ama insansız geçen günler, zamandan sayılmadı. Yeri geldi, binlerce kişinin düşündüğünü bir kişi dile getirebildi. Yeri geldi bin kişi, bir kişinin emrine girdi. Demek istediğim şu ki, her şeyi insan değiştirdi. Şu anın olmuşları, nasıl ki geçmişin olacakları idiyse; şimdinin olacakları da, geleceğin olmuşları yerine geçecek. Fikirleri kimin bulup, kimin söylediği bilinmese bile, kimlerin etkilendiğini zaman gösterecek.


Geleceği oluşturacak olan fikirleri eyerlemek, geleceği doğru yola mı yoksa kısır bir döngüye mi sokar bilinmez. Ama fikirlere ev sahipliği yapan bedenlerin kendi yollarını bilinçli bir şekilde çizmesi gerektiğini, bunun için de eğitimin şart olduğunu düşünüyorum. Eğitim ise kişiye bir şeyler aktarma değil de, ona bir şey alması için şans sunmaktan öteye geçemez bence. Toprağın kabullenmediği bitkinin, kök salmaması gibi insanın içinde yer açmadığı bilgi de kalıcı ve yararlı olmaz. İşte insana öğretilmesi gereken, bu şansın kıymetini bilmektir. Onu bilgiye doyurmak yerine, öğrenme açlığını arttırmaktır.
Öğrenme isteğiyle elde ettiği bilgilerin artmış olması, bir düzen aramaya iter insanı. Sayısı artan kitaplarımız için kitaplık alıp, kitaplarımızı konularına göre yerleştirmemiz gibi. Bu bilgi havuzunu derlemek isteyen insan, doğru ve yanlış olmak üzere iki kapıyla karşılaşır önce. Neyin doğru, kime göre doğru olduğunu belirlemektir bütün mesele.


Benim endişelerim tam da burada kök salıyor. Doğru ve yanlışı insana emanet etmek, gözümü arkada bırakıyor dünya adına. Eşitlik, hak, hukuk gibi kavramların zaman aşımına uğrama ihtimali korkutuyor beni. Bugün yadırgadığımız yanlışların, yarın da yanlış olduğu halde kabul görebileceğini düşünmek yoruyor. İnsanlar arası ya da insanlar ve nesneler arasındaki ilişkinin zedeleneceğine inanıyorum, demesem de, bunu aklımın bir köşesinde tutmak geleceğe dair tüm hevesimi kaçırıyor.


Dünya adına düşünmeden önce, ülkem geliyor aklıma. Onun huzur içinde ayakta durmasını istiyorum her daim. Çeşit çeşit fikirle, her günü başka renge boyamasını ama gökyüzünü maviden etmemesini diliyorum. Birlik ve beraberlik denince, vatan geliyor aklıma. Bu yüzden önce, onun açılmayacak şekilde kilitlenmesi gerektiğini düşünüyor, ardından dünyanın geri kalanına yöneliyorum. 


Doğası gereği her insan, kendini düşünür. Hayatta kalmak için gereken koşulları sağladıktan sonra, refah seviyesini arttırmaya uğraşır. Endişelerimi derlediğim listenin içinde, kendi adım çarpıyor elbette gözüme. Kendimi nasıl görmek istediğimi düşünüyorum. Ve aklıma, içinden geçen her şeye yönelebilen biri geliyor. İmrendiğim fikirlere birkaç cümleyle de olsa yaklaşabilmek, geleceğini düşündüğüm her fikrin temeline inebilmek istiyorum. 
     Zamanın rüzgârında savrulmak değil de, yere sağlam basarak yürümek, yürürken etrafıma bakabilmek istiyorum. En korktuğum şeye, merkeze kendisini koyan insanlara dönüşmemek için, olabildiğince uzağı görmek istiyorum.