Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: imge4444
Eser Sıra Numarası: 220214eser19


                                               GEL KENDİNİ YOK ETMEDEN
          Doğaya olan saygılarını onunla bütünleşerek yaşam tarzı edinmiş, köklü geleneklerin sürdüğü bir aile ve çevrede ,türümün büyük kısmının ataları tarafından,geriye kalanların da bizzat terk etmekte olduğu doğayı kucaklayarak büyüdüm.Fakat söz konusu ademoğlu olduğunda,olabildiğince resmi olmak ve kendimi içlerinden sıyırmak için onlara ''türüm'' demeyi tercih ettim.Amma ve lakin fark etmeye başladığımdan ve yıkımlarını fark ettirmeye başladıklarından beri bana bu seçimi yapma zorunluluğu sunana da isyan ettim.
Kucağımda uyuklayan kedi ile külhan bir erik ağacının dalları arasında güneşin şeklini, tüm parlaklığına karşı koymaya çalışarak gördüm.Bir ağaç kadar külhan olduklarına inandırılmış adamlar,vaatlerini yerine getirmek için şehvet kokan ormanla aramıza asfalt atmaktan hiç geri durmamıştı.O günden sonra ceplerim sulu erikler yerine iri çakıl taşları ile dolmaya başlamıştı.Miniktim ve hayli incinmiştim.Doğa ile arama asfalt değil de utanç kokan ağır bir argo atılmış gibiydi.Sonra ardı arkası kesilmedi ,türümün ''modernleşme'' sözcüğüyle süslediği  yok edilişin. Hoyratça sokuldu hayatımıza kasvet ve metal kokan ne varsa.Bense  arkadaşlarımı, yorucu bir mahalle oyunu ardından göle kaçmak yerine bir duvara sıralanıp geçen arabaları seyrederken terk ettim.Onlar ‘’modernlik’’ sözcüğündeki yok edilişe salyası akmış binbir senaryo ile ayak uyduruyor,bense  yazları ceplerimi erikle doldurmak için çıktığım çatıda taş biriktirip,geceleri geçen arabaları taş yağmuruna tutuyordum. Yanımda olacağı inancıyla aileme sığınmaya kalktığımda,malum senaryoları ezberleyip modernleşmeye çoktan kapıldıklarını gördüm.Ailemin,kendi büyüklerinin yaşamına hurafe demeyi ilke edinişlerini kabullenmek istemiyordum. Toplumsal gelişme denen bu şeye gözleri ışıldayarak bakıyor,uğrunda her türlü yalanı kendilerine kabul ettiriyorlardı oysa.Ben üzerime yalanlarla gelenlerden kaçarken tam da bu noktada ‘’türüm’’ demeye başladım onlara.Bizler yoktu artık,türüm vardı.Onların sindirdikleri ağır yalanları gördükçe,büyük bir utançla kaçıyordum doğaya.Ve ne zaman kaçsam, utanç ve acılarımı paylaşabileceğim birilerini hep buluyordum orada.Bazen  geniş gölgeli bir ağaç,bazen günün telaşında bir kirpi.Adı ne olursa olsun,ruhum onlarla canlı kalabiliyordu. Mutluluğu çoktan yitirmiş olan türümün aksine,yalanlarla yok edilmiş bir ruhu sürüklemiyor,  mutluluğun özünü doğada buluyor ve bu yok edişin bir parçası olmadan yaşamayı imgeliyordum.Türümün yalanlardan körleşen gözleriyle göremedikleri yok oluş, invesi güçlü trenlere dünüşüp utanç ve öfke taşıyordu üzerime.Her göremeyişlerini ya da göremedikleri her şeyi fark edişimde daha fazla endişeyi sırtlanıyordum.
Yaşam güçlüydü ve bir yerlerde ''modernleşme'' sıfatı ile yontmaya çalışanlara eş değer acılar saçıyordu.Türümün tüm bu hoyratlığına karşın ,yaşamın yani doğanın çok daha güçlü olduğunu biliyordum ve atalarım gibi ben de güçle yaşamayı seçtim.Ancak ademoğlu utanç ve endişeler yüklemeye devam ediyordu üzerime.Farklı olmanın yükünü,sıradanlığın hafifliğine terk edip kendimi türüm gibi hissetmeye çabaladığım anlar da oldu elbet. Bir süre onlara ayak uydurmak için tüm kaygılarımı sırtımdan atarak  karışmaya çalıştım içlerine. Ne var ki  başaramamıştım…  Tüm yalnızlığımı üstüme çekip sırt çevirmeye çalıştığım doğaya özlemle geri dönmüştüm.Bu dönüş sırtımdan attığım endişelerimi de geri yüklemişti.Ancak doğa güçlüydü ve küle dönmüşken bile derinlerinden yeşertecek tohumlar barındırıyordu. .Türüm,betonlara teslim ettikleri doğa ile kendilerinin de yok olacağı çıkmazda sürükleniyordu. Onları doğanın safına çekmenin yolunu sorgularken sanatla tanıştım.Milenyum  büyüsündeki gözlerle göremediklerinin aslını gösterebilmek için gözlerine hitap etmeyi seçtim.Körelen ruhlarını aydınlatmak,grileşen yüreklerini renklendirmek için sarıldım fırça ve tuvale..Sırtımdaki endişeleri kalender bir fırçanın yahut  emektar bir kalemin ucuna göndermeyi öğrenirken, düzenee ayak uydurmak adına ruhumu zorla kandırmayı değil,içimden gelen güçle kendi yolumda yürümeyi seçtim.Onların utanç yüklü kandırmacalarını ve hazin sonlarını görüyordum.Gördüklerimi onlara da göstermek adına 21.yüzyıl büyüsündeki bedenleri ,gerçeği idrak etmeye davet ettim.Hissettiğim güçle,her adımımda bir öncekine meydan okurken buldum kendimi.Ait olduğum yerde ,doğanın yanındaydım ve türümün yalanları ile büyüyen endişelerimi sırtımda taşımıyordum.Ruhumda fırtınalar koparan,yüreğimde sessiz çığlıklar attıran ne varsa renk ya da yazıyla dökülüyordu kağıtlara artık.Yalanı gerçek algısıyla yaşayan,için için öl(dür)meyi yaşamak zanneden kim varsa boşluğa dönüşüyordu gözümün önünde.
      Ben uzaktan seyrediyorum, yemyeşil bedenlerin metal borulara,çiçek kokularının egzoz dumanlarına teslim edilişlerini. Her seferinde de daha bir derinden diliyorum doğanın hak ettiği ilahi saygıyla bütünleştiği günleri. Yalanlarını yüzlerine vurarak bir köşede bunları terk etmelerini de diliyorum bu yok edicilerin.Hala diliyorum.Sonunda doğanın yok oluş uçurumuna giden yolda ''gelişme'' yalanlarıyla hızla ilerlerken hepimiz için geçiyor zaman.Geriye bir adım dahi atma fırsatları kalmayana dek,gerçekleri yalanları ile örtecek oluşlarını kabullenmek istemiyorum.Çabalamaktan vazgeçmeyi,savaşımı uzun ömrümde erkenden yenilgiyle bitirmeyi istemiyorum.En büyük endişemin ise ruhumu bir yalanda öldürüp türümün yok oluş kervanında yer almak olduğunu kavrıyorum. Bir anda kanımın çekildiğini hissederken önce kendimi silkeliyor sonra da türümü silkelemek için çalışmalarımın başına geçiyorum.Türümün idrakinden yalanlarla uzaklaştırdığı tüm yok oluşları toplayıp tekrar türüme sunuyorum.Ardından bir köşede,cebimde çakıl taşları, yüreğimde erik ağaçları yalanlarını terk etmelerini diliyorum.Doğayı değil!