Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: kalem1818
Eser Sıra Numarası: 200214eser13


                                                          NEREDESİNİZ ?
       Sokaktayım…Uçsuz bucaksız,yürüdüğüm her mesafe kadar yeni adımlar attığım , soğuk bir yerdeyim.Siz hiç koca bir yolu her seferinde başa dönüp yeniden arşınladınız mı?İşte ben her gün bu yolu tekrar ediyorum.Sırf peşinden koştuğum kıvılcıma ulaşabilmek için her gün ,hiç yorulmadan bu sokaklarda koşuşturuyorum.
Her geçen saniye peşinden koştuğum şeyi milim milim kaybediyorum sanki.Bu yolda yanımdan geçen , gözleri timsah gibi bakan tehlikeli insanları ,gözleri telefona bakmaktan şaşı olmuş gençleri ,gözleri bir parça ekmek arayan açları izliyorum.
Gözlerine bakmaktan korktuğum insanlardan sesler yükseliyor. Aman Tanrım! Bu nasıl bir gürültü! Korku , telaş, endişe,hırs…İnsanların içlerinden bunlar geçiyor. Yüksek bir tınıyla içlerinde tutmak istedikleri şeyleri sessiz çığlıklarla haykırıyorlar. Kulaklarım tırmalanıyor.Durun! Durun!
Her attığım adımla ardına düştüğüm şeyi görmemi engelleyen kocaman gökdelenler yükseliyor yanı başımda. Siz etrafınızdaki yeşilliklerin griye çaldığını gördünüz mü hiç? Yakıcı duman ciğerlerinizi parçaladı mı? Gökdelenler arasında kendinize bir boşluk bulabildiniz mi?
Bu griye çalan dünyada sevgi nerede? Hani o birini gördüğümüzde gözlerimizde beliren ışık? Nerede ekmeğini paylaşan insanlar? Nerede düştüğünde kalkması için elimizi uzattığımız kardeşlerimiz? Ne oldu onlara? Neden artık kimse bir çift laf etmiyor? Neden insanlar birbirinin yaşamını , başarısını kıskanıyor , sahnedeki bir oyuncu misali gerçek duygularını gizleyip karşısındakinin yüzüne gülüyor ?Bu samimiyetsizliğin , güvensizliğin , çarpık ilişkilerin sebebi ne? Yürekler neden hep kara?
 Aslında cevabını hepimiz biliyoruz. i-le-ti-şim-siz-lik! Hmm, anlaşılan odur ki dünyalılar yalnızca ellerindeki o radyasyon saçan araçlarla bir şeyler iletiyorlar birbirlerine. Günaydın demiyorlar. İlettikleri mesajları da o ellerindeki “teknoloji harikaları” tamamlıyor. Konuşmaya çalışan insanlar kekeliyor , kendilerini ifade edemediklerinde utanıyor , argo kelimelere başvuruyorlar. Çünkü artık aynaya bakmıyorlar. Elleri kalem tutmuyor. Çünkü bu akımı başlatanlar popüler ve onlar da böyle olmak istiyor.
İnsanlar aynaya bakmıyorlar , evet. Sadece kararmış yüreklerine değil , dış görünümlerine de bakmıyorlar. Hepsi yüz kilonun üstünde ve bunu  normal karşılıyorlar. Yaşam kaliteleri azalıyor ve onlar buna bir türlü “dur!” demiyorlar. Evlerinde hazır yemek stokları var. Çünkü evlerinde ev yemeği yapacak kimse yok. Yoğun iş toplantıları var masanın başında kahkaha atarak bir şeyler yemek yerine. Kahvaltıda ihaleler , öğle yemeğinde şirket toplantıları , akşam yemeğindeyse karşı şirketi nasıl çökertebiliriz? var. Gerçi bunlar olmasa da insan hazır yemeğe mecbur. Çünkü gökdelenler bitkileri de mahvetmiş. Hayvanlar günden güne azalıyor. Ve ilaç sektörü gün geçtikçe zayıflıyor.
İnsanlar burada zamanın farkında değil. Rengarenk saçlarıyla , tarz giyimleriyle bütün günlerini öldürüyorlar. Benimse gitmesine izin vermemem gereken bir parçam var. Işığımı tutmalıyım…
“Çekilir misiniz?” diyorum şu ölü kalabalığın içine doğru. “ Hey! Çekilin!” sanırım duymuyorlar beni. Sizin hiç anlaşılmadığınız zamanlar oldu mu ? Yoo , hayır. Sadece biz onların ana dillerinden uzağa düştüklerini bilmiyoruz. Oysa onlar “ Do you withdraw the road?” cümlesini anlıyorlar. Benliklerini kaybetmeyi ayıpsamıyorlar.
İşte biz bunları bütün gerçekliğiyle biliyoruz , öyle değil mi? Sesinizi şimdiden duyar gibiyim. Yolumun sonuna yaklaşıyorum. Gökdelenler kayboluyor , çığlıklar artık uzaktan geliyor , etrafta gezinen küçük robot adamlar birer birer yıkılıyor. Peki peşinden hiç bıkmadan koştuğum denizim , ışığım , güneşim , yarınım nerede? Yine mi karanlık olacak? Yarın güneş yeniden doğacak mı?
       Karanlığın içinden gelen yakarışlarıma engel olamıyorum. Duyun beni duyun! Benim yarınım, bizim yarınımız aslında dünüm , dünümüzdü. Yaptıklarımız bugüne kalan miraslarımızdı. Franklin’in de dediği gibi “ Zamanınızı artık boşa harcamayın , çünkü zaman hayatın ta kendisidir.”