Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: kalem6952
Eser Sıra Numarası: 210214eser01



                                                        İÇİMDEKİ BEN 
       Daha düşünülmemiş bir yazının ilk cümlesinin ilk kelimesinin ilk harfinde başlar endişe.Ne yazacağım? Boşuna mı elimi yoruyorum; yarım bırakma ihtimalimin olduğu bir yazı için?Cümlelerimi uzatarak kendi aklımdaki karışıklığı yansıttığımı mı düşünüyorum, okuyucunun aklını karman çorman ederek? Endişe, hep benimle vücudumun bir parçası gibi benle bir bütün.Bazen,bir bulut gibi aklımın üstünde uçuşur, yağmur yağdırdığı zamanlar da olur, şimşek çaktırdığı zamanlar da...Bazense kafatasımda iki beyin varmış gibi hissederim.Hangisini dinleyeceğime karar veremem. Hangisinin endişe,hangisinin aklım olduğunu da kestiremem, mantıkla duygular arasında allak bullak olmuş aklımın ağırlığı baş ağrısına döner.

Bazen iyi huylusu da kötü huylusu da olan kanserli bir hücre gibi içime yerleşir. İyi huylusu kaşıntı gibidir ,biraz rahatsız ettikten sonra geçer ama kötü huylusu adamı hasta eder, her tarafına, her köşesine her hücrene işler. İnsanı içten tüketir, seninle işi bittiğindeyse bazen bir virüs gibi bir başkasına geçer, başkasını mahveder.
Endişenin, endişelerimin varlığından haberdarım. Her ne kadar onların varlığından korksam da onlara engel olamıyorum. Belki sürekli soru üreterek her durumda felaket senaryoları yazmaya meyilli kişiliğimden belki de annemdeki aşırı titiz ruh halinin genetik olarak bana geçmesindendir bilinmez, yakın çevrem benim hücreler yerine endişelerden meydana geldiğimi söyler. En çok düşündüğüm şeylerden biri gelecektir. Hatta bazen bu geleceğe yönelik takıntım beni anı yaşamaktan alıkoyar. Mesleğimi, ailemi, onların başlarına gelecek bir felaketi, şehirlerarası yolculukta giderken nasıl bir kazada ölebileceğimi, parasız kalırsam başıma gelecekleri düşünüyorum.Boş endişeler değil bunlar, içinde bulunduğumuz dünya melek gibi insanlarla, gökkuşaklarıyla, beyaz atlı prenslerle, şeker dağıtan ninelerle dolu değil. Her meleğin bir şeytanı, her prensin bir cadısı var.          

Eskiden dünya için siyah beyaz derlerdi. Şimdiyse ‘ çoğu siyah azı beyaz ’oldu. Öncelikle vatanım için endişeleniyorum. Siyasetin süt gibi ak, geleceğin pak, yalanın şah mat olduğu bir ülkede yaşamıyoruz. Bu yüzden gerek siyasi gerekse manevi açıdan cumhuriyetin ilk yıllarında oluşan değerlerin devam edip etmeyeceğini, hangi kitapların yasaklanıp hangilerinin yakılacağını, kimlerin içerde kimlerin dışarıda olacağını anlamaya çalışıyorum. İşsizlik bugün bile bazılarımızın celladı olmuşken, hangi işte olacağımı, okuldaki veya üniversitedeki başarıma dayanarak söyleyebilir miyim? Sanırım, hayır. Okuyacağım mesleği istediğime göre değil ülkemizin koşullarına göre seçmek zorunda kalacağımdan korkuyorum, nitekim bu durum öyle sonuçlanacak. En çok da yakın geleceğimden korkuyorum, hangi bölümü seçeceğimden. Avukat mı olsam; ama o zaman matematiğe olan ilgimi unutmak zorunda kalacağım? Doktor mu olsam; onca yıl okumayı katlanabilecek miyim? Yazar olsam, diğer dersteki başarılarımı göz ardı mı edeceğim? Yıllarca emek verdiğim, besteler yaptım piyanoyu unutacak mıyım?

Her meslek beni başka çıkmaz sokaklara yönlendiriyor. Yuvasına bulamayan bir kuş gibi eğitimdeki bu çetrefilli yollar ve amansız rekabette savrulup gidiyorum. Tek umudumu şansa bağladım. İnsanın, bir planı olmadığında kendini kaderin rüzgârına bırakması galiba en iyisi. Kumar oynar gibi bir bölüm seçeceğim gerisini ben değil kaderim belirleyecek. Diğer bir korkumsa ailem: Kendi kafamda canlandırdığım gelecekte büyümüş, takım elbiseli güzel bir iş kadını olmuşum. Yakışıklı bir kocam, küçük tatlı çocuklarım, büyük bir evim, son model bir arabam var. Bu sıcak aile tablosunda kendi annem babam da var. Gelecekte ne annemim ne de babamın yüzünde bir kırışıklık var, bugünkü gibiler; genç, dipdiri. Onların bu tabloda bugün olduklarından farklı olmalarının, belki de hiç olmama ihtimali içimi acıtıyor. İçimi bir kanser gibi yeyip bitiren endişelerimden biri de bu.
      Endişelerimiz her zaman bizimledir,bizimle büyür, bizimle olgunlaşır.Çocukken gizlice kilerden aşırdığım çikolatanın derdindeyken, şimdi çok daha büyük işlerle kafamı meşgul ediyorum.Bazen yaşımdan büyük endişeleri içime hapsediyorum. Boğazıma kadar endişe…Onlardan ne kadar kurtulmak istesem de içten içe biliyorum ki bir insanının endişeleri ne kadar büyük olursa kendisi de o kadar büyük olur…