Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: kalipso1904
Eser Sıra Numarası: 210214eser19



                                                            KAYGILARIM
           Bu cümleleri kâğıda dökmeden önce uzun bir süre düşündüm.Kaygılarım…Neydi? Soruyu algıladığım ilk andan itibaren cevabımın asla ve asla yakın gelecek ile ilgili olmayacağını biliyordum.Çünkü benim kaygılarım, yakın gelecekte yaşayacaklarımla ilgili değil, onlar uzak; son nefesimi verdikten sonra çocuklarımın, kardeşimin, yeğenlerimin, kuzenlerimin, onlardan sonra yaşayacak neslimizin, yarını düşünmeyen gençliğin, adaletsiz doğunun ve acımasız batının geleceğiyle ilgili…
Hayat; kimine göre yeni doğmuş bir bebeğin saç teli kadar kısa, kimisine göre ise ekvator çizgisi kadar uzundur.Olay, elbette insanın bakış açısına bağlıdır. Eğer yaşamı,yaşamını önemsemezsen, onun değersiz olduğunu düşünürsen günlerini boş geçirirsin;  bir amaçla yürüyerek, onun tadını doyasıya çıkararak geçirirsen hiçbir gününü ziyan etmeden dolu dolu yaşarsın ve hayatın bir anlam kazanır.
Ben bu iki görüşe de sahibim. Hem hayatın sıradanlıklarını hem de taşkınlıklarını görebiliyorum.Tüm bu söylediklerim şimdiki zaman için geçerli. Oysaki geleceğe baktığımda…Sadece boşluk, Tartarus’un dipsiz uçurumu gibi bir boşluk görüyorum.
Boşluk…bu sonu belirsiz, derin çukur…bu karanlık alan…bir kurtuluş mudur yoksa bir felaket mi?
Bana sorarsanız felaketin sonundaki kurtuluştur. Dünyanın sonu gibi. İnsanlık tükenmeden önce her yer sefalet, her yer kaos içinde olacak. Fakat ölüm…O, insanları bu dehşet ve vahşetten kurtaran olacak. İster bu dediklerime kurgu deyin, ister saçmalık… Ben biliyorum... Benim gibi yetişen gençliğin bir kısmı da biliyor. Aileler de. Cahiller de. Fakat bir şeyin doğru olduğunu bilmek, onun doğru olduğu gerçeğini kabul etmek midir? İstese insan bu durumu reddebilir. Hiç yaşanmayacakmış gibi kabul edebilir. Yaşamına, dünyanın iyiliği için hiçbir katkı yapmadan devam edebilir. Fakat bu; acı gerçeği, kendisinin yaşama değer veren insanlara saçtığı kurşunları, değiştirir mi? Yoksa sadece eninde sonunda sobelenecek bir çocuğun saatlerce aynı yerde saklanması gibi bir çaresizlik örneği midir? Sonuçta çocuk saatlerce yerinde durabilir ama ya arkadaşları onu eninde sonunda aramaktan sıkılacaklardır ya da onu bulacak ve sobeleyeceklerdir. İnsanı da kendisinin geleceğe bıraktığı bu zehir ya onu vicdan azabıyla saracak ya da onu oluruna bırakıp yanından geçip gidecek, onun kendiliğinden bu zehri tatmasını bekleyecektir. Peki bu ebe çocuk, zehir ne midir?Sondur.
Dünyanın sonunun nasıl olacağını, insan neslinin nasıl bu kadar çokken birden tükeneceğini, dünyamızın kirlenmesine karşı bir önlem bulunup bulunamayacağını, ozon tabakasındaki deliklerin yamanıp yamalanamayacağını, Güneş’e karşı dev bir buzdolabı üretilip üretilemeyeceğini, insanların savaşmayı bırakıp el ele tutuşmaya başlayıp başlamayacaklarını, kanserin ve aidsin tedavisinin bulunup bulunamayacağını, kadınlara kalkan ellerin kırılıp kırılmayacağını, insanların “para” dedikleri şeyin aslında gözlerinde büyüttükleri aptal kâğıt parçaları olduğunu anlayıp anlayamayacaklarını ve de dinlerin kitabında yazdığı gibi kıyametin kopup kopmayacağını çok merak ediyorum aslında. Açlık…Susuzluk…Salgınlar…Doğal afetler…Aşırı nüfus…Dünyanın her geçen gün daha da çölleşmesi…Suların yükselmesi…Ve belki de üçüncü Dünya savaşı…
Bunların hepsi tek bir şeyi gösteriyor aslında bize: KAOS. Düşününce bugünkü ülkelerin çatışmaları, ülkeler arası rekabet ve insanların din kavgaları ne kadar da boş, değil mi? Sonunda hepimiz aynı yere gideceğiz. Eşit olacağız. Maddiyatın önemi kalmayacak. Gelecek nesil için hazırladığımız ölüm günü partisi için belki de hepimiz cehennemde yanacağız. Bazıları bunun farkında, bazıları ise bunu reddetmekte.
Şu anda hayatımız çok güzel belki, evet ama ya gelecek?
Hayal edebiliyorum. Gökyüzü, bakmaya doyamadığım masmavi gökyüzü kahverengiye boyanmış, etrafta alevler. Fabrikalar sıra sıra dizilmişler, bacalarından siyah dumanlar çıkıyor. Deniz zifte dönmüş, son elli yıldır kimse yüzmemiş içinde. Yerler çöp dolu; kullanılmış piller, paslanmış araba parçaları, eski cdler, camları kırılmış bilgisayar monitörleri, ezilmiş pet şişeler, yırtık pırtık poşetler, öylece atılmış telefonlar ve daha saymadığım neler neler… Evler savaşlardan dolayı yıkılmış vaziyette, bazılarında yaşamın kırık dökük biçimi. Dış boyalarından eser kalmamış, hepsi kapkara; pencereleri kırık ve içeriye o yırtık kumaşın arasından binbir türlü böcek girmekte. Hamamböcekleri artık evlerin evcil hayvanları olmuş. İçerisindeki insanlar ise…yaralı, hasta, yorgun, genç, sıska ve umutsuz.
Yaralılar; çünkü küçücük bir parça ekmek için, azıcık su için birbirlerini öldürüyorlar.
Hastalar; çünkü her yer pislik, her yer çöp içinde. Nehirler lağım olmuş. Etraf sidik kokuyor. Salgınlar her yanda av düzenliyor.
Yorgunlar; çünkü onlara güç verecek hiçbir şey kalmamış, doğdukları an onların çile çekmeye başladıkları an olmuş.Gençler.Ya da çocuklar.Çünkü kırkını görenler ermiş sayılıyor, doğumlar ölü bebeklerle sonuçlanıyor. Hepsinin cildi buruş buruş.
Sıskalar;çünkü hayvanlar neredeyse tükenmiş, eskiden verimli olan buğday tarlaları çöle dönmüş.Umutsuzlar;çünkü ölmek için doğmuşlar.Hükümetler mi? Zengin olanlar “verimli” olan yerleri kuşatmış. Akıllı olanlar temiz kalmayı başarabilen iki üç kara parçasını kapmış. Bu duruma son vermek için çare arıyorlar ama artık çok geç. Olan oldu bir kere, bu saatten sonra geri dönüş imkânsız.
Din kavgaları… İnsanlar bunu düşünecek halde bile değil. Hepsi bir damla su peşinde.
İnsanlık… Ölmüş, kudurmuş ve sefil halde. Hepsi atalarına lanet ediyor. Kendi rahatlıkları için onların hayatlarıyla oynadıklarından.
Evet; benim gördüğüm, kaygılandığım, korktuğum gelecek bu. Kendi yakın geleceğimden korkmuyorum, tek kaygım annem ya da kardeşimi bir gün kaybetmek. Onun dışında da gelecek için kaygılandığımın yarısı etmeyecek kaygılarım var.
       Benim hayatım güzel, evet. Yaşamak benim için güzel.Dünya kötülüklerle dolu olsa da bana dokunmayacağını ummaktan başka seçeneğim yok. Fakat benim düşündüğüm nüfus artışı ve dünyanın insanlar için küçülmeye başlaması. Umutsuzca Cehennem’de okuduğum gibi insanların bir kısmını kısırlaştıracak olan kurtuluşun bulunmasını umuyorum. Yoksa her şey için çok geç olacak.Kıyamet mi? İnsanların bunun için endişelenmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanlar, bu çivili kuyuyu kendileri kazıyorlar. Tanrının özel olarak bir şey yapmasına gerek yok.