Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: karanfil 2107
Eser Sıra Numarası: 190214eser09


                                                          ENDİŞEHRİ

Hayatındaki bütün sıkıntılara, bütün düşüşlere "Eyvallah!" diyecek kadar gamsız biri yazıyor bu satırları. Önyargılar ülkesinde, endişe şehrinde yaşayan biri. Belki kaldırımda yürürken bile arkasını "namus bekçilerinden" koruyan binlerce kadından yalnızca biri.Belki en küçük hareketinden bile şüphelendiğiniz o otobüsteki,sokaktaki,okulunuzdaki, işyerinizdeki adamlardan biri.Veya her gün karşılaştığınız ama duvarlarıyla yalnız bıraktığınız on binlerce eşcinselden biri.Veya mesleğim.Belki sizin gibi edebiyata gönül vermiş,hayatını bu işe adayan biriyimdir,belki bir öğretmenimdir.Veya bir garsonumdur, ya da komi; ailesine destek olmaya çalışan.Gazeteciyimdir belki,susturulmaya çalışılan.Veya 'kötü yol'a düşmüş biri.Belki maden işçisiyimdir, ekmeğini karanlıktan çıkaran.
Aynı şekilde, ırkım veya dinim. Endişelerin içinde mi? İnsanların bakışını, ses tonunu, tavrını etkiler mi? İşte benim en büyük korkum bu; geçmişe, şimdiye ve geleceğe dair. Ortak kaygılarımız var. Ortak yönleri olmayan insanların ortak bir endişesi var: Önyargı. Adımız soyadımız yerine rumuz kullanmamızı istemeniz belki de bu endişeden kaynaklanıyor kim bilir? .Bir çınardır önyargı; yıllanmış, kurumuş dallarıyla dünyanın ortasına köklerini salmış. Altında kadınlar, erkekler, fikirler ve dinler. En çok da çocuklar. Benim çocukluğum. Bir karanfildim, çınar beni esir aldı. Hapsetti içine, nereye gidersem gideyim kabul görmedim. Kırmadılar duvarları. Değil bir çiçeği, fidanları kıranlar çoktu; toprağı, ölüm çukuru bilelim diye. Yine de toprak üzerine ne kadar kan dökülürse dökülsün, hayatın anasıydı. İnsansa, ırkı, cinsiyeti, fikri fark etmeksizin, toprağın eseriydi. Hepsi eşitti. Aynı soydandı. Duaları, ibadetleri beddua kokanlar; betona ve en çok da paraya tapanlar bunu asla bilemezlerdi.Bilemediler, bilemeyecekler. Bu çukuru. Önyargı arasına sıkışmışlığı. Bu endişeyi. Bu karanlığı. Bir karanlığı aydınlığa kavuşturmak, bir şehri görmek için yaklaşmak gerekir. Yaklaştıkça da kulağına endişeyi fısıldamaya başlar. Fısıltıdan daha fazlasını duyuyorum bu şehirde. Çığlık bu. Antalya'da 2 yaşında tecavüze uğrayan E.G'nin çığlığı bu. 14 yaşındaki Kader'in nice çocuk gelinin çığlığı. Irkı, dini,  yaşadığı toprak yüzünden milyonlarca insanın, şeytan çıkarma ayininde annesi tarafından öldürülen 1 ve 2 yaşındaki kardeşlerin, Japonya'da gelenek(!) olduğu için öldürülen yüzlerce yunusun, ağır işittiği için eşinin su istediğini duymayan, bundan dolayı baltayla öldürülen Revzet A.'nın, polis eşi tarafından öldürülen Pervil hemşirenin çığlığı bu. Duyuyorum.
Ve anımsıyorum.Roboski'de Kürt olduğumuz, Doğu Türkistan'da Türk olduğumuz, Diyarbakır'da eşcinsel olduğumuz, Antalya'da trans kadın olduğumuz, İzmir'de başörtülü olduğumuz, kocasından ayrılmak isteyen kadınlar olduğumuz için öldürüldük.Bunu reddediyorum!Ve önyargısız, baskısız, cinsiyet ayrımının olmadığı, doğanın ve hayvanın sömürülmediği yeni bir dünya hayal ediyorum.