Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: koyukahve 3311
Eser Sıra Numarası: 120214eser01


                                                                    ALARM
 Annem,
    Nasılsın? Uzun zamandır cennete posta yollamadığımı biliyorum. Kızma ama bana, küsme olur mu? Meşguldüm vallahi. Çalışmaktan hayata yer kalmadı bu aralar. Barıştık mı şimdi? Bak yazıyorum işte, sonra gemi yapıp bırakacağım mektubumu mezarının yanındaki pınara. Her gelişimde yaptığım gibi. Çiçeklerini de suladım annem bugün, o kadar güzeller ki. Cennete gitmeden ruhunun bir parçasını burada, onlarla bırakmışsın sanki benim için. Yeni çiçeklerde diktim toprağına, tüm mezarlar imrendi sanki seninkine. Bir yanda pınar bir yanda sen ve çiçeklerin…Öyle güzel oldu ki yatağın, düşler diyarına döndü adeta.
Düşler dedim de aklıma geldi, dün bir rüya gördüm anne. Hatta bir kâbus… Bir karabasan… Rüya içinde rüya, karanlık bir labirentte gibiyim adeta. Tam çıkış yolunu buldum derken başa dönüyorum her seferinde. Bir türlü evimize ulaşamıyorum anne. Sana da ulaşamıyorum. Bir kâbus değil bu, bambaşka bir şey. Biliyorum. Labirent dumanlar arasında biçim değiştiriyor. Her dönüş farklı mekânlara açılıyor annem. Yolu bulamıyorum. İlk dönüşü ürkek adımlarla geçiyorum anne, sen yanımda olsan ürkek olmazdım. Mekân beliriyor etrafımda, kumlar geliyor ardından anne. Ayaklarımda hissediyorum onları. Sıcacık…
Kumların üstünde teni gözlerinden kara, kalbi inci dişlerinden ak bir çocuk görüyorum. Dudakları hayretle açık, tepesinde dönüp duran akbabalara bakıyor. Onun ölümünü beklediklerinden habersiz. Kafasını benden yana çeviriyor ağır hareketlerle. Kömür gözleri çakılıveriyor gözlerime. ‘‘Kim?’’ diyorum içimden. Kim getirdi seni bu hale çocuk? Biz mi? Şayet biz göz yumduysak senin bu ufacık bedeninin asla hak etmediği sefalete, o zaman yazıklar olsun hepimize. Haklıyım değil mi anne? Haklıyım biliyorum. Gözyaşlarımı içime akıtıyorum ona baktıkça. Zayıflıktan güçsüz düşmüş, göz pınarlarına konan sinekleri kovalamaktan aciz, cılız bileğini bana doğru uzatıyor bir anda. Gel diyor, yardım diliyor sanki benden. Kaçıyorum oradan dönüp arkama bile bakmadan. Korkak, bencil bir alçak gibi… Neden sonra mıh gibi çakılıveriyorum olduğun yere. Ayaklarım adım atmaz oluyor, gerisin geri dönüyorum anne. Kızdın mı anne? Utandın mı kaçtığım için benden? Çünkü ben çok utandım kendimden, nefsimden.
Dönüyorum dönmesine de geç kalıyorum be annem. Kara gözlü çocuğu bulamıyorum. Onun yerinde simsiyah giyinmiş yere çöküp dizlerini döven kadınlar görüyorum. Ağıtlar feryatlar çığlıklar… Sen de varsın o kadınların arasında anne. Ağlayan bir kadını teselli ederken bana bakıyorsun, başını iki yana salıyorsun onaylamazcasına. ‘’Niye yaptın?’’.  Fısıldıyorsun ama duyuyorum işte. Bilmiyorum ki ben de neden kaçtığımı. Korktum annem, bana da bulaşır sandım çaresizlik. Gözyaşları yağıyor üzerime, bir annenin gözyaşları. Sicim gibi… Tuzu tenimi, gözlerimi kavuruyor. Yüzme bilmiyorum anne, gözyaşı selinde boğuluyorum.Bir ağaç dalına tutunup kurtuluyorum sonra. Sıkı sıkı sarıldığım bu ince dal beni uzak diyarlara, bereketli topraklara getiriyor. Güneş pırıl pırıl, geriden bir pınar sesi duyuyorum. Elbisem de kuruyor burada. Merak etme anne, hasta olmuyorum. Cennetten kopup gelmiş bir bahçe…Dizlerimin dibinde sarı bir çiçek ilişiyor gözüme, alıp koklamak istiyorum. Elime aldığım an canı içinden çekilmişçesine soluyor güzel çiçek, boynunu büküveriyor.
Parmaklarımın altındaki çimleri hissedemiyorum sonra. Toprak parça parça oluyor ayaklarımın altında. Bunaltıcı bir sıcak biniveriyor üstüme, nefesimi kesen. Güneş tüm yakıcılığıyla parlarken gözlerim az evvel sesini duyduğum pınarı arıyor. Buluyorum sonunda, yanına varıyorum. Boğazım susuzlukla kavruluyor. Berrak suya ellerimi daldırıyorum, doldurup dudaklarıma götürüyorum. Bir yudum içmeden su akıp dökülüyor ellerimden. Tekrar tekrar. Tam biraz içtim derken ellerimdeki su da pınar da kuruyor. Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi oluyorum anne, ellerim boş gözlerim dolu dolu.
Ben kuruyup çatlayan toprakları gözyaşlarımla ıslatırken bir çiçek bitiyor damlaların düştüğü yerde. Büyüyor büyüyor. Kocaman, alacalı, mis kokulu, ilahi kokulu bir çiçek... Ciğerlerime dolduruyorum bu kokuyu, içimden çıkmasın diye soluğumu tutuyorum. Çiçek büyük bir ihtişamla açılırken sen beliriveriyorsun içinden annem. O an anlıyorum ilahi kokunun sebebini. Anne kokusu bu, cennet kokusu… Yanıma gelip elimden tutuyorsun. Yürüyoruz beraberce, delik deşik olan duvarların birbiri üstüne yıkıldığıyıkık dökük, virane bir yere varıyoruz. Boğuluyorum sanki burada, hava öyle basık öyle ağır ki pas gibi kokuyor. Kan kokusu olsa gerek.
Ben etrafıma bakınırken bir anda yok oluyorsun annem. Sessizliğin içinde kendi sükûnetimle baş başa kalıyorum. Ziyadesiyle korkunç. Ürkütücü sessizlik kulakları sağır eden bir vınlamayla yırtılıyor. Bom! Korkuyla beton yığınlarının yanına sinip çömeliyorum, dizlerim yoruluyor. Ellerimle yerden destek almak isteyince buz gibi bir ten değiyor tenime. Sıçrıyorum birden, küçük bir el görüyorum çarşafın kenarından taşan. Korkuyla kaldırıyorum bez parçasını, kaldırmamla beraber bir koku çarpıyor yüzüme. Ölüm… Aklım yerinden oynuyor sanki. Ölüden korkmamdan kaynaklanmıyor bu, gördüğüm içler acısı manzarayı kabullenemeyişim neden oluyor delirmeme.
Oyuncak ayısına sarılmış küçük bir kız çocuğu. Önce ayıcığını sonra minik yüreğini delip geçmiş hain kurşun. Ölümün soğukluğuyla şişmiş olan güzel yüzü alınganlıkla büzülmüş sanki. Elindeki ayısı mı suç aleti? Kurabiye çalması mı onu hedef yapan? Küçücük zararsız bir yavruyu öldürmek hangi medeniyet kuralı acaba? Bir çocuğu katledene insan demek tüm insan soyuna yapılmış bir hakaret, bir küfür sayılmaz mı? Aklıma hâkim olamıyorum annem, ileri geri sallanıyorum çömeldiğim yerde.
    Çok uzun sürüyor anne. Rüyalar bu kadar uzun sürer mi? Sürmez değil mi? Ne rüya ne karabasanmış gördüklerim meğer. Hayatmış anne. Gözlerimi yumup sırtımı döndüğüm, mışıl mışıl uyuduğum acı hayat. Ne uyanabilmişim uykumdan ne de uyandırabilmişim vicdanı derin uykularda olan insanları. Uyuyup durmuşuz belki saatlerce belki yıllarca… Çığlıklar, ağıtlar, feryatlar ninni olmuş sanki gecelerimize. Masallardaki devler gibi uyumuşuz. Alarm kaçta mı çalacak anne? Bilmiyorum. Vakti geldiğinde gözyaşları içinde, pişmanlıkla uyanacak insanlık anne, inanıyorum. Sustum ama neden deme anne. Boğazıma bir düğüm kalbimin orta yerine taş, gözümün pınarına damla damla yaş oturdu, konuşamıyorum. Benim alarmım çaldı sanırım. Uyanıyorum.