Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: lala1928
Eser Sıra Numarası: 210214eser11


                                             GÖKTEN DÜŞEN ÜÇ ELMA
      Cadılar,cüceler saçma olmaya başladığında insan olgunlaşmış demektir.Artık zaman çarklarını umutsuzca geriye sarma zamanı gelmiştir.Çünkü fark eder artık oyuncaklarıyla bulduğu huzur küçük anımsamalarda kaybolacaktır.Düşünür kaybolan geçmişi, onu telaşlandıran gelecekten daha az.Tekrar huzurlu olacak mı bilemez, tek bildiği gerçek, geleceğin kaygılı denizinde akıntıya rağmen kumun kayganlığını hissetmek...
Her masala bir prens gerekiyorsa, her cadı kötülük yapıp her prenses de mutlu sona kavuşuyorsa, kendi sonunu da huzura kavuşturabilmeli ki insan, uyku seline bırakırken kendini ''Sonsuza kadar mutlu yaşadılar...'' diyen sesi duyabilsin.
Aslında her insan bu sesin hazzını alabileceğinden emin olamaz hayatta. Tüm kaygıların başlama çizgisidir insanın kalbindeki bu nokta. Her sonun bir başlangıcı, her başlangıcı yaratan kahramanlar var masallarda. Hepsinin bir rolü var ki başı sonu görebilsinler. İnsanlar da böyledirler. Küçüklüğündeki hayalleri onların kafalarına çivilenmişler.
Oyuncak bebek kadar masum, arabalar kadar hırslı olabilirler ama tek amaçları vardır, Dünya'yı değiştirecek amaçlar...Masalların kaderini sonradan gelen bir öpücük, geride bırakılmış bir pabuç, yoldan geçen bir oduncu düzeltebiliyorsa elbette ki dünyanın kaderi de dünün, hayalleri dağlar kadar olan çocuklarının ellerinde.
Peki ya bu küçük çocuk her şeyi eline yüzüne bulaştırıp, sulanmış gözleriyle annesinin kucağına atlayabilecek, oyuncaklarının arasına dönebilecek, masallarıyla hayallerini süsleyebilecek mi yeniden? İşte bu küçük çocuk korkuyor tüm bu çaresizliklerden, korkuyor gönderildiği masalda bulamadığı prensesten, kendisini bekleyen yeni dünyada bulamayacağı mutluluk korkutuyor onu.Çünkü biliyor gerçekte masallardaki gibi cadılar, büyüler, beyaz atlı prensler yok .Sonra fark ediyor ki annesinin kokusu, onu kucaklayan kolları artık çok geride. Korkuyor çünkü onun masalı diğerlerinden farklı olacak, mutlu sona kavuşamayacak. Ve korkuyor, masallar onun benliğinden silindikçe, gürül gürül akan şelalelerin,çiçeklerin açtığı kelebeklerin uçuştuğu ağaçların yerlerini tüm gerçekliğiyle yeni dünya almaya başladıkça ayakta duramayacağından, ilk çıkan rüzgarla oradan oraya savrulacağından...
Belki de savrulduğu yerin benliği olduğunu anlayacağından korkuyor.Bulamayacağı benliğiyle yanlış masallarda, yanlış kişi olacağından...Tüm okuduğu masalların yalancı olduğuna inanacağına, çocukluğundaki mutluluğu oyuncaklarının arasında unuttuğuna korkuyor belki.Belki de geçmişte kalan anımsamaların bir daha onu bulamayacağını düşünüyor.Büyüyor sonuçta.Zamana dur diyemeden büyüyor ve yalnız olduğunu görüp eline tutuşturulacak tüm zehirli elmalardan korkuyor.
Gelecek tüm yolları tüketip ona ulaştığında doğru yerde,doğru zamanda, doğru kişi olduğunu göstermek istiyor ona. Yalnız başına kalmış bu küçük çocuk dizip tırmandığı bu masal kitaplarının üzerinde ne kadar büyük olduğunu göstermek istiyor. Belki de bunu görememesinden korkuyor...
Hayallerinin, dağların zirvesinde olduğunu düşlüyor bu çocuk. Sonra kendisini kaygı denizinde çırpınırken buluyor.Denizin tuzlu suyu genzini yakarken hiç bulamadığı benliğinin, varabileceği iskele kadar uzak olduğunu anlıyor.İstediği hayatı yaşayamama ihtimali ürkütüyor onu.
         Sonra kafasını kaldırıp gökyüzüne bakıyor. Üç tane elma görüyor. Bu sahneyi nerden hatırladığını çok iyi biliyor.Annesinin sıcak nefesi ensesine değerken kulakları şu sözlerle çınlıyor:''Gökten üç elma düştü.Biri hayallerine, biri benliğine, biri de onu tüm bekleyenlere...''Elmaların tadına bakıyor ve birbirinden leziz olduklarını anlıyor.Kaygılarının ekşi tadı ağzına dolana dek...