Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: mavi4916
Eser Sıra Numarası: 210214eser24


                                                         BUGÜNÜ YAŞA
   "İnsan, zamanı birkaç ilkel parçaya bölmüştü. Güneş doğuyordu, bugün yaşanıyordu ve Güneş’in batışıyla bitiyordu gün. Geçen bu sürede ne yapabilirse yapıyor, yaşanması gerekeni yaşıyordu. Belirlenen bu ilkel zaman parçasını doya doya kullandı.Ne dün geldi aklına ne de kapıldı yarının telaşına.Dün “düşün” diyordu ve yarın “yar’gıla”...Oysa bu ilkel zaman parçasında yapılacak çok daha başka bir şey vardı; “bugünü yaşa”ydı. Bir büyüydü belki de bu, sonra tılsımı bozuldu. Nasıl bozuk düzene sağlam çark uymuyorsa sağlam düzene uymadı bozuk çark. Çarkı söktü insan. Onu geliştirdi ve on iki eşit parçaya böldü. İşte insanın ‘bugün’ü, o gün öldü." 
İnsanoğlu meraklıdır. En meraksız görünende dahi hiç yok denemeyecek kadar merak vardır. Bugün başlar ve merak dünü de yarını da uyandırır. Dün yapılanı bugün düşünür, yarına uygulamaya çalışır insan. Bazen de dünü bir kenara bırakır şöyle,yağmur sonrası ıslanmış bir şemsiye gibi- ki uçlarından damlayan bugündür-fark etmez oysa.Yarını düşünür,yarının nasıl geleceğini ve ona neler getireceğini.Hiç düşünmek istemez götürebileceklerini.Çoğunlukla düşünmek istemese de insan, düşündüğü anda bunu, zihindeki o sisli perde aralanır,endişe ardındadır.Ürkektir ve biraz da yenik,çokça telaşlıdır ve aslında endişe biraz da talaştır.Saatin tik-takları boşuna mıdır? Yarını rendeler saatler, bir aşağı bir yukarı…Yarın dediğimiz kavram ki insanda ön görme isteği uyandırır.Ön görme ve ona göre adım atabilme…Endişeleri insanı ön görmeye iter. Yarının zihninde bir simülasyonunu bile tasarlar, hesaplar yapar. İnsan bunu çoğu zaman içinde saklar. Hayalleri vardır bir tek kendine karşı evcilleştirilmiş. Kimseye söyleyemeyeceği…İçine bir umutla ekip de çiçek açmasını beklediği…İnsanın kaçışıdır hayalleri ve sınırları aşması biraz da.Zamanın ötesine geçip de kurduğu kentleri…Sonra da bir uçakla üzerinden izleyişi, mutlak son olarak da yarına doğru inişe geçişi. İnsanoğlu alır endişelerini, allar pullar, öyle dizer yarına uzanan yollara,biraz daha inanabilmek için yarına.
Hayatın kabaca tanımı şudur:” Doğmak, büyümek, ölmek. ”Bedenen bu dünyada bir yer kaplıyorsak bu doğmuşuz demektir. Sonra büyürüz, büyürüz, her geçen gün aslında biraz daha çürürüz. Yaşamak… Bazen karada ve bazen de hayatın sularında yaşamak. Okuyup bir yerlere gelmek isteriz. Güzel bir geleceği kendi ellerimizle hazırlamak, sonra görevi ayaklara bırakmak, kendi ayaklarımızın üzerine basmak… Gelmeden kurmaya başlarız geleceği. Güzel yerler görmek, güzel şeyler yaşamak, hayatımıza hiç çıkmayacak o güzel insanları dahil etmek, bir yuva kurmak, adalete erişmek ve seçimlerimizden sonra ’keşke’ye varmamak isteriz. Kimi zaman da ne yapmak istiyorsak onu yapmak…En güzeline sahip olmak isteriz. Hayatın bize vereceği güzelliklerin kaynağına, mutluluğa sahip olmak isteriz.Kah ağlar kah güleriz.Büyürüz,geçer heveslerimiz,değişiriz.Biz değiştikçe değişir endişelerimiz.Bir zaman avare gezeriz ve bir zaman kendimize geliriz. Yaşanacakları yaşarız, hastalanırız, endişelerimizin ve ölümün tadına bakarız. Durmadan koşarken ansızın duraksayıp denizi seyre dalar gibi hafif adımlarla öylece hayatın kıyısında dolanırız. Henüz çaresi yok; yaşlanırız. Yaşadıkça yaşlanırız ve artar yaşımız. Yaşlanınca çokça düne dönüp bakar insan. Yeniyetmeliğine, yorgunluk nedir bilmezliğine, dünyanın biraz daha üzerine çökmemişliğine, bir adım atarken o kendinden emin cesaretine… Zaman vardır düşünmeye. Yaşanacaklar yaşanmıştır ve geriye insanı kamburlaştıran yaşanmışlıklar kalır. Gördüklerinden ötürü içine çöken, derin derin bakan gözler ve çizgilerle kuşatılmış bir yüz. Yarının bir ayağı ise hep çukurdadır. Akla gelmeyenler birer birer sıraya dizilir. Ölüm de gecikmemiştir, akla gelmiştir. Hoş gelmiş midir? Ölüm gelir akla yani herkesin varacağı o aynı nokta. Endişelenir insan, ölürken bile rahatını düşünür, o kadar ki düşkündür rahatına. Huzurlu, rahat bir ölüm olur endişesinin adı. Bir zaman da bu sancıyla kıvranır. Dün, bugün ve yarın birbirine karışır. Meraklıdır insan ve geleceğe odaklıdır. Giderken bile ardına bir gelecek bırakır, bırakmak ister. Sonra hayat denen sahneden o gün gelince sıyrılır gider.
    Elbette ben de dünü düşünüyorum ve yarına bir şeyler kurup duruyorum yerleşebilmek için güzelce. Soruyorum bazen kendime bugünü ne kadar yaşıyorum diye. Bir “Ah!” diyorum bir de “Af!”.İkisi de birbirini götürüyor, nötrlüyor. Aslına bakıyorum da ben hiçbir şey söylemiyorum.Tek yaptığım üzerime konmuş, dünden kalma keşkeleri “Ah!” diyip de üflemek ve “Af!” diyerek “Ah!”ın yükünü hafifletmek.Endişelerim oluyor,endişeler ki hiç mi hiç tükenmiyor.Talaş parçalarına endişelerimin ismini koyuyorum. Kendimle büyütüyorum, büyüyorlar. Sınavın sonucu, hayallerimin gerçekleşmesi, sahip olmak istediğim meslek diye sıralanıp gidiyor isimleri. Birkaçı soru olarak: ”Yüreğim ne zaman durulur?”,” Benden arda kalanlar kime şifa olur?”,”Ne zaman geçer bu dünya ağrısı?”,”Yazarak mı bitirilir bir hayat, susarak mı?”,” İnsan yazdıkça eksilir mi çoğalır mı?” diye sıralanmış, isim bekleyen endişeler… Bütün bunları yazarken bir talaşa şu ismi koydum:”Bu yarışmanın sonucu ne olur?” Yine bütün bunları yazarken bir şarkının sözleri kulağımda uğulduyor ve dilime dolanıyor. Belki de her şeyi özetliyor. Şöyle diyor: “İnsanız, bir anlam ararız yaşamak için / Ait oluruz, sahip oluruz ya da olamayız / Hesaplar yaparız sonumuzu bilemeden / Dünyalar kurarız dengimizi bulamadan /Acılar çekeriz hesabını soramadan / Yeminler ederiz tutamadan çeker gideriz “*


*Candan Erçetin-Kader şarkısından.