Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: mavili bayan1997
Eser Sıra Numarası: 210214eser18



                                   GELECEK, BEKLENTİLER VE KORKULAR
       Gelecek…Hayal, ümit, hedef, başarı, kaygı, mutluluk…
Gelecek, hepimizin büyük umutlarla diktiği bir fidan...Hepimiz o fidanın büyüyüp, hayata karşı güçlü, dayanıklı kökler salmasını bekleriz. Ancak o fidanı öylece doğasına bırakamayız öyle değil mi?Onun boy vermesi, toprağa sımsıkı bağlanabilmesi için ona kendimizden bir şeyler katlamalı, onu kendi suyumuzla beslemeliyiz.Çünkü daha sonra büyüyüp, koskoca bir ağaç olduğunda onun her bir dalı bizim için yeni bir yol demek olacak. Bu ağacın yapraklarıysa hayatımıza giren çıkan insanları temsil edecek. Ancak hiç kimse bir gün sert bir rüzgarın esip, tüm o dalları sallayıp yapraklarımızı savuracağını, hüzünlü sonbaharın gelip birer birer yapraklarımızı dökebileceğini düşünmez.Çünkü insanlar kendileri için pürüzsüz, dertsiz, tasasız bir yaşam hayal ederler.Ancak ileriyi görebilen ve gerçekçi olan kişi, bu  çemberinin dışında yer alır.
İleriyi gerçekçi ve tarafsız bir bakış açısıyla görebiliyorsanız geleceğe dair hissettikleriniz diğer insanlarınkinden farklıdır.
Bense on yedi yaşında biri olarak hayattan birçok beklentim.Gelecek için,birçok umut besliyorum,hayal kuruyorum.Ancak bu umutlar, filizlenirken korku ve gelecek kaygısı da bir diken gibi batıp, beni o hayal dünyasından uyandırıyor.
Günümüzde o kadar çok soruna göğüs geriyoruz ki. zaman zaman karamsarlığa kapılıp gelecekten bir şey bekleyemez hale geliyoruz.Bugün yaşadıklarımızdan daha kötüsünü görür ve tanık olursak diye korkuya kapılıyoruz.Evet, ne yazık ki insanoğlu bazen kendisini korkuların girdabına kaptırıyor.
İnsanoğlunun dünyasında birçok beklenti ve bu beklentilerin beraberinde getirdiği düş kırıklığı, acı ve sorunlar var.İşsizlik, bunu takiben parasızlık, açlık, yoksulluk…Bugünü bile korkuyla yaşayan bir insanın, geleceğe güvenle bakabilmesi mümkün değildir.Her insanın yaşadığı hayat farklı olduğundan beklentileri, hayalleri ve kaygıları da birbirinden farklıdır.
Bugünü aç geçiren bir insanın yarından tek beklentisi bir tabak sıcak yemektir.Bugünü hasta geçireninse isteği sadece sağlıktır.Yeni bir dükkan açan Mehmet Amca’nın beklentisi müşteri ve para kazanmaktır.Oyuncağı bozulan Ayşe’nin istediği yeni bir bebektir.İşte tüm bu insanlar gibi milyarlarca insanın da farklı beklenti ve hayalleri vardır yarından.Yani her insan küçük büyük, yaşlı genç daima geleceği umutla hayal eder.Herkes de korkusunu her zaman içinde bir yerlerde taşır.Nereye gitse, aklından ne kursa korkuları ve kaygıları onu hep bir adım gerisinden takip eder, peşini bırakmaz.Çünkü günümüz şartlarında geleceğe güvenle, korkusuzca bakabilmek pek kolay bir iş değil.
Daha birçoğumuz “an”ı ayaklarımız yere tam basa basa yaşayamazken doğal olarak yarını cesurca karşılayamıyoruz.Aslında birçok insanç yarının kaygısını bugüne taşıyarak, bugünü harcıyor.Oysaki yarın anlardan oluşur.O “an”lar geleceği oluşturur.
Gelecek düşüncesi her zaman tedirginliği de beraberinde getirir.Ben de tedirginim.Nelerden mi?Kendi geleceğimden…Ülkemin geleceğinden…Dünyanın geleceğinden…İnsanoğlunun geleceğinden…
Gelecekte ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.Ancak tahminde bulunabiliriz.Olacakları öngörmeye çalışırız.Ben kendi geleceğimi düşünürken iyi bir üniversite, iyi bir kariyer hayal ediyorum.Kendimi bildim bileli bir avukat olmayı istiyorum.İnsanların destekçisi ve sesi olabilmeyi, haksızlığa uğramış olanı savunabilmeyi diliyorum.Ancak o hep hayalini kurduğum hukuk fakültesinden kepimi atıp çıktığımda, dışarıda beni bekleyen o koskoca dünya gözümü korkutuyor.Bunca yıl hayalini kurup, çalışıp emek verdiğim işi bulamamak var.İşi bulduk diyelim, işini günümüz şartları altında tarafsız bir şekilde icra edebilmek var.
Avukatlık benim için bir meslek ama bir hayalim daha var: Yazar olmak.
İnsanlara anlatmak istediğim hikayeler, tanıtmak istediğim kahramanlar var. Ama sadece iyilerin kazanıp, kötülerin cezalandırıldığı hikayeler değil bunlar. Çünkü o masum hikayeler şimdiki dünyadan kilometrelerce uzakta kaldı. Bizler, o hep inandığımız, mutlu sonla biten hikayeleri çocukluğumuzda bıraktık.Kaygıların, korkuların olmadığı o güzel çocukluk yıllarımızda. Gelecekten bir haberdik o zamlar.Sanki hayat çocukluk ve sonrası diye ikiye ayrılıyor, sanki ikisi arasında ince bir perde var.Ve bizler de tabi ki çocuk olmanın verdiği o merak duygusuyla perdeyi heyecanla kaldırıyoruz. Ancak oyunun ikinci perdesi birinciye pek benzemiyor.Birinci perdede bir çizgi film karakteriyken, ikinci perdede bir gerilim filminin başrol oyuncusu olarak buluyoruz kendimizi. Saflığımız ve neşemiz yerini kaygılara ve tedirginliklere bırakıyor. İşte bu yüzden ben hikayelerime ikinci perdeyi yansıtacağım. Çünkü gerçekler burada.
İçinde yaşadığım bu ülkenin geleceği ise beni ayrı kaygılandırıyor.Kanımca her birey öncelikle içinde yaşadığı topluma, ülkeye karşı sorumludur.Çünkü hepimiz bu ülkenin bir parçasıyız.Ve ülkenin geleceği demek hepimizin geleceği demek oluyor.Benim dileğim ileride bir avukat olarak yer alacağım bu toplumda düşüncelerimi özgürce dile getirebileceğim, çocuklarımızı güvenle yetiştirebileceğimiz bir ortamın sağlanması.Siz hiç düşünüyor musunuz, gelecekte bizi neler bekliyor bu ülkede?Bugünü okuyarak, çalışarak, çabalayarak geçiren her insanın iyi bir kariyer beklentisi var.Peki ya işsizlik bu denli almış başını giderken ben nasıl hukuk bürolarındaki yerimi alacağım.
Çalışan bir kadın olarak hayattaki yerimi almak istiyorum.Ancak bizim ülkemizde kadın olmak o kadar zor ki…Bugün kadınların gördüğü şiddet gelecekte ne boyutlara ulaşacak?Hiçbir kadın hayatını paylaşmak üzere evlendiği adamdan şiddet görmeyi hak etmiyor.Peki doğudaki çocuk gelinlerin halini hiç düşüne biliyor musunuz?Doğudaki bu insanlık dramına, cehalete, töreye gelecekte veya bugün, er ya da geç artık bir dur demeliyiz.Atatürk her zaman kız çocuklarının eğitim görmesi taraftarıydı, kız çocuklarına çok değer verirdi.Sahi Atatürk yaşasa ülkemizin geleceği hakkında şimdi neleri öngörürdü?Şu an için ne söylerdi bilemiyoruz ama geçmişte şöyle demişti o ileri görüşlülüğüyle tüm dünyaya yol gösteren büyük adam “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kafi değildir.Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.”İşte Atatürk geleceği öngörmenin önemini bu şekilde belirtmiş.Bizler de yarınımızı görüp önlemlerimizi almalıyız.
Her insan geleceği düşünür.Ancak bazıları sadece düşünmekle kalırken, bazıları geleceği görür.Kimisi Polyanna kadar iyimser olabilirken, kimisi de kötümser bakar geleceğe.Farklı hayatlarımız var, farklı kişilikler, farklı bakış açıları, farklı hedefler ve hepimizi kuşatan farklı kaygılar var.Ancak aynı olan bir şey var ki, her insanoğlu yaşamını kurmak için öncelikle hayal kurar ve gelecekte saklı olan o bilinmezlik hepimizi biraz ürkütür.
       Bense belki bir Polyanna değilim ancak hayata pozitif yaklaşmayı seçenlerdenim.Ve kendi penceremden gördüğüm kadarıyla şunu söyleyebilirim ki:Yarınlar sizi korkutsa da kendi çizdiğiniz yolda yürümekten vazgeçmeyin çünkü bitiş çizgisine vardığınızda tüm korkularınızı yenmiş, istediğiniz hayatı kurmuş olacaksınız.