Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: melek1402
Eser Sıra Numarası: 230214eser89


                                                      KAYBEDİLEN DEĞERLER


Gelecek sonsuz bir denizse eğer, bizler de üstündeki sandallarız. Bilinmeze doğru gidiyoruz hepimiz, bazılarımız akıntıya bırakmış kendini, bazılarımız ise akıntıya karşı kürek çekip duruyor. Gözlerini kapayıp kendisini dalgalara emanet etmiş, zamana bırakmış insanlar da var; onun için çizilen yolun aksine kürek çeken, hiç girilmemiş sulara dalıp bir şeyleri değiştirmeye çalışan da... Benimse bildiğim tek bir şey var: küreklerini elinden bırakmış insan akıntının onu çektiği yere gitmeye mahkûmdur.

 Yaşadığımız dünyada o kadar tembelleştik ki! Birileri bizim adımıza karar veriyor, bizim adımıza düşünüyor hatta kendi doğrularımız bile bize öğretiliyor. En acısı da kimse buna ses çıkarmıyor, "sandal ilerledikçe gidilen yerin önemi yok" gibi düşünüyor insanlar; herkes her şeyin farkında ama kimse sesli telaffuz edemiyor nedense. Ne yazık ki uçurumun kenarına gelince sandallar, atılan çığlıklar boşuna olacak. Bazen insanın gözünü açması, gerçeklerle yüzleşmesi çok zor olabilir ama unutulmaması gereken bir şey var: "Sorgulama yeteneğini kaybetmiş bir zihin, her şeyini kaybetmiş demektir."

İnsan bugün sahip olduğu her şeye sorgulayarak ulaşmıştır: bilim, insanın çevresini ve çevresindeki olayları sorgulamasıyla; demokrasi, insanın eşitsizliği sorgulamasıyla ve adalet, doğruyla yanlışı sorgulamasıyla ortaya çıkmıştır. Peki, birden bire neden başa döndük? Kazandığımız bütün bu değerler ne zaman ellerimiz arasından kayıp gitti? İnsan yıllar boyu eşitlik uğruna savaşmadı mı? Belki de o her şeyimizi emanet ettiğimiz, fazla güvendiğimiz akıntı bireysel tüm değerlerimizi yavaş yavaş çaldı. Artık o eski akıntı yok maalesef, benim ufukta gördüğüm aç bir girdap. Her ne kadar acı verse de, bazen insanın gözünü açması gerekiyor. Bu dünyada her şey elinizden alınabilir, eğer yeterince sıkı tutmazsanız. İnsan elindekinin değerini kaybedince anlarmış; umarım bir şeyleri geri kazanmak için çok da geç değildir.

Akıntının, toplumun bize çizdiği sınırlarda yaşıyoruz hayatı, aynı fikirde olmayan hemen izole ediliyor. Toplum tarafından kabul edilmeme, dışlanma korkusu bazen diğer tüm korkulardan ağır basıyor. Yalnızlıktan deli gibi kaçıyor insan, yalnızlıktan mı yoksa kendisinden mi? Yoksa onu rahat bırakmayan doğrularından mı? Gerçeklere gözlerini kapayabilir, kulaklarını tıkayabilirsin, haklıdan kaçabilir, sadece duymak istediklerini duyabilirsin ama iç sesinden, senin de hak verdiğin gerçeklerden kaçamazsın. İstemeye utanıyor herkes, hakkı olanı istemekten çekiniyor, onlara verilenle idare ediyor. Peki, nereye kadar? Birileri için kendi doğrularımızdan ödün vermeyi ne zaman bırakacağız? Yavaş yavaş uçurum kazdık aramıza, birinin toprağından alıp birinin kamyonuna attık; şimdi önüne geçilemez uçurumlar oluştu toplumda, çıkan tozdan önümüzü göremiyoruz. Aşağıda kalanlara el uzatmaya çalışıyoruz ama gücümüz yetmiyor.

 Benim gücüm yetmiyor, yetmez; senin gücün de yetmez ama bizim gücümüz yeter. Birlikteyken, yalnız başına hiç olmadığı kadar güçlü insan. Birlikte bir şeyleri değiştirebiliriz, birlikte bir şeyleri daha güzel yapabiliriz; çünkü bu dünya yaşamaya değer. Nelson Mandela'mn dediği gibi: "Yapılana dek her şey imkânsız görünür."