Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: nisan1212
Eser Sıra Numarası: 220214eser48


                                                                 GELECEĞİN BEKÇİSİ
Saat 05:37. Gözkapaklarım 2 saat 3 dakikalık uykusuna bugünde son verdi. Uyandığım her sabah geleceğe attığım bir adım…Ve şu aralar düşündüğüm tek şey kaygılarım. Yeni günle selamlaşmamın ardından odamın dar balkonuna çıkıyorum, tüm ciğerlerime soluyorum sessizliği. Derin sessizlik yaklaşan felaketin habercisi. Ben korkularımın esiri geleceğin bekçisiyim . Aldığım her nefeste korku biriktiriyorum ve biliyorum gelecek hiç iyi gelmeyecek. Gökyüzü bugün yağmurlu. Bereket taneleri süzülüyor yeryüzüne. Yağmur gök ananın armağanı gezegene. Ya sezerse gökyüzü gözünden sakındığı yağmurunun değer görmediğini? Evrenin kıymet bilmediğini? O vakit insanoğluna değil de acırım zavallı hayvanlara. Tek günahları aynı havayı solumak insanlarla. İnsanlar sokaklara dökülür dökülmez çıkıyorum evden. Aralarına kaynıyor onlar gibi olmayı deniyorum. Kaygısız , telaşsız... Yapamıyorum… Issız uzun bir sokak gök hala mavi ve yapraklar hala ağaçları terk etmemiş. Manzara eşsiz bir şiir gibi. Minik kahkahalar işitiyor kulaklarım. Bir yığın çocuk ,ellerinde sıkıca tuttukları iplerle gökyüzüne bakarak koşuyor durmaksızın. Ellerinde uçurtmalar kalplerinde mutluluk. Bir telaş kaplıyor zihnimi. Ya uçurtmalar dile gelirse? Ya rüzgarla aralarında husumet olduğunu söylerlerse. Ya istemezlerse gökyüzünü? Hiç sevmemişlerse çocukları? Yere değmek istiyorsa kuyrukları? Ne olacak o vakit? Nasıl ikna ederiz çocukları? Korkuyorum uçurtmalardan anlatacaklarından. Hızlanan adımlarıma eşlik eden kalp atışlarımla terk ediyorum orayı. Susturmaya çalışıyorum telaşlarımı. Bir yerde durup soluklanıyorum.

Kafamı kaldırıp eşsiz maviliği seyre dalarken bir kuş uçuyor özgürlüğe. Zihnim bulanıyor tekrar. Kafesler. O lanet kafesler. Ya gökyüzüne çıkmaya karar kılarlarsa? Ya tüm kuşlara göz koyarlarsa? Kafeslenmiş kanatlar nasıl cihana uçarlar? Eğiyorum gözlerimi ayak hizama. Telaşlı adımlarla ilerliyorum. Sıcak bir koku seziyor burun deliklerim. Fani yapımı en samimi tat simit.'2 tane alıyorum biri bana diğeri yalnızlığıma. Bir kayalığın üzerine çöküveriyorum. Denizi seyredecek simit yiyeceğim. Biraz olsun ferahlıyor yüreğim dalgaların boğuşmalarını izlerken. Martılar yüzme bilmeyen dalgalara sürünmeyi öğretiyor güneş kızıllığını yansıtıyor. Bense usuldan bakıyorum. Deniz masum. Tekrar bir karartı zihnimde. Balıklar denizin sahipleri, okyanus refakatçileri. Balığın rakıya olan kini. İnsanlığa sitemi. Ya intikama kalkışırsa onca balık? Ya dipsiz derinliğinde boğarlarsa insanları? Ya kuruturlarsa soylarını? İnsanları düşündüğümden değil de balıklara üzülürüm. Nasıl yaşarlar aynı çemberde? Nasıl barınırlar soluk benizlerle? Kalkıyorum kayanın üzerinden simidi orada bırakıyorum, gerisingeri dönüyorum. İnsanlar yine bir yerlere ulaşma derdinde. Burası koskoca şehir meydanı. Orta yerde dikili devasa kuş heykeli tepesinde kancalı bir zaman bekçisi. .Tek kişilik bir banka oturmaya çalışıyoruz. Kaygılarım sağa kayarken korkular itekliyordu. Acılar düşecekken geleceğe tutunuyordu. Gözüm birden devasa bekçiye takıldı. Yelkovan uzun olmanın verdiği gururla hızlı hızlı ilerlerken garip akrep boynu bükük bekliyordu. Ve ansızın dünyadaki tüm saatlerin aynı anda durduğunu düşündüm. Bir daha çalışmamak üzere, hep aynı zaman diliminde Hep gece yahut gündüz. Geceler dünyanın mahremi. Karanlığıyla örtüyor bedenini. Saklamak istediği ne varsa göstermekten çekindiği. O vakit gerçekleştiriyor hepsini. Yolsuzluklar katliamlar sonu gelmeyen kötülükler. Güneş batınca çıkıyor ortaya. Yazık değil mi karanlığa? Kötülüklerin daimi seyircisi geceye yazık değil mi? Katlanmak zorunda mı onca kötülüğe? Acırım geceye.

Kararan zihnimden kurtulmaya çalışıyor düşüncemden arınıyorum derken gündüzler geliyor aklıma. Hep sabah olsaydı güneş daima gözetleseydi dünyayı? Ne yapar zavallı baykuşlar yahut ak yarasalar? İstemiyorum duran zamanı sevmiyorum böyle geleceği. Burada da barınamıyorum. Kalkıp yollara koyuluyorum. Dünya dönmekte ve insanlar yuvarlanmakta .Sorular aklımda kaygılar ruhumda. Evet, ben! ölü bedenin refakatçi ruhuyum. Kaygılı korkak tedirgin bir ruhum. Yürüyorum. Asfalt zemin bitiyor, huzura değiyorum. Belki son kez toprak kokusunu içime çekiyorum. Ya bir gün toprak ana yeter derse artık? Kabul etmezse hiçbir ağacı üzerinde? Ruhsuz bedenleri saklamazsa benliğinde? Ne yaparız o vakit? Küçük bir bölümünü kullanmakta olduğum beynim cevaplayamıyor felaket sorusunu.Derin bir iç çekiyorum, çaresiz ilerliyorum. Eve az bir mesafede bir lokanta önünden geçiyorum. İçeri tıklım tıklım kravatlı bedenlerle dolu. Kahkahalar yan sokaktaki dilencilerin kulaklarında çınlıyor. Durup bakıyorum.Çıplak bir korku daha boy gösteriyor zihnimde. Ya bir gün attan inerse zenginler.Korkuyorum zenginlerin açlığından. Biz alışkınız da karın tokluğuna yaşamaya? Ne yapar onca sultan? Ne olur han hamam? Aman diyorum aman.. Anahtarı çeviriyor küçük dünyama adım atıyorum.Bedenimi koltuğa zar zor bırakıyorum.Her odanın ışığı yanıyor kapılar sonuna kadar açık rüzgar salonda volta atıyor.Korkuyorum yalnızlıktan ve sonsuz karanlıktan. Balkonuma çıkıyorum gece çoktan gelmiş güneş istirahate çekilmiş. Kaldırıyorum başımı karanlığa. Yapamıyorum yere bakıyorum. Dinmek bilmeyen kaygılarım, kalbime değen sancılarım.Bastırıyorum göğüs kafesime. Tüm kötülükleri geçmişi ve geleceği yok etmek istercesine.

Bastırıyorum kaburgalarım sızlayana değin. Lakin yakamı bırakmıyor kaygılar can dostu korkular.Ve ben de tek bir çıkış yolu seziyorum. Zihnimdeki soru işaretlerinin kancasına taktığım iple boğacağım kendimi. Bitireceğim henüz gelmeyen felaket geleceği. Ansızın bir ıslaklık birikiyor göz torbalarımda. Kapatsam gözlerimi bitecek her acı. Ama yapamam korkuyorum karanlıktan.Yalnızlıktan. Kapatırsam gözlerimi ya yalnız kalırsam. Gideceğim yerde bulamazsam kimseyi. Giden geri dönermiş kim diyebilir ki? Yahut bu dünyada kalırsam ve herkes göçerse? O vakit hesaba gelirse evren? Nasıl sağ çıkarım cevapsız bilmeceden? Korkuyorum ve kapatmıyorum gözlerimi ağırlaşan göz torbalarım bırakıyor yaşları lakin ben kapatmıyorum gözlerimi, bekliyorum felaket geleceği.  

Çünkü ben kaygılarımın esiri, geleceğin bekçisiyim..