Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: özgür2347
Eser Sıra Numarası: 210214eser21


                                                               ENDİŞE İLE
      Kamera küçük kızın sallanan eline yakınlaşıyor. Kocaman gülümsemesiyle bağırıyor bana onu görüntüye almam için ve hızla sol elini önce doksan derece sola sonra doksan derece sağa yatırarak sallıyor. Resmen kız değil de gülümsemesi konuşuyor, “umut” diye haykırıyor porselen beyazı dişleriyle. Elini sol tarafta sabitleyerek gülümsemeye devam ediyor dayısının kurduğu salıncağında. Fotoğraf çektirdiğini sanıyor ama hayır, bu bir video kaydı. Fotoğrafı bozulmasın diye yan tarafta büyük aile masasına bardakları yerleştiren annesinin yardım çağrısını hiçe sayıyor. Bekliyor fotoğrafının çekilmesini ama kameranın yönü değişiyor. Hayal kırıklığı. Artık merceğin onu görmediğinin farkında, koca kız oldu aklı erecek tabi böyle şeylere. Koca kız oldu ama dün büyükleri aklının her şeye ermeyeceğini söyledi. Biri vurulmuş köyde, soruvermiş o da merakından. Ama ölüme yetmezmiş onun aklı, ilgilenmesinmiş. Öyle dediler. Demesinler. Sonra dün amcası karışık bir laf söyledi. Sonunu düşünen kahraman olamaz mıymış,  sonundan endişe edersen kahraman olamazsın mıymış, öyle bir şey işte. Sonra sonunu düşündü. Hikaye nasıl bitmeliydi? Endişe içinde mi yoksa korkusuzca mı? Kahraman olmak istiyor muydu bakalım o? Sonunu düşünen kahraman olmak istemiyordur ki zaten. Öyle değil mi ama? “ben istemiyorum.” Dedi. Sonra tekrar sonunu düşündü. Ondan bundan sonra ne Şirine olurdu ne de Emma Goldman. Hikaye burada bitmedi ama.
***
      Büyük bir taş görüyor mercek şimdi. Küçük kız koşarak yanına geliyor kameranın. Taşın kenarından o da gözüküyor artık. Suratında hala aynı gülümseme ile el sallıyor kameraya. Bağdaş kurmuş bir şekilde saatlerce oturuyor taşın hemen arkasında.  Akşam ezanı okunuyor ama eve gitmiyor. Annesi ezan okunmadan önce eve gel demiş ama hangi ezan olduğunu söylemediği için ilgilisi hala kamerada. Evdekilere söylese kahkahalarla gülecekler bu cevabına, biliyor. Zaten ne dese gülüyorlar, aklı sırrı ermiyor. Eve gitme saatinin geldiğini bilse bile ayrılmayacak kameranın önünden belli. Biri gelip kucaklıyor onu, kaldırıyor yerden. Ne onu kucaklayanın çığlığını duydu ne de bu telaşı anladı. Aklı kamerada kaldı öylece. Artık gülümsemiyordu.
***
      Sebepsiz yere atılan çığlıklar kurtarıcıdır. Nefes almak gibi bir ihtiyaç olur kimi zaman bağırmak. İşte o zaman çığlık, hayat kurtarır. Sebebi ölüm olan çığlıklar acı vericidir. Sebebini anlayamadığın çığlıklar gülümsemeni çalar. Kızın gülümsemesini çalan çığlık, kameranın arkasında duran elin artık buz gibi oluşunaydı. Kamera yerde, çünkü kamera sahibi yerde. Düz mantık hayat kurtarmaz, hikayeyi kısaltır. Söylemiş miydim? Kamera sahibi yakıcı güneşin altında bahçenin görüntüsünü kaydederken yere düşüp ölmüş. Bu kadar. Dün kızın aklının ermediği ölüm bugün aklının içinde yer bulmuş. Ölüm, basitmiş: uyku kadar.
***
     Geleceğimden endişe etmeye yetecek kadar gelecek yok artık önümde. Size bütün bunları anlatmamın sebebi bundan tam üç dakika önce öleceğimi öğrenmiş olmamdı. Oysa ben dört aylık ömrüme ne endişeler sığdırabilirmişim de haberim yokmuş. Az önce bundan yirmi iki yıl önce size hayatımda ölümle ilk tanıştığım günü anlattım. Ve bundan –doktorun deyimiyle- tam dört ay sonra ölüme kavuşuyorum. Çocuklarımın geleceğinden, eşimin bensiz yaşayacağı zorluklardan, annemin yaşayacağı ikinci bir evlat acısına dayanamayıp daha çok hastalanacağından ve artık onu babamın yanında mezarlık satın almaması için ikna edecek ben ve kamera sahibi ağabeyimden başka kimsenin olmayacağından sonsuz bir endişe duyuyorum.  Biraz sonra sebebi ölüm olan çığlıklar bırakacağım sahile dram filmlerini asla aratmayacak şekilde. Fakat ben filmleri sevmem. Eğer bir kameram olsaydı –ki ağabeyimin gözlerimin önünde ölümünden sonra asla bir kameram olmadı- ölüm beni ayakta yakalasın ve düşüşümü saniye saniye saklasın isterdim,  ağabeyimin düşüşünü saklamayışına inat. Eğer şimdi kameram olsaydı gözlerimin önünde yaralı martının bu yorgunluğa dayanamayıp kendini denize bırakışını kaydederdim. Martının çocuklarının geleceğinden de endişe duyuyorum sayın okuyucu. Martının çocuklarının aklı ölüme erer mi? Benim çocuklarımın ermez. Annemin artık bir mezarlık satın alacağından kesin olarak eminim fakat eskisinden iki küçük farkla. Babamın değil, ağabeyimin yanında ve kendisi için değil benim için. Ölüm anında bahsedilen Azrail’in soğuk nefesi mi hissettiğim yoksa meşhur sahil rüzgârı mı anlayamıyorum. Azrail ile dört ayımın dört yıl olması için pazarlık yapmayacağım fakat yalvarırım sevdiklerimin yanında boğazımı sarmasın elleri. Derin bir nefes, kocaman bir çığlık bırakıyorum sahile.
***
     Öldüm. Sonsuz hissediyorum. Hikayem bitti, endişe ile.