Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: özgürlük3333
Eser Sıra Numarası: 230214eser27



                            YİTİRMİŞLİĞİN MÜCADELESİNDEKİ ÖZGÜRLÜK                                                                                                                                               
            Bir şeylerin elinizden alınmasını; Güneş’in gökyüzünü terk etmesi, gökyüzünün maviliğini yitirmesi tanımlar. Kötülüğün, zorbalığın, baskının, olmayan adaletin karşılığını ancak siyah bir gökyüzü verir. Sevgi, saygı, hoşgörü, adalet, huzur, düzen ve daha nicesi elinizden alınıverir birden. Üstelik size hiçbir şey söyleme hakkı tanınmadan. Elinizde geriye sadece tek yıldızı olan siyah bir gökyüzü kalır. O yıldız inatla parlar. Karşı koyar gökyüzünün siyahlığına, umutsuzluğuna, pes etmişliğine. O yıldızı “özgürlük“ diye tanımlarım ben. Her şeyinizi kaybetmişsinizdir, her şey elinizden alınmıştır; ama özgürlüğünüz henüz değil. Hâlâ gerçekleri haykırmak, mücadele etmek için özgürsünüzdür. Hem de hiç olmadığınız kadar.  Gökyüzünde bulutlara çarpmadan uçabilen bir kuşla denk olursunuz o vakit. 

Kaybettiği şeyler için üzülmeyen insan iyi bilir, bir şeylere sahip olmanın kölelik olduğunu. Janis Joplin şöyle der: “Özgürlük, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olmak demenin bir başka yoludur.“ Ve ekler  Chuck Palahniuk: “Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz.“ Ne kadar az şeye sahip olursanız, ne kadar çok şey kaybetmişseniz, ne kadar az yük taşırsanız kanatlarınızda işte o zaman daha yükseğe çıkabilirsiniz. Hiçbir şeyden korkmamak, hiçbir şey ummuyor olmak, boş bir tuvalin rastgele bir yerine sürülen o mavi boya, siyahî bir çocuğun bembeyaz dişlerinin arasından çıkardığı sokakta yankılanan ıslık sesi, hatta yaşamak kadar ölebiliyor olmak da özgürlüğe dâhildir.
Bir gökdelenin en üst katından usulca aşağı bırakılan ufak bir kâğıt parçası gibi hissediyorum son zamanlarda. Düşmekten de korkuyorum, rüzgârın beni istemediğim bir yere götürmesinden de. Seçemeyecek olmaktan, karar veremeyecek olmaktan, kısıtlanmaktan, düşündüklerimi söyleyemeyecek olmaktan korkuyorum. Geriye kalan tek şeyin, özgürlüğümün, elimden her şeyin alındığı gibi alınmasından ve onu kaybetmekten korkuyorum. Bu korkuyu içime salan insanlara karşı ettiğim mücadelenin, gösterdiğim çabanın boşa çıkmasından korkuyorum. Özgürce maviler arasında uçabilen bir kuşken, yeryüzünde gezinen en küçük karınca olup görülemediğim için ezilmekten korkuyorum. “Asıl önemli nokta; istediğim her şeyi yapabiliyor olmak değil, istemediğim şeyleri yapmak zorunda olmayışımdır. Zorunda kalmakla özgürlüğüm olmazsa nasıl mücadele edeceğim?“ diye soruyorum çoğu zaman kendime. Cevap veremiyorum, yardım da edemiyor bana kimseler. Piyanomun beyaz tuşlarındaki masumiyeti bile yitirdim ben. Kitaplarım kitaplığıma, çiçeklerim penceremin önüne, hüznüm ise göğüs kafesime sığmıyor artık. Yaşamamı sağlayan tek unsur özgürlüğümken, onu kaybettiğimde kurtulmak için hangi dalı tutsam kıracağımı biliyorum.
         Ne diyordu Cemal Süreya? “Özgürlüğün geldiği gün/ O gün ölmek yasak!“ Özgürlüğü kazandık, ölmeyi yasakladık, yaşadık doyasıya Turgut Uyar’ın istediği gibi göğe bakarak. Mutluluk uzun sürmüyor elbet, kursağımızda bıraktılar yaşama sevincimizi. Özgürlüğünü kanıtlayan, adalet için bağıran nice insanları öldürdüler. Ayrılıkların ve zıtlıkların yan yana olup birbirlerine gülümseyebildiklerini gösterdik. Öldürdüler. Eşitlik, adalet, özgürlük dedik, herkesin istediği şeyler için savaştık. Öldürdüler. Ölümün de özgürlük olduğunu söylemiştim. Yok etmeye çalıştıkça var ettiklerini anlayamayacak kadar bizden ve bizim gibi olmadıkları geliyor aklıma. Bütün bunları düşünerek ağladığımda beni yalnızca penceremdeki çiçeklerim görüyor. Karanfilime doğru eğilip kokluyorum, aklıma Edip Cansever geliyor: “Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte/ Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel/ O başkası yok mu bir yanındakine veriyor/ Derken karanfil elden ele.“ 

Ve birden tutku, inanç, bir çeşit inat sarmalıyor yüreğimi. Okuduğum tüm şiirler ve kitaplar mücadele ettiğim şeylerden vazgeçmememi öğütlüyor bana. Daha çok kitap, daha çok çiçek, daha çok müzik ve daha çok özgürlük..Yaşasın bağırabilmek inandığımız ve mücadele ettiğimiz şeyler uğruna!