Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: pars5110
Eser Sıra Numarası: 220214eser38


                                                              BİZE NE OLDU?    
20. yüzyılda tanıştık aslında Avrupalı aile yaşantısıyla. Zamanla aşina olduk, benimsedik onları. Anne babasına ismiyle seslenen karakterleri, çocuk yerine evcil hayvan besleyen ebeveynleri… Fark ettik de misafirlerine karşı tutum ve tavırları hiç dikkatimizi çekmedi mi acaba? Hani canım Anadolu’mda, bir deyiş vardır “Kendi evin gibi davran” acaba elin Avrupalısı bunu bizden iyi mi anladı da uyguladı? Bu lafla anlatılan misafire kapıyı açıp içeri aldıktan sonra tek kelime etmeden, o yokmuşçasına davranarak, misafirden de kendi evi rahatlığında davranmasını bekleyerek, yapılan ruhsuz bir karşılama mı? Acaba misafir kapıda karşılansa, yer gösterilse, muhabbet edilse, ikramda bulunulsa ve kapıdan da “güle güle” diyerek içten bir gülümsemeyle uğurlansa daha hoş olmaz mı?

Misafirin bizim kültürümüzdeki yeri bu değil midir zaten? Hızla kaybettiğimiz milli değerlerimizden biri olan misafirperverliğin tarihimizdeki yeri, bize ne şekilde miras kaldığı ve bizim bizden sonrakilere neler aktarabileceğimiz konusunda sanırım biraz kafa yormak da lazım. Yıllar sonra torunlarımızın da bizim gibi misafirlerini sıcak bir gülüş, hoştan bir selamlama ve iyi bir ağırlamayla karşılaması için bugünlerden bir şeyler yapmamız lazım olsa gerek. Bu konuda atalarımızdan gördüğümüz tavır ve tutumları onlara aktarmalıyız sanırım. Evet, biz Türk’üz ve en çok da “Türk misafirperverliği”yle bilinir ve övünürüz. Ancak lafta kalan bu misafir sevgisini en son ne zaman kapımıza gelen insanlara gösterdik? Bu konuda en azından atalarımız neler yapmış, bizler neler yapabiliriz sorusunu kendimize bir kez olsun sormalıyız.
Meşhur hikâyedir, nice meşhur hikaye gibi aslı astarı az biraz meçhul. Sultan-ı İklimi Rum Fatih Sultan Mehmed Han sefere giderken yol üzerindeki bir dağda tek başına yaşayan ihtiyar bir kadının kapısını çalar. Çok susadığını beyan ederek bir bardak soğuk içecek diler. Yaşlı kadın kim olduğunu, nereden geldiğini bilmediği bu genç ve delikanlı tanrı misafirine bir bardak soğuk ayran ikram eder. Sultan buz gibi ayranı kana kana içecektir fakat arada ağzına gelen saman çöpleri onu duraksatır. Nihayet son yudumu alarak ayranı bitiren hünkâr yaşlı kadına, anacım ellerine sağlık ayranın çok hoştu içimi serinletti, Allah razı olsun senden fakat içindeki saman çöplerinden kana kana içemedim onları keşke düşürmeseydin diyerek biraz sitem eder.

Yaşlı kadın gülümser, ah oğlum belli ki yoldan gelmişsin, terlisin bu ayranı bir yudumda içip üşütür, hasta olursun diye korktum. Bu yüzden saman çöplerini ayrana kattım deyince, padişah o kadıncağıza ihsanlarda bulunarak yoluna devam eder. Sahi kaçımız en son bu düşüncelerle bir misafirimizi ağırladık? Misafirimizin kim olduğunu bilmeden kaç kez tanrı misafiridir, yoldan gelmiştir diyerek kapımızı hiç tanımadığımız insanlara açtık. Acaba ne zaman unuttuk evimizin ve kalbimizin kapılarını başka insanlara içtenlikle açmayı. Oysa hepimize anlatılmıştı Anadolu insanının misafirperverliği; bizim Yûnus’tan, Aslanlı Hünkâr Hacı Bektaş’tan ve “Gel ne olursan ol gel” diyerek belki tüm dünyayı gönlünde misafir etmeye namzet olan tasavvuf ehlinden öğrenmiştik. Son zamanda Avrupalılaşan ve süratle yozlaşan kültürümüzde en önemli yapı taşlarındandı hâlbuki misafirperverlik.Yiyecek son lokma ekmeğiyle misafirini doyurup geceyi aç geçirmekti bizim lügatımızda anlamı.Kahvenin yanına su koyup gücendirmeden, adabınca misafirin karın tokluğunu sormaktı belki de.Günümüz insanının hızla akan yaşantısında giderek yerini ve değerini kaybeden bir unsur olmaya başladı.Zamanın tik-taklarında kendi tak-tiklerini uyduran günümüz insanı, onlara göre modernize bize göre robotize tavırlarıyla, misafirperverlik duygusunun Anadolu’da hızla yok olmasına göz yumarak kendi kültürüne bir balta daha vuruyor.
         Atalarımızın, kültürümüzün, tarihimizin ve bu toprakların bize kattığı, bizi biz yapan misafir sevgisini kaybetmemiş; evinin ve gönlünün kapıları tanrı misafirlerine daima açık olan kişiler olmanız dileğiyle…