Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: pencere3857
Eser Sıra Numarası: 230214eser77


                                                      DÜNYAM

16.02.2014 09.16
      16 yaşındayım.İçini istediğim gibi dolduramadığım bir 16 yıl geçirdim...Her akşam ders çalışır, soru çözer, daha çok ders çalışır, daha çok soru çözerim. Evet, ben o etrafınızda gördüğünüz, çocukluğunu yaşayamadan sınav maratonuna atılmış, hayatı ders kitapları üzerine kurulmuş, geleceğini sırtında taşıyan gençlerden sadece biriyim. Durmadan müzik dinleyen, şarkı sözü ezberleyen, bol bol hayal kuran ve bir o kadar da ders çalışması gerekenlerden…
Hayatıma bakıyorum. Ders kitaplarının oluşturduğu sıra dağların, duvarda asılı duran ders notlarının, hedefimle ilgili sloganların süslediği odamda;kaptan  köşküne kurulan bir kaptan gibi varış noktası tıp fakültesi olan yol haritamı hazırlıyorum.
Filmlerde veya dizilerde izlediğiniz gibi değil aslında gençliğin durumu.Birini beğenip onunla ilgili hayaller kurmanız, düşlerinizi onunla süslemeniz doğru değil. Sevmeniz, aşık olmanız ise korkunç bir şey. Çünkü aşk dikkatinizi dağıtır ve onca yıllık emeğiniz bir anda yok olabilir. İşte bunlar çevremizden duyduğumuz öğütler… Sınava çalışıyorsanız hiçbir şeye hakkınız olmaz. Yaşınızın kaç olduğu, ne hissettiğinizin bir önemi olmadan ders çalışıp iyi bir gelecek kazanabilmek için çırpınıp durursunuz. Çocukken oyuncaklarınızla yeterince oynayamadığınız, salıncakların keyfine varamadığınız, saklambaca doyamadığınız gibi şimdi de aşık olamazsınız. Sanki elinizdeymiş gibi…

03.05.2019 04.43

     Altıncı okuyuşum ama hala anlamadım ve beynim anlamamakta ısrar ediyor. Anlaşılan uykumu açmak için yedinci kahvemi de içmem gerekiyor yoksa hiçbir şey anlayamayacağım. Böyle hayıflandığıma bakmayın. Ders çalışmakla ilgili bir sorunum yok.  
İstemsizce gülümsüyorum, eskiden ne kadar da sıkılırdım ders çalışmaktan. Dünyamı derslerim oluştururdu. Endişelerim, mutluluklarım, başarım, başarısızlığım… Şimdi ise başka bir dünyadan gelmiş ve insanları tanımaya çalışan bir uzaylıymışım gibi hissediyorum kendimi. Ders çalışmak insanları tanımaktan daha kolay geliyor. İnsanları tanımak zor…İyi insanlarla, kötü insanlarla beraber hayatın test çözmekten çok daha farklı olduğunu, yanlış yapmanın testte olduğu kadar basit olmadığını öğrendim.  İnsanların gözünüzün içine baka baka ne kadar zalimce davranabildiklerini, bencil ve umursamaz olabildiklerini öğrendim.
Aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu paramparça olarak öğrendim. Ağlamaktan göz pınarlarının kurumasının nasıl olduğunu öğrendim. Kitaplarda öğretilmeyen en büyük derslerden birini aldım mesela: insan olmayı öğrendim…Dizlerimi kanata kanata, düşe kalka geçtiğim bu yollar bana en azından insan olmanın her şeyden daha önemli olduğunu öğretti. Büyüdüm, hayattan aldığım derslerle beraber endişelerim de büyüdü… Dünyam sadece ders değil artık ve endişelerim de…

07.08.2034
     Hastaneye yetişmek için alelacele evden çıkarken yataklarında uyumakta olan çocuklarımı öpmeden edemedim. Zaten uyanık olsalar öpmeme izin vermezlerdi. Çocuklarım… Dünyamdı onlar benim. Her şeyim…Teknolojinin bizden çaldığı en değerli şeydi çocuklarımız. Evet, bu bir dünya sorunu olmuştu.
Teknolojinin esiri olmuş, ailelerinden kopuk yaşayan bir gençlik… Birbirlerini internette tanıyan, internette sevip, internette ayrılan bir nesildi onlar. Acaba oğlum hiç şiir yazacak mıydı bir kıza? Ya da kızım hiç seviyor sevmiyor yapacak mıydı papatyalardan? Çok korkutuyordu onların bu hali beni. Hep daha fazlasını istemeye alışmış, bir tuşla her şeyi halledebildikleri bir dünyaya alışıp başarısızlıkla daha tanışamamış çocuklardı onlar.
Dünya her geçen gün daha da çekilmez olurken, onu bu hale getiren insanlardan uzaklaşıyorlardı sadece. Aslında pek de haksız sayılmazlardı. İnsanlar her geçen gün dünyaya daha çok zarar veriyor ve yapılan hiçbir uyarıyı ciddiye almıyorlardı. Nükleer silahlar, terör, çevre kirlilikleri, radyasyon, artan kanser oranı… Dünyamız her geçen gün çirkinleşiyor ve çocuklarımız bunu yapanlarla ilişkilerini kesiyorlardı. Yani bizlerle…

03.08.2079
     Vücudumu derin bir acı dalgası esir almıştı yine. Ne zaman bitecek acaba diye düşündüm. Ne zaman öleceğim? Dünyadaki vaktimi dolduralı epey olmuştu.Ölüm vakti gelmiş de geçiyordu ama ben kendimi buraya hapsolmuş gibi hissediyordum.
Hayatımı kaybedecekmişim…Ne kadar da yanılıyorlar.Bu yaşadığımıza da hayat diyenleri anlamıyorum.Artık gökyüzü diye bir şey kalmamıştı. Her yerde kara bulutlar vardı.Uzun zamandır ne bir çocuk kahkahası duyuyorduk , ne de  bir kuşun ötüşünü. Ne bir kelebek vardı, etrafımızda ne de bir çiçek…Asit yağmurları, radyasyon, su kirliliği, hava kirliliği derken dünyamız ne hale gelmişti. Galiba on yıldır hiç gökkuşağımız olmamıştı ya da yıldızlı parlak bir gökyüzümüz.
En çok da açlıktan ya da susuzluktan ölen bebekler acıtıyordu canımı. Bu dünyanın en masumları olarak hak etmedikleri bir ölümle geri dönmüşlerdi cennetlerine. Çocuklarını hayatta tutabilmek için hırsızlık yapan, adam öldüren anne babalar çocuklarını hayatta tutmayı ise başaramıyorlardı. Onların gözlerindeki çaresizlik her şeyden beterdi. Su yetersizliğinden dolayı temizlik diye bir kavram ortadan kalkmış bununla beraber hastalıklar artmıştı. Ama en ilginç olan da paranın ortadan kalkmasıydı. Ne kadar zengin olursanız olun sevdikleriniz gözlerinizin önünde ölürken kimseden ayrıcalıklı olamıyordunuz. Artık herkes eşitti. Hepimiz hayatlarımızı uzun bir zaman önce kaybetmiştik aslında ve altında ezildiğimiz kocaman bir pişmanlık taşıyorduk omuzlarımızda. Ölmek bizim için hayatlarımızı yeniden kazanmak olacaktı. Gülümsedim. Eskiden ölümden ne çok korkardım. Şimdi ise ölüm bana oyun parklarını hatırlatıyordu. Çocukların hep güldüğü, doyasıya oyun oynayabildikleri bir yeri canlandırıyordu zihnimde. Mesela yeniden duyabilecektik müziğin sesini. İnsanlar yeniden şiir yazacak, sevecek, sevilecek, mutlu olacak ama en önemlisi de insan olmayı hatırlayacaklardı.
Derin bir nefes aldım. Buraya kadar. Gidiyorum. İnşallah gittiğim yerden yeniden kelebekleri görebileceğim, hiç durmadan akan nehirleri ve uzun uzun ağaçları… Yürüyorum ölüme. Tüm korkularımı burada bırakıp sadece umutlarımı alıyorum. Son kez bakıyorum sevdiklerimin yüzlerine. Kırışmış ellerime bakıyorum son kez. En sevdiğim şarkının melodisi geliyor birden aklıma nereden geldi bilmiyorum. Çok sevdiğim bir şiirin en güzel dizeleri oluyor son düşündüğüm şey.


Ben mutlu olmaya gidiyorum…


Hoşçakalın sevdiklerim…Hoşçakalın anılarım…


Hoşça kal evim,dünyam…