Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: pilot2340
Eser Sıra Numarası: 200214eser12


                                GELECEK YAŞANMADIKÇA BİR BELİRSİZLİKTİR   
       Öngörü; gelecek hakkında tahminlerde bulunmaktır. Tahminlerde bulunacak konunun geçmişi, bugünü ve ona ait öğeleri çok iyi bilinmelidir. Akıl ve bilime paralel olarak konuya yaklaşılmalı, duygusallığı dışta tutarak, doğru bilginin ışığı altında ilerlenmelidir. Çünkü öngörünün kaynağı bilgidir.
Her gün farklı değişimler gösteren dünya ve onun parçası olan insan, karşılıklı olarak birbirini yok etmektedir. İnsanoğlunun ilim peşinde koşması güzel bir şey fakat ilmi kötüye kullanması iyi bir şey değildir. Hem kendi ırkının hem de dünyanın yok olmasına neden olmaktadır. İnsanoğlunun ilim merakının ürünü olan nükleer enerji, ilmin temiz sayfalarından biri olurken bazı art niyetli insanların kirli oyuncağı olmaktadır. Kirli oyuncak derken nükleer silahlar üretilip savaşlarda kullanılmasıdır. Gelelim öngörüde bulunduğum konuya;  Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi (CERN). Nükleer kelimesi geçiyor ama nükleer araştırma ile ilgili bir şey yapılmıyor. Yapılan şey, maddenin temel yapı taşının incelenmesidir. Basında patlama diye tabir edilse de aslında protonların çarpışmasıdır. CERN ’de çalışan Türk bilim adamlarından Kerem Can Koçak, kendisiyle yapılan bir röportajda  “CERN ‘ de büyük patlama yapılmıyor. Büyük patlama 13,5 milyar yıl önce gerçekleşmiştir. Sadece minyatür olarak büyük patlamanın incelenmesinin gerçekleştiği bir deney yapılmaktadır.” sözlerini söylemiştir. 
Ayrıca büyük Hadron çarpıştırıcısının 20 yıl veya üzerinde çalışabileceğini, deneyle ilgili net bulgulara 5 yıldan önce ulaşmanın zor göründüğünü belirtmiştir. Bu konuyla ilgili öngörümse; 5 yıl sonra bile, dünyanın ilk oluşumundaki atmosfer ortamını yakalayamayacaklarıdır.Net bulgular elde etmenin farklı bir yolunu bulmaya çalışacak olmaları ve çalışmalara biraz daha büyük bir sistem kurarak devam edecekleridir. Bu sefer nükleer enerji tepkimelerinden büyük ölçüde yararlanarak 13,5 milyar yıl önceki gibi patlama yaratıp dünyanın ilk oluşumundaki atmosferi ortaya çıkaracaklar ve nano saniyede olan şeyleri kayıt altına alacaklarıdır. Bununla birlikte, alınan önlemlerin yeterli olmaması ya da oluşan enerjinin kontrol altına alınamaması gibi endişelerim var. Bunlardan biri olursa geri dönüşümü olmayan zararlar meydana gelir. Başta radyasyon olmak üzere, yüksek basınç, ısı ve ışık dünyayı derinden yaralar. Dünyanın yaralanması ile doğru orantılı birçok canlı zarar görür. Öngörüde bulunduğum bir başka konu ise sevgili ülkem, Türkiye. 1994 (Finansal kriz),1998,1999(Marmara depremleri),2000(Finansal kriz) ve 2001 yılında ekonomik krizler geçirmiştir. Türkiye en çok Şubat 2001 yılındaki krizden etkilenmiştir. Ciddi yaralarla çıkmıştır. Bu durumu fırsatlara çevirmiştir. Bu krizin etkilerini yok etmiştir ve büyümeye devam etmektedir. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın (Carnegie Endowment for İnternational Peace)Nisan 2010’ da hazırladığı “The World Order in 2050” (2050 Yılında Dünya Düzeni) başlıklı raporda başta ekonomi olmak üzere farklı açılardan Türkiye’ye dayanan beklentiler ifade edilmiştir. 
Dikkat çeken verilerden biri 2030 ile 2050 yılları arasında GSYH’nin (Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla)yaklaşık iki buçuk katına çıkacak olmasıdır. Bu rapora göre Türkiye ve Rusya günümüz Çin ekonomisinde daha iyi konuma geleceği belirtilmiştir. Bu konu hakkındaki öngörüm ise; Türkiye’nin ekonomide bu derece iyi konuma gelmesi, Avrupa Birliği üyelik sürecine fayda sağlayan değişmeler olacağıdır. Her geçen gün kan kaybeden Avrupa Birliği 2050 yılında etkinliği kaybetmemek için bu büyük gücü kendisine faydalı görecektir. Hatta Almanya ve Fransa gibi güçler bu sürece destek vereceklerdir. Fakat Türkiye karşıtları, Türkiye’nin ilerlemesini istemedikleri için ekonomide bu kadar iyi olma durumunu bastıracak olay veya olaylar yaratmaları konusunda endişelerim var. Böyle bir şey olduğunda Türkiye ekonomik ve siyasi açıdan zarara uğrar ve bulunduğu konumdan düşmeye başlar. Son olarak kendimle ilgili öngörüm ise; Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinden birini kazanıp iyi bir bölümden mezun olmaktır. Mezun olduktan sonra işsiz kalma gibi bir endişem olsa da hayallerimden vazgeçmeyeceğim.
      Son sözlerimi söylemeye başlarken, biz insanlara sesleniyorum. Gelecek hakkında nasıl öngörülerde bulunursak bulunalım, kesinlikle endişeler beraberinde gelir. Çünkü gelecek yaşanmadıkça bir belirsizliktir…