Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: sanat9896
Eser Sıra Numarası: 100214eser02


                                                          
                                                           BENİM     'ADA'M
      Birlikte asansöre bindiğiniz biriyle en son ne zaman sohbet ettiniz? Kastettiğim iş güç hakkında ya da havadan sudan sohbetler değil, “İyi akşamlar”, “Nasılsınız” türünden 'insani' konuşmalar. Yoksa asansör düğmelerinin simetrik olup olmadığını kontrol etmeyi, yerdeki desenleri incelerken kaçamak bakışlarla kat göstergesine bakıp “Daha ne kadar bekleyeceğim bu adamla” demeyi mi tercih ettiniz? Haklısınız, yanınızdaki kişi tehlikeli olabilir; ne gerek var fazla samimiyete? En güvenlisi kapılar açılınca yanınızdakini görmezden gelip koşar adım dışarı çıkmaktır. Bir de dönüp bakarsanız arkanızdan geliyor mu diye, daha temkinli davranmış olursunuz. Gelmiyor mu? Özgürsünüz.
Günümüz dünyasında insan olmak,insanlara güvenebilmek, koşulsuz sevebilmek, ilişki kurabilmek çok zordur. Küçük bir tebessümden, kısa bir arkadaşlıktan, kısık sesle söylenen bir 'merhaba'dan çeşitli anlamlar çıkarabilmek ise fazlasıyla kolay! “İnsanlar el ele tutuşsa,birlik olsa” gibi şarkılardan “Kandıramazsın beni”, “Ezdirmem kendimi sana”, “Zaten hiç sevmemiştim” türünde şarkılara geçişimiz, hatta ilişkilerde kazanan ve kaybedenleri belirlemeye başlamamız, insan ilişkilerinde gitgide zayıfladığımıza kanıt olarak gösterilebilir. İleride sitem edebileceğimiz birini bulabilmek bir muammadır; sevebileceğimiz, güvenebileceğimiz, insani duygularımızı ortaya koyabileceğimiz kişilerle karşılaşmak ise bir umut. Kendimizi bulmak, sevmek, inanmak üzere geldiğimiz dünya üzerinde tek başımıza kaldığımızı düşünmemize az kaldı. Etraftakiler mi? İnsan kalabalığı...
“Her insan kendi adasında yaşar” demiş Bertoit Brecht.Kendimiz haricindeki herkese sırtımızı dönebildiğimiz, ilişkilerimizi, güvenimizi kıyısından bir yükmüşçesine bırakıverdiğimiz küçük adalarımız her geçen gün büyümekte. Ancak, dünya yuvarlaktır!Yüze yüze yeniden çarpıştıracağız adalarımızı. Toplamak zorunda kalacağız bıraktığımız güvenimizi, ilişkilerimizi ama bırakırkenki kadar kolay olmayacak. Bir kere, tanıyamayacağız yüzen değerlerimizi. “Onlar eskidendi” diyeceğiz, “Sevgi eskidendi. Güvenip de sevemezsin bu zamanda kimseyi”, “Arkadaşlık eskidendi” diyeceğiz sonrasında, “Kim kime karşılıksız, çıkarsız yardım ediyor ki?” ve söylerken bütün bunları, samimi görünmeye çalışacağız yeni nesle. İçten davranmayı, gülümseyerek bakmayı ezberlemiş olacağız. Hoşgörünün, iyiliğin altında yatan sebepleri ararken korunaklı hissedeceğiz kendimizi. Sonuçta... kimseye güvenemezsiniz azizim.
Hayata minik minik kendi adımlarıyla katılmaya başlayan çocukların karşılaştıkları birincil uyarılar“Tanımadığın kişilerle konuşma, şeker verirlerse alma, kapıyı kimseye açma” iken ve bu uyarılar zamanla “Tanımadığın kişilere yardım etme, hiçbir yerde tek başına kalma, kimsenin anlattıklarına inanma” uyarılarına dönüşüyorken, geçmişte inanılan değerleri artık sadece filmlerde, dizilerde görmeye başlamak pek hayret verici olmasa gerek.  Yapılacak hiçbir şeyin olmadığını düşünerek hislerimizi kapalı kutuların içine koymak, bir çocuğun gözlerindeki umudu silip “hayatta daha nelerle karşılaşacaksın çocuğum” gibi öğütler vererek kendimizi yardımsever hissetmek, sokakta yürürken ceketimizi burnumuza kadar çekip kocaman gözlüklerimizin ardından dünyaya nefretle bakmak, gidişatı durdurmaya yönelik yapıcı çözümler değildir. İnsanları potansiyel kötülük olarak görürken, bir başkasının gözünden kendimizin nasıl göründüğüne bakmayı denemeli; ileride yepyeni kurallarla kurulacak olan toplumları yönetecek çocuklara güven duymamayı öğütlemeden önce sevmeyi anlatmalıyız.
Yitirirken bizi biz yapan değerlerimizi, boşvermek yerine hatırlamaya çalışmalıyız unuttuklarımızı. İnsanı insan olduğu için sevebilmeli, “biz de geçtik o yollardan” demeyi bilip empati kurabilmeli, inanamazsak yaşayamayacağımızın bilincinde olup inanabilmeliyiz. Günü gelir kitaplar kadar yalnız*(1) kalırız, aynalara koşarız bir cana hasret*(2), kalbimizi dolduran duygular kalbimizde kalır*(3), işte o zaman eşe, dosta, akrabaya;  bir 'insana' ihtiyacımız olduğunu anlarız, çok geç olmadığını umarak.
   Unutmadan, geleceğe güvenle ve sevgiyle bakarken cesaretimizi toplayıp gözlerimizi yerden kaldırabilmenin, ve asansörde karşımızdaki tanımadığımız kişiye “Nasılsınız” diyebilmenin umuduyla, yüzümüzde bir gülümsemeyle...


*(1): Murathan MUNGAN

*(2): Orhan Veli KANIK

*(3): Behçet NECATİGİL