Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: sedef1475
Eser Sıra Numarası: 230214eser26



                                         ZİNDANLARA   KİLİTLİ   AKIL
        Tik tak tik tak...Akrep ile yelkovanın yarışı.Tık tık tık...Bitmek bilmeyen koşuşturmalar ,sokakları inleten ayak sesleri.İkisi de hiç durmaz.Hayat daima bir hareket halindedir.Zaman durmaksızın akıp gider.Kum saati yorulmaz aynı tempoyla kumları akıtmaya devam eder.
Saniyeler dakikaları kovalarken vakit öyle bir geçiyor ki aldığımız ve verdiğimiz nefes bile farkında olmadan geride kalıyor.Söylediğimiz sözler yaşadığımız olaylar birer birer geçmişimizi oluşturuyor. Farz edin ki bir gün bir yaşa geldiğimizde koskocaman bir ekranda hayatınız. O ekranda neleri görmek istediğinize siz karar verin. Eğer gerçekten güzel şeyler görmek istiyorsanız güzel şeyler yaşayın.
Biraz durun ve dünyayı hayatınızı, dışarıdan izleyin. Sesi de biraz kısın.Ne kadar boş ve anlamsız gelecek her şey. Hep bir şeylerin peşindeyiz. O boş şeyler aslında heveslerimiz, arzularımız, ihtiraslarımız... Keşke bunlar bize kaybettiklerimiz kadar kazandırsa. Fakat bırakın kazancı gidenleri geri getirme imkânımız yok.
Bize güzel gelen ve anlamı olmayan nefsanî arzular; bizi bitiren, özbenliğimizi yitiren doyumsuzluğun ta kendisidir. Bu doyumsuzluk ruhumuzun dimağı olan kalbimizi kapkara bir lekeye bulayıp hırçınca buruşturarak bir kenara fırlatmaya sebep. Beynimizi içerde kemikten zindanlara kapatmış, bedenimizi ise koca bir yük haline getirmiştir.
Biz insanlar varlık olarak içimiz sevgiyle, mutlulukla dolup taşan bir kalbe sahibiz. Şimdi ise sinir stres, isyan ve asilik kapladı kalbimizi üstelik sadece kalbimizi değil; bedenimizi, dilimizi ve de beynimizi. Elimizde var olan hiçbir şeyden memnun olmuyoruz. Hep daha fazlasını istiyoruz. Fakat aldıkça doymuyoruz yine istiyoruz. Hem de büyük bir ısrarla. Bunun bir sınırı yok artık.Ne yaparsak yapalım elimiz, dilimiz, kalbimiz söz dinlemiyor. Peki, bizi kim yönetiyor?
Yavaş yavaş öyle bir hale geldik ki farkında olmadan yönetim merkezimizi kaybettik. Eskiden düşüncelerimize akıl karar verirdi.O bize doğru yolu gösterirdi. Peki, şimdi, şimdi ise nefis karar veriyor. Nefis işin içine girince ne mi oldu? Biz birçok şeyin manasını karıştırdık.
Sahip olduğumuz birçok şey kıskanıldı.Çünkü bu özellikler sadece bir Türk Evladında olur. Saygı, cesaret, kahramanlılık, edep ve en önemlisi tokgözlülük. Bunları yitirmemiz için ellerinden gelenleri yaptılar. Ezelden beri ümmetimizin, ceddimizin sahip olduğu dillere destan o cesareti kaybettik. Aslında kaybetmedik, manasını karıştırdık. Para uğruna insanlarımız evlerini, arabalarını, varını yoğunu bankaya veriyor ya da daha çok kazanmak için kumara yatırıyor. Büyük cesaret değil mi. Para için insanın hayatını, yuvasını, ailesini feda etmesi. Hem de aklın, sırrın ermediği deli cesareti.
Başka neyi mi karıştırdık.Cihatın manasını. Cihat İslam uğruna canını, kanını feda ettiğin savaştır. Peki, şu an? Aynı topraklarda büyümüş, belki de aynı ekmeği yemiş evlatların birbirini görmeden zalimce öldürmesi. Ne yaptıklarının farkında değiller. Yaptıkları doğru mu yanlış mı onu bile bilmiyorlar. Çünkü onlar eziyete de doymuyorlar.
Başka bir örnek ise gözümüzü bürüyen hırs. Bir bakımdan bizi bitiren, sonu olmayan istek. Sonu olmadığı gibi de öfke, kin gibi kötü alışkanlıkları üstümüze biçiyor. Aslında en önemlisi ne biliyor musunuz? Biz hakikati kaybettik. Biz hak ile batılı karıştırdık. Asıl yolumuzdan saptık, bence saptırıldık. O kadar güzel bir tiyatro sahnesi kurdular ki. Başrole de bizi tiyatronun adını da Türklerin Gafil Uykusu koydular. Aslında bakılırsa onlar sadece sahneyi kurdu. Biz ise oynadık. Dekor olarak da telefon, bilgisayar ve farklı teknolojik aletler. Onlar sadece bize bunları verdi. Biz ise bunları çok sevdik ve bir tanesinin yetmeyeceğini düşünerek birkaç tane aldık. Yetmedi tekrar. Bakıldığında onların hiçbir zararı yok. Ama onlar bizim gelecekte doymak bilmeyen bir millet haline geleceğimizi biliyorlardı. Ve bu oyunu oynadılar. Oyuna geldik, açgözlülük bizim vazgeçilmez bir parçamız oldu.
Farkında değiliz değil mi elimizde var olanlarla neler yapabileceğimizin ve neler yaptığımızın? Verdikleriyle istediklerini yaptık, zamanı geçirdik sevgiyi, saygıyı, şuuru, namazı, örf, adet ve gelenekleri unuttuk.
Onların aptal kutusu adını verdikleri, bizim ise dünya harikası dediğimiz televizyonun başına oturduk; onu izlemekten hakikati görmez olduk. Kulağımıza boş boş, anlamını bilmediğimiz sesleri dinlemekten yüce kelamın mesajını duyamadık. Daha sonra ise kapımıza kadar dolu dolu dergiler getirdiler. Adı moda dergileriymiş. Okuduk, anladık iyice sindirdik ama anlayana kadar da yanımızdan yabancı sözlükleri ayırmadık. Bize dilimizdeki sözcüklerde yetmedi, yine başka dillerin sözcüklerini aldık. Eee bunları okuduk peki bize vahi olunan, bizi kurtaracak olan, doğru yola ulaştıracak olan Kuranı Kerimi okumaya fırsat kaldı mı? Bizler toprağın altına girdiğimizde, tek başımıza sorgulandığımızda, kabirde dinin için ne yaptın dediklerinde onlara ne cevap vereceğimizi düşündük mü? Onlar sana modanın ne olduğunu şöyle açıklayacak ‘Bre cahil, moda ne biliyor musun? Cehennemde bir oda!’Buna hazır mıyız? İşte ancak o zaman sona erecek bu tiyatro. Ancak o zaman uyanacağız. Ama alkış sesleriyle değil asla istemeyeceğimiz görüntülerle,
Bizim şu dünyada Müslüman olarak örnek alacağımız insan kâinatın efendisidir. Sonra da onun ashabı. Hiç düşündük mü neden efendimizin tek ayakkabısı tek cübbesi olduğu halde bizim giysi odalarımız var. Neden ashabın bazen yiyecek bir lokması yokken bizim üç kapılı buzdolaplarımız, kilerlerimiz var. Sizce Allahu Teâlâ bizi Habibinden daha çok sevdiği için mi bu nimetleri verdi de onları bu nimetlerden mahrum etti. Onlara her şeyin en güzelini verdi; ama onlar ihtiyaç içinde oldukları halde yine istemediler, yine almadılar. Cennet ayaklarının altına serildi.
Asımın nesli size sesleniyorum. Uyanın artık şu gafil uykudan. Bizler destanlara konu olmuş Müslüman Türk milletine layık olmalıyız. Ümidimizi yitirmeden davamıza sıkıca sarılmalıyız ve sonuna kadar savaşmalıyız. Bizim damarlarımızda ecdadın kanı dolaşıyor. Gücümüzün, ilmimizin, aklımızın önünde kimse duramaz. Gelin biz gelecektekilerin hayatlarına bir mürekkep gibi damlayalım ve oradan hiç ayrılmayacak şekilde hatıralarına kazınalım. Gelin bu doyumsuzluğa dur diyelim. Ve hep birlikte yeni tertemiz bir dünya için, insanlık için taptaze umutlar yeşertelim. Varlığımızı öyle bir hale getirelim ki bizden öncekilerin başarılarını fersah fersah geçelim gelecektekilerin ise gururla gözyaşlarını akıttıkları bir dünya bırakalım.
    Buna hazır mısınız?