Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: sevginintarifi4862
Eser Sıra Numarası: 230214eser62


                                                          AYNA                                        
'' Sağında sıralı kahveler, solunda dizili evler vardı genç adamın. Yeni taşındığı bu kasabayı biraz daha iyi tanıyabilmek için yürüyüş yapıyordu. Kahvede oturan boynu bükük adamlara takıldı gözleri. Bir masaya oturdu, oturanlara selamını verdi ve sohbete hallerini sormakla başladı. Amcalardan biri anlattı olanları:
- (ileride ayrılan iki yolu göstererek.) Bak delikanlı bu iki yolu görüyor musun?
-Evet.
- Bunlardan biri geleceği biri de geçmişi temsil eder. O yollardan her insan sadece bir kez geçebilir. Sağ taraftaki gelecek, sol taraftaki geçmiş olarak bilinir. Aslında hiç fark etmez çünkü geçmiş güzel, gelecek de bir o kadar güzeldir ve bize sadece bu kahveler kaldı. Aman! Zamanına değer ver delikanlı o değerin seni yavaşça gezdirmesine izin ver.
Genç adam merak içinde masadan kalktı, ayrılan o iki yola doğru gitti, önce soldaki yola döndü. Bu yol sıralı evlerin arkasından geçiyordu. Sağ tarafında ve sol tarafında göklere kadar uzanan ağaçların olduğu yolda uzun bir süre yürüdü. Ağaçları izlemekten sıkılan adam geleceğin nasıl olduğunu düşündü. Etrafta baş döndüren çiçek kokusunu algılıyor ama aklı sağ taraftaki yolda kaldığı için bu kokuyu fark etmiyordu. Sonradan karşısına büyük bir şelale çıkmıştı. Şelalenin kuşlarla verdiği konseri duyuyor ama dinlemiyordu. Çünkü ileride onu nelerin beklediğini merak ediyordu. Merakından dolayı kuşların konser verdiği, çiçeklerin mis gibi kokularıyla bu güzelliğe güzellik kattığı ormanda hızlı adımlarla ilerledi ve evlerin arkasında, kahvelerin bulunduğu yola tekrar döndü. Gelecek diye bilinen yere giderken, kahvede duran adamlardan biri ona 'acele etme delikanlı tadını çıkartarak gez bu yolları, bir daha gezemeyeceksin.' demiş ama genç adam bu uyarıyı hiç dikkate almamıştı. Sağ tarafa dönüp yürümeye başladı. Bir ormanın içinde uzun uzun yürüdü ama bu sefer ne bir şelale vardı ne de o eşsiz çiçek kokusu. Sağında ve solunda dizili ağaçlar ve kuşların şarkısı vardı sadece. Genç adam geçmişi düşündü, şelalenin yanında biraz daha kalabilir ve onu uzun bir süre dinleyebilirdi. Hâlbuki geçmişi düşünerek kuşların şarkısını da kaçırıyordu. ''    
Ne olursa olsun biz insanlar kaybetmeden anlayamayız. Birlikteyken sevdiklerimizle o güzel anıların geçeceğini düşünemeyiz. Ayrılık vakti gelmeden inanamayız sonu geldiğine, son kez göreceğimize onun gülen yüzünü. Aradan zaman geçince yalnızlık, özlem ve pişmanlık kalır geriye. Sevdiklerimizle yeteri kadar vakit geçiremediğimizi hatırlatır yalnızlık, onun son isteğini yerine getiremediğimizi söyler pişmanlık ve özlem, son bakışını anlayamadığımızı fısıldar kalbimize. Canı acır kalbimizin, özlemle dolmuştur ve yalnızlıkla örtülüdür. Mesela kuşların ötüşmeleri bize bir şey ifade etmezken, dört duvar arasında bir koğuşta, belki o zaman anlarız aslında her zaman dinlediğimizi zannettiğimiz kuşların bize özgürlüğü haykırdığını.
Benim kuşlarım sevdiklerimdir.Uçarlar bir süre sonra. Ben şarkılarını dinlemeden kaçarlar. Zamanında onlarla geçen vaktimin değerini anlayamadım. Belki sıkılıyor, oyun oynamak istiyordum o an. Belki bir düşünceye dalmış konuşulanları dinlemiyordum.Belki de onlarla oturmak istemiyordum içeriye odama kaçıyordum. İki yıl önce kaybettiğim kuzenim mesela, dedemi tanımadığım için dedem yerine koyduğum amcam ve gözümün önünde yok olmasına rağmen hiç gitmeyeceğini düşündüğüm dayım yok yanımda. Her şeye rağmen gülen yüzleriyle birlikte gittiler. Onlarla geçirdiğim hiçbir anın farkında değildim. Bu yüzden çok pişmanım. Aslında biz her an sevdiklerimizi kaybedebiliriz ama ben bir kez daha değerini bilmeden kaybetmek istemiyorum.
Benim şelalem anılarımdır. Çabucak akarlar, ben farkına varmadan geçip gitmişlerdir. Fotoğraf karelerinde arıyorum anılarımı, ailemle yaptığım piknikleri, perdelere özenle monte edilmiş süsleri, sevgiyle yapılan pastaları ve üstünde yazan yazıları arıyorum. En güzeli de pastanın arkasındaki yüzlerdi, annemlere pastamdan yedirirken yanımdakilerin de ağzını açmasını ve mutluluğun paylaşıldığı anları o kadar özledim ki. Geçmişi fotoğraflarda bıraktım ya da bir kâğıda sığdırdım, şimdi elimdekilere bakıyorum. Bana çocukluğumu hatırlatan yeğenime, sokakta oynayan ben olmasam da ayağında plastik terlikle ağaçların arasında oynayan küt saçlı kıza bakıyorum. Herkesi bir araya toplayamasak da kuzenlerimle birlikte olmak için zaman bulabiliyoruz. İleri görüşlü olmak güzel değildir aslında ama biliyorum ki gelecekte ne sokakta oynayan çocuklar olacak ne de insanlar rahat bir şekilde bir araya gelebilecekler. Bu yüzden en çok da kaybedeceğim için üzülüyorum. Birçok anıyı, gülen yüzleri hep olacakmış gibi düşünürken kaybetmek veya arkamda bırakıp çekip gitmek, beni korkutuyor. 
    Bakışının veda bakışı olduğunu anlayamadan kaçırmak gözlerini gözlerinden.   Ben o şelalenin önünden geçerken aklımda geleceğin olması yüzünden şelalenin sesini kaçırmak gibi.John Lenon’un da dediği gibi: Aslında hayat; biz, dünü ve yarını düşünürken geçendir.