Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ışık0593
Eser Sıra Numarası: 230214eser05

                                                      
                                                          PUSLU BİR GELECEK
       Hiç kimseyken her şey olma umuduyla yaşıyoruz.Çevrem benimle aynı, sayısız insanla dolu. Hepimiz aynı renk üniforma içinde, aynı düzeyde ölçüleceğimiz sınavlara tabi tutuluyoruz.Ama herkesin içinde gelecekte bir gün hiç kimse olmaktan çıkma umudu vardır.Bağımlı olduğumuz pasif rollerden sıyrılıp, diri ya da ölümüzün fark yaratacağı, edilgen dünyada aktif biri olmak için çırpınıp duruyoruz. Bizi bu denli kaygılı hale getiren faktörlerin başında eğitimcilerin geldiğini düşünüyorum.Tarladaki karpuz gibi uzaktan aynı, tadılınca farklı olmamızı bekleyen öğretmenlerden bahsediyorum. Gelecekte başarılı olmamız için çalışmamızı, görevimize odaklanabilmemiz için de disipline ihtiyacımız olduğunu söyleyenlerden...Kendi geleceğimizi tasarlamaktan ve endişe etmekten bile aciz olduğumuzu düşünen yetişkinlerden... Benim öngörme yeteneğim var oysaki.

Gelecekteki benden kaygılıyım. Siz de öyle değil misiniz? Hangi okulu kazanacağım, acaba dünya dönerken beni de yanına alacak mı, yoksa ben başkalarının ekseni etrafında mı döneceğim, diye hiç düşünmemiş olma ihtimalim var mı? Tabii ki hayır! Şimdinin esaretinden kurtulduğum her an ilerisi için endişeliyim. Tanrı’nın adaletine teslim olup sürüklenmeye devam mı edeceğiz acaba? Güçlünün zayıfı paspas niyetine kullandığı zamanlarda ben paspas mı olacağım yoksa paspasa basan ayaklardan mı? Öngörmesi zor. Bu yüzden hiç şüpesiz en büyük endişemin ileride seçeceğim meslek olduğunu söyleyebilirim. Yararlı olmakla fark edilir olmak isteğimin çatışmayacağı, beni tatmin ederken aynı zamanda ailemi ve çevremdeki insanların gözünde belirli bir saygınlık kazanmamı sağlayacak, her şeyi ile yasal ve adaletli, ülke çıkarlarını korumaya odaklı ya da ülke çıkarlarıyla çatışmayacak bir meslek edinmeliyim. Saydığım maddelerin hepsini bir araya getirecek belirli meslek gruplarının olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Zaten burada asıl meselenin meslekten çok ülkenin gelişmişlik düzeyinde olduğunu düşünüyorum.

Eğer yaşadığım ülkede insanlar yarını için bu kadar endişeli olmasaydı, bugünü daha rahat yaşayıp geleceklerini cahil insanları kullanarak değil, ilim irfan sahibi insanların katkılarıyla diğerlerini eğiterek kurmaya çalışırlardı. Tabii ki bunu mümkün kılabilmek için öncelikle eğitim güvence altına alınmalıdır. Bu şartlar sağlandığı takdirde, bu kadar detaylı düşünmeyi bırakıp kendi yetenek ve zevklerim doğrultusunda bir meslek seçebilirim ama görünen o ki bu henüz olası değil. Neden mi? Çünkü hala ‘benci’ bir düşünce sistemi içerisindeyiz. Bireysellikten toplumsallığa doğru bir bakış açışı kazanmaya başladığımız zaman gelişmiş olamaya doğru emin adımlarımızı atmaya başlamış olacağız. Zaten en büyük sıkıntının bireysellik ve toplumsallık arasındaki o ince çizginin sürekli yanlış anlaşılmasından doğduğunu düşünüyorum. İnançlarımızın manipule edildiği ve özgürlüklerimizin kısıtlandığı bu günlerde geleceğimin de kendi ellerimden kayıp başkalarının esareti altına girdiğini hissedebiliyorum. Ruhsal açıdan zayıf bir ben, biz gelecekteki onlar için tehtid oluşturuyor.

Bencillikten tamamıyla sıyrılıp evrensel bir düşünce sistemine geçtiğimiz gün kendim için daha az endişeleneceğim. Sürekli başkalarının ahlak kurallarına göre hareket etmek ya da tam aksine sadece kendi belirlediğimiz adalet çizgisinden yürümek, elbette diğerlerine haksızlık olur. Öte yandan başkalarının benim yerime karar vermesini katlanılmaz buluyorum. Güçlünün hegemonyasında zayıf bir nesil yetişmesinden, yetişen yeni neslin de kendi hâkimiyetini kurabilmesi için eskilerin tükenmesini beklemekten başka yollar da olmalı. Demokrasi, özgürlük, hak, hukuk olmalı. Düşenin üstüne basmaktansa onu yüceltip kendine saygı duymayı öğretmeli... Tüm bunlar olurken insanlık dillere destan değil fiilen gerçekleşip, önümüzde filizlenen bir ağaç misali yeşermeli... Tabii bu kavramlara bakış açımız da çok önemlidir. Çerçeveleri kalın buğulu bir camın ardından bakarsak hiç bir zaman düşlediğimiz geleceğe kavuşamayız. Sırf düşünceleri bizden farklı diye insanların yaşama özgürlüklerini elinden alıp onları duvarların ardında dilsizliğe mahkûm edersek bırakın bir geleceği yaşadığımız an bile bir kurmacadan ibaret olarak kalır. Tamamen içimizde kalması gereken inişli çıkışlı yollarıyla, keskin dönemeç ve sınırlarıyla en derinlerde sadece bize ait olan duyguların ortalığa saçılıp yargılanması mı adalet yoksa inançlarımızın saflığını ve temizliğini çamura bulayıp bize karşı kullanmak mı doğru olan?

Bugün böyleyse yarın kim bilir nasıl olur diye düşünüyorum. Sıcacık evimden, önüme konulan bir tas yemekten mahrum kaldığım zaman, bana elini uzatacak sağlam bir Türkiye istiyorum arkamda.Aynı yaratandan iki kişinin arasında bu kadar uçurum olmasın istiyorum. Ben yerden yüksekte, bazıları ise bir taşın üstünde soğuktan donarak ölürken tam şu dakikada buna bir son verip ‘gelecek’ dediğim şeyin, hissettiğim her andan bir sonraki an olduğunu hatırlatmak istiyorum kendime. Bir şeyleri ileriye atmanın bir çözüm olmadığının farkına varıp kan kaybından ölmeden yaralarımızın sarılması gerek diyorum. Haksız mıyım? Öyle olduğumu düşünüyorsanız sizin baktığınız cam değil koskocaman sert bir çelik...Aşılması imkânsız...Çünkü geleceğe gitmek için yenilikçi görüşlere açık bir zihniniz ve kalbiniz olmalıdır. İnançlarımızın ardına sığınıp öteki dünyandan değil şu an yaşadığımız dünyadan ummayı öğrenmemiz gerekir. Aksi takdirde bir su gibi yönsüz kalır, rüzgâra kapılır bir deliğe sızıveririz...

       Tüm bu değindiklerim benim geleceğime dair umutlarım mı yoksa en derinlerimdeki daha henüz dillenmemiş endişelerim mi bilemiyorum. Belki de umutlar ve endişeler aynı aydınlık ve karanlık, güneş ve ay gibi sevgilidirler. Kavuşmaları için birinin yükselirken diğerinin alçalması gerekir. İlerisi için umutsuzca hayal kurmaya bir son verip şimdi, tam şu anda elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Geleceği şekillendiren eller hamurunu geçmişten fikrini şimdiden alırlar.