Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ışık8490
Eser Sıra Numarası: 220214eser58


                                                                       PİYON
         İnsan uzaklaşabilir mi onu korkutan şeylerden? Kurtula bilir mi mutsuzluklardan? Hep yazıp boş görebilir mi kağıdını? Hissede bilir mi onunla konuşanları?
Koşmalıyım, çok hızlı değil. Nefesimi ayarlamalıyım, daha uzun koşmak için, durmamak için. Turuncu kum ayakkabılarımın rengini değiştirene, eşofmanımın paçalarındaki ipler gevşeyene kadar koşmalıyım. Rüzgar gelene kadar… Koşmalıyım çünkü bu şekilde arkamda kalıyor hayallerim, korkularım. Unutuyorum bu şekilde onları, yok sayıyorum. Ne kadar bilsem de bana gülümseyen hayallerimin, arkasında pusuda bekleyen korkularımın, endişelerimin olduğunu… Her adımımda biraz daha uzaklaşıyorum onlardan, her nefes soluyuşumda, her saçlarımın tenime değişinde. Yarın, öbür güne, bir diğerine olan hayallerimden ve peşinde sürüklediği korkularımdan. Endişelerimden… 

Defalarca sordum kendime ‘neden’ diye, defalarca. Cevap veremedim, ruhum bedenimi sorguya çekerken belli ki çalışmadığım yerden gelmişti soru. Korkuyorsun diyordu bedenim,  rüzgarın dediği gibi. Yapamayacağından, ben varım buradayım diyememekten, yalnızlıktan korkuyorsun diyordu. Var olamamak gibi bir endişen var geleceğe karşı diyordu. Kabul etmedi bedenim, yanıldığını düşünüyordu ruhumun. Bense koşmalıydım, onlar tartışırken. Kulağımdaki müzik biraz bastırmıştı seslerini, duymayacaktım onları, koşacaktım sadece, her adımda uzaklaşacaktım onlardan. Adımlarım yavaşlamaya başlamıştı, yoruldum dedim bu kez . Dur dedim, bu kadar yeter. Hala yavaşta olsa ilerlerken daha sertçe tekrarladım, daha büyük harflerle zihnime DUR dedim. Durdum, ayak sesleri kesildi, son kum tozları da süzülerek gittiler yere. Kızarmış bir surat, dolmuş gözlerimle bitmişti koşum. Rüzgar da yaklaşmaya başlamıştı. Hissediyordum gelişini. İlk birkaç yaprak düştü ağaçtan, sonra tamamen ağaç sallandı. Anlaşılan gelmişti rüzgar. Sesleniyordu adeta bana her ağaçları sallayışında. Nedir bu endişelerin diyordu, nedir bu seni hep buraya getiren, karşıma diken? Bunları sorduğunu düşünüyordum bana. Söyleyemedim hiçbir şey. Daha sert esti bu kez, ısrar ediyordu. Bir kez daha yenik düştüm itiraf ettim ona,  kendime, bedenimin inkar ettiklerini. 

Korkuyorum dedim ağlayarak, hiçbir şeyi bilmemekten korkuyorum. Bir dakika sonra bile ne olacağını bilmemekten, kaybetmekten korkuyorum. Geri kalan sözlerimin yerini gözyaşlarım devralmıştı. Rüzgar cevap vermemişti, acımıştı sanki halime. Yalnız bıraktı beni. Tek başına yürüdüm yolu, eve doğru gidiyordum. Çevremdekilere kaygı gözüm onları düşündüm yol boyunca kim bilir onlar neler istiyorlardı, nelerden korkuyorlardı? Hava kararmıştı eve geldiğimde. Gökyüzüne baktım bu kez ay tek başına parlıyordu çok uzaklarda, ulaşamayacağım bir yerde. Buradayım diyordu, dinledim onu da.
      Evet, o aydı büyüktü, muhteşemdi. Biz insanlar ise hayallerimizle, korkularımızla, endişelerimizle insanlardık. Biz piyonlar gibiydik. Çok, küçük ve en önemlisi zayıf.