Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: sultan3442
Eser Sıra Numarası: 210214eser17


                                      HAYAL Mİ DAHA GERÇEK HAYAT MI?
        Kuşkusuz her insanın içini kemiren gelecek kaygısı, insanın tam da kendini tanımaya başladığı karakterinin yerine oturduğu dönemlerde başlar. Herkesten herkese değişen bu dönem benim tam 16-17 yaş aralığıma denk düşüyor. Yeni nesil olarak tanımlanan bu yaş aralığım aslında bana bahtsız nesil gibi gelebiliyor bazen. Farklı bir tanım olarak globalleşen dünyanın dijital çağındaki kurbanları da diyebiliriz. Her geçen gün kat ve kat gelişen teknolojiye karşı ne yazık ki bildiklerim ve öğrendiklerim yeterli olmuyor; bugün öğrendiklerim birkaç saat sonra güncellenip bambaşka bir bilgi olabiliyor. Buna karşılık hiçbir zaman kendimi yeterli hissetmiyorum. Teknolojinin ilerlemesiyle doğru orantılı olarak kaygılarımda büyüyor.
İşletmeler müşterilerin memnuniyetini göz önüne alarak, insanların yenilik arzularını tatmin edebilmek amacıyla her geçen saniye yeni ürünler üretmekteler. Öyle ki, geçmişe bakıldığında insanların kendi ayaklarının üstünde durabilmeleri için emeğin ve bilginin yeterli olduğu görülüyor. Günümüzde ise ferah yaşam seviyesi çok daha farklı bir boyuta taşınmış durumda; örneğin artık emeğin ve bilginin yerini çağa uyum, üst düzeyde eğitim ve iş gücü yer alıyor. Haliyle ben de çevremden edindiğim gözlem ve benden beklenilen birtakım beklentileri göz önüne aldığımda hayatla gerçekleşecek olan mücadelemde galip gelme planları içerisindeyim.
Yaşımız büyüdükçe fikirlerimiz ve kararlarımız değiştiği için bu yöndeki kaygılarımız da değişiyor. Gelecek çok kapsamlı bir ifade. Mesela bugün yarını düşünebiliyor, yarın ise 3 yıl sonrasını düşünebiliyoruz. Hatta bazen abartıp 70’li yaşlarımızda nasıl bir hayat yaşayacağımız konusunda bile kaygılı olabiliyoruz.
Hani çok kararlısınızdır, inanılmaz derecede istediğiniz bir hayal söz konusudur ama elde edebilmek için de hangi fedakârlıkları göze almanız gerektiğini düşünürsünüz. Bu, geç saatlerde canınızın aynı anda hem çiğköfte hem de mantı çekip dolabı açtığınızda ikisini de bulduğunuzda fit kalmak için ya çiğköfteden ya da mantıdan ödün vermek zorunda olduğunuz bir durum olabilir. Veyahut artık dünya size ilgi çekici gelmiyor olabilir devamlı dünya dışı seyahatler yapmak istediğiniz bir meslek seçip geride sizi sevenleri zorunda kalabilirsiniz. Benimki daha çok seyahat kısmına benziyor.
Hiçbir zaman küçük düşünmem. Klasik mesleklerdense daha çok kişiliğimi ve yeteneğimi yansıtabileceğim işler yapmak istiyorum. National Geographic Cemiyetinin bir üyesi olup dünya kültürü ve tarihi adına, insanlık uğruna kendimi feda etmeyi(!) ya da sağlam bir yönetmenin milyon dolarlık aletlerle çekilen(!) seyirciyi çok feci etkileyip onların yaşamlarına kalabalık eden (yüzüklerin efendisi serisi izlendikten sonra dünya nüfusuna “Gandalf”, “Sauran” gibi sempatik isimlerin girmesi) bir filmde Johnny Depp ile başrolü paylaşmak gibi...  Tabi sonra olur ki işler ters giderse diye, hayatın beni mecbur edebileceği anları da düşünüyorum.
Öyle ki kaderin cilvesinden olsa gerek her insan istediğini ya da çok çok istediğini elde edebilecek kadar şanslı olmuyor. Örneğin o gün yine hayat, size güzeldir, Paris’te öğle yemeğinden çıkar çıkmaz hangi alışveriş merkezine gideceğinizi düşünmekle geçer saatleriniz. Ya da o gün yine hayat, size adi yüzüyle gülmüştür ve koskocaman İstanbul’da evde bekleyen ailenizin karnını doyurmak için saatlerinizi hiç nefes almadan çalışarak geçirmişsinizdir. İstanbul’u dinlerken ya da boğazına karşı şöyle bir bakarken hayata ve size attığı her bir darbe için geçen saniyelerinize lanet okursunuz. Hani hal öyle ki aklınızdan geçenleri tahmin etmek o kadar da zor o değil. Boğaza karşı şöyle bir dönüp; “… Sen de deniz misin be Marmara/ Senin İstanbul’un okula gider mi/ Çocuk felci nedir bilir misin/ Adalarından herhangi birinin bile kara mıdır bahtı/ Sen de deniz misin be Marmara/ Hiç kızıp köpürme ama/ Hiç deniz görmesek yutardık belki Marmara/ Yani iki boğaza bakıyorsun diye/ Deniz diyorlarsa sana/ Canına okurum ben böyle işin/ Ben evde altı boğaza bakıyorum/ Hem de ay ortası biten bir maaşla”. (1)
     Sonra hangisi daha gerçek diye düşünüyorum. Hayatın bize verdikleri mi, bizim hayattan beklediklerimiz mi?


(1)Akgün AKOVA