Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: taşyürek6972
Eser Sıra Numarası: 230214eser72



                                                 DEV AYAKLI ZAMAN
        Öyle bir yerde giyersiniz ki kaygıyı üzerinize bulutların hangi renk olduğu, güneşin nerden doğduğu, aç bir çocuğun karnını doyurmak için nasıl yorulduğunu göremeyecek kadar körleştirir kaygı. Bütün cümleler anlamını yitirir. Yitirilmişliklerin arasında kaybolan kent uykuya dalarken yüreğimin gözleri gözlemlerini anlatmaya başlar.
Uyuyan bu kentte kimse zamanın farkında değildi ta ki geçene kadar. Kimi değerlerini yitiriyordu kiminin benliği değişiyordu. Ama ortak olan bir şeyleri vardı. Zaman geçtikçe yelkovan ve akrep ilerledikçe ömürleri gitgide eksiliyordu. Kim bilir kaç kişi hayata merhaba derken kaç kişi veda ediyordu. Sessiz bir fırtına, çılgına dönmüş rüzgâr, tozu dumana katmıştı.
Kentin kapıları ardına kadar açıldı ve içeri doluşmaya başladı her rengin, her ırkın, her dilin, her hayalin düşünceleri. Ha birde kaygılar bürüdü kenti. Zaman hızlanıyordu, kovalanıyormuşçasına koşuyordu sanki. Yetişebilene aşk olsun. Zaman! Aslında ne çok şeye şahit bu kelime, zaman. Bazen katliamlara bazen barışa. Şahit olduğu her şey o ilerledikçe değişti. Kaynayan bir cadı kazanı vardı. Yakan da yanan da devir döndükçe değişti.
Kimi insan görünümlü yaratık oldu, kimi kalbinin tüm saflığını meze diye sofraya koydu. Kentin bir çok kaygısı vardı. İhtiyarının emekli maaşı nasıl yettireceğine, yetişkinin iş bulup bulamayacağına, gencin şu lanet sınavları kazanıp kazanamayacağına, küçük çocuğun ise oyuncağının elinden alınıp alınmayacağına dair birçok kaygıları vardı.
Sonra oturup düşündüm bende. Ellerim her zamanki gibi kucakladı yüzümü.Bu benim derin düşüncelere daldığım anımdı. Öylesine derindi ki düşünceler, boğulmaktan korktum. Düşüncelerimin her dalgası aklımın kıyılarına vurdukça ürperdim.
Göz kapaklarımın yorgunluktan düştüğü an feci bir şekilde sarsıldım.Derin uykumun rüyalarına dalmıştım sanırım. Öyle garip bir rüyaydı ki dengede duramıyordum. Pimi çekilmiş bir bomba gibi zamanla yarışıyordum. Sarsılıyordum çok sarsılıyordum.Epey de korkmuştum, ecel terlerim ağlayan bulutun gözyaşları gibiydi. Tenime vuruyordu yağmur damlalarım.   
Patlamama çok az kalmıştı, zamanla yarışıyordum.Zamanımın tamda bitmesine yakın annemin bana uzanan sıcak elinin etkisiyle uyandım. Düşünürken epey yorulmuşum ki öylece dalıp gitmişim. Gördüğüm rüya beni etkilemiş olacak ki hala gelememiştim kendime. Kentin onca kaygısı bir şimşek gibi düştü aklıma. Kendimi bir hayli sorguluyordum. Ben neyden korkuyorum?Nelerden emin değilim? En önemlisi de benim kaygım ne? Diye birçok soru beynimde dolanıyordu.Tekrar daldım düşüncelere. Aslında çocukken ben de korkardım oyuncaklarımın avuçlarımdan kayıp gidecek olmasından, şu ansa bir gencim ve önümde birçok sınav var. Beyni o kadar yorgun ki sınavları düşündükçe kalbim daralıyordu. Bir gün bende yetişkin ve saçlarına aklar düşmüş bir ihtiyar olacağım.Onların kaygı elbisesini bende giyeceğim, derken aslında anladım ki benim tek kaygım bu kadar kaygıyı yaşayacak zamanımın olup olmaması. Zaman terlemiş avuçlarımın arasından kayıp gidiyor. Bunca şeyi sığdırabilecek kadar zamana muhtacım.
       Ey,sen düşlerimin düşmanı, hayallerimin aslında tek ihtiyacı, sen benim kaygılarımı yaşamama yetecek misin, yetmeyecek misin? Senle yarışmak öyle büyük ve öyle ürkütücü ki. Dev ayaklarına yetişemeyeceğim diye çok korkuyorum…