Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: umut2525
Eser Sıra Numarası: 220214eser49


                                                                GELECEĞE DAİR
           Geleceğe dair ne yapacağımı, ne olacağımı bilemiyorum. Bir gün aklımda doktor olmak varken diğer gün avukat olmak var. Bu kararsızlıktan kurtulmak istiyorum. Gelecekte ne yapacağımı bilememekten korkuyorum. En çok ise kendi neslimden korkuyorum.
Ben 1999 yılı doğumlu çocukların neslindenim. Biz doğduğumuzda İngilizceyi su gibi konuşmak modaydı. Üçüncü bir dili konuşanlar ise ağa gibi karşılanırdı. Bu heyecanla bize İngilizce öğretmeye başlamışlardı. Ailem de bu kervanla birlikte bana üç yaşımda kreşte İngilizce öğretmeye başladı.
Aileme benden beklenenleri karşılamaya çalıştıkları için hiç kızmadım, ama hep kendime kızdım, beklenenleri tamamlamalı mıyım diye…
Çocukken kâğıt üstüne karalamamız beklenirdi. Bir iki yıl sonra da renk uyumunu fark etmemiz… Üstüne perspektif eklendi, bir anda gölge-aydınlık ilişkisini bilmemiz, onu kullanıp şaheserler yaratmamız beklendi. Beklenenler sadece resimle sınırlı kalmadı, yarışmalarda birinciliğe, notlarda en iyiye, sınavlarda derecelere, fizikte en güzelliğe, yardımseverlikte en gönüllülüğe kadar yükseldi… Bir anda yirmi dört saate bir ömür sığdırmamız beklendi.
Beklentiler benim ilk korkumu oluşturdu. Benden, neslimden, geleceğimden beklenenleri karşılayamamaktan korkuyordum. Her gün bana başka başka yükler ekleniyordu ve ben her gün onların altında eziliyordum. Bir süre sonra benden beklenenleri karşılamamın geleceğim için ne gibi bir fayda sağlayacağını sorgulamaya başladım.
Ne olacağımı bilmiyordum, bu yüzden hep ikileme düşüyordum. Mühendis olmaya karar verdiğim gün gazelin, diplomat olduğum gün Öklid teoreminin ne işe yarayacağını düşünmeye başladım ve kendimi içinden çıkılmaz bir durumda buldum. Gelecekle ilgili kararsız olmak, beni hayat yarışında hep dolambaçlı yollara sürüklüyordu.
Kalıplara sığdırılmak istemiyordum. Sorulan sorulara herkesle aynı cevabı vermek, hayata sadece bir pencereden bakmak istemiyordum. İlgilendiğim her şeyi aynı anda yapabilmeyi, istediğim gibi düşünebilmeyi diliyordum. İlgi alanlarının TM, MF, TS gibi koşullandırıcı sınırlara ayrılmasıyla yapmayı sevmediğim her şeyi yapmak zorunda olmaktan korkuyordum.
Sadece birkaç ölçütlere göre geleceğimin koşullandırılmasından korkuyorum. Sırf mühendis olmak istiyorum demenin sadece matematikle ilgilenmemi gerektiriyor olması kuralına karşı çıkıyorum. Ama hayata karşı sadece ben olduğuma göre bu sistem içerisinde de uyum sağlamalıyım.
Başkalarına, kendime ve kendi duygularıma karşı yenik düşmekten çok korkuyorum. Her geçen yılla birlikte dünyanın daha yarışmacı, daha hırslı olduğunu anlayabiliyorum ama bu birbirini ezme yarışması içinde başkasına haksızlık etmeye yanaşmıyorum. Bazen de çok saf olduğum için haksızlığa uğruyorum ve herkes aynı ahlakî uygulamadığı için ne yapacağımı çoğunlukla şaşırıyorum. Başkasının işine son veren olmak istemiyorum, ikinci şans verdiğim kişilerin de beni ilk şansta elemesine akıl veremiyorum.
Şu anki nesilden çok mutsuzum. Bizim küçüklüğümüzde tatilde nereye gittiğimizi anlatmak yasaktı, gidemeyenlere ayıp olmasın diye anlatmazdık. Yemeğin fotoğrafını çekip göstermek ne kelime, başkasının önünde yemek bile yemezdik. Doya doya bahçeye çıkıp oynardık, hiçbirimizin cep telefonu, hatta müzik çaları yoktu. Bir anda herkes bir tüketim meraklılığına, hava atma yarışına girdi ve ben hep ikilemde kaldım. Aynı sıralardan geçtiğim, birlikte büyüdüğüm insanların bir anda beni materyallerle sınamasına akıl erdiremiyordum. Çalışan telefonun yerine en son modelin alınmasına, her gidilen yerin fotoğrafının çekilip sosyal medyada paylaşılmasına inanamıyordum. Sanki ilkokul öğretmenlerimizin o zorla aşılamaya çalıştığı ahlak gitmiş gibiydi.
Yeni nesilden daha da çok korkuyorum. Onlar bizden daha da önce telefon kullanmaya, boş vakitleri oturarak doldurmaya başladılar. Gelecekte göz kırpmaksızın bana zarar vermelerinden ve bir anda insanlığın temellerini, hatta yaşamın temel prensibini unutmalarından korkuyorum.
Bazen de bilememekten çok korkuyorum. Hep duygularımı yoğun yaşıyorum ve ailemin güvenlik çemberinden ayrılınca gerçeklerle yüzleşmekten çekiniyorum. Önceden bana gerçeklerin bir kısmı söylenirdi, bazıları canımı yakar diye sanki yokmuş gibi bahsedilmezdi. Şimdi ise her şeyi bilmem, kendim için hatta başkaları için de karar almam bekleniyor. Birisi öldüğünde benim kendi başıma bu acıyla yüzleşmem, bana kötülük yapana karşı ayakta durabilmem, haksızlıkta çirkefleşmem gerekiyor. Artık ailemin koruyucu kalkanı üstümden kalktığına göre hayatta zor da olsa kendi ayaklarım üstünde durabilmeliyim.
Son olarak ne seçersem, ne yaparsam yapayım, yaptıklarımdan tatmin olmamaktan korkuyorum. Bana göre ne yapacağımı hiç bilemeyeceğim, hayatın akışına karar veremeyeceğim ama en azından olanlar karşısında hep aynı enerjiyle devam etmeliyim.Böyle bir enerjiye sahip olmadığıma inanmak neye inanırsam inanayım bir yerde çökeceğimi hissettiriyor.
Hayat bana ne gösterir, mutlu mu olurum üzgün mü bilemiyorum. Hayatla baş edemeyeceğimi de gayet iyi biliyorum. Bir zaman sonra ne kadar inatlaşırsam inatlaşayım, bazı şeylere kendi başıma karar veremeyeceğimi, zamanın göstereceğini umut ediyorum.
Sadece hayatın akacağına olan inancımla ayakta durabiliyorum.