Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: usta8619
Eser Sıra Numarası: 160214eser03


                                                  TANRISAL ÖNGÖRÜ

         Kelimelerin yetersiz kaldığı, daha doğrusu tarif edilemeyecek kadar zorlu olan ve içimde daha da güçlenmekte olan o ölüm duygusu. Düşünüyorum, yalnızca düşünüyorum.Tıpkı karada çırpınan bir balık misali ve neticenin belli olmadığı bir savaşın ortasına düşmüş bireysel askerler gibi. Bazen on dakikalık yolu bir saate dek uzattığım günler oluyor ve o bir saati bir yıllık düşüncelere vaat ettiğim vakitler kaybolup gidiyor. 

Gözlerimi kapadım.Uzun ışıksız soğuk bir an.Düşüncelere boğuluyorum ve beynimin en ücra köşelerine iniyorum. Nerede ineceğimi bilmeksizin, peron peron dolaşıyorum.Neyi aradığım hakkında en ufak bir bilgim dahi yok. Hangi tür müzikten, yemekten, uğraştan zevk alırım bilemiyorum.Ve daha da önemlisi karakterimi yerine koyamıyorum. Her ne kadar radikalizmi yaymaya çalışsam da beynime,düşüncelerime; mücrim ruhum buna her daim engel olmakta bir hayli tecrübeli.Kendimi tanıyamıyor olmam,ah ne delirticidir ki, buna engel olmak bir o kadar da zor.İçimde ki üşengeçliğin sığıntı gibi bir hale dönüşmesi, aynı zamanda beynimin içinde yaşadığım katliamda da yenilgime sebep olmakta ve bu beni her geçen gün daha da öldürüyor. Tam zafer anıtını dikerken, tam da zaferin çanlarını çalmak üzereyken Mikail’in şimşekleri kafatasımdan başlayıp tüm bedenimi sarıyor. Her ne kadar dirensem, savaşsam dahi faydasız olduğu kanaatine varıyorum. Nedeni, hemen ardından İsrafil suru üflüyor ve çabalarım beynimin dört bir yanına dağılıyor. Vaktimin büyük bir çoğunluğunu düşüncelerime ayırdığımı fark ediyorum. Gözlerimi açıyorum, ailemin, dostlarımın, sevginin ve övgünün hasreti bir anda kalbimin derinliklerinde meşru kılınıyor.

Her ölümlü gibi benimde toplumdan çok çok uzak yalnızca bana ait olan bir ütopyam var. Galiba tek farkım ben biraz daha fazla zaman geçiriyorum burada. Kim bilir; belki de insanlara ayak uydurmayı standartlara boyun eğmeyi öğrenmem gerek. Fakat içimdeki o üstünlük, mükemmeliyetçilik ruhu beni bir adım daha geriye atmakta ve bu beni her geçen gün daha da başarısızlığa sürüklemekte.  

 İsa’yı gözümde canlandırıyorum ve onu benimseten çarmıhı. Ne kadar fiziksel olarak yaşasa da o çaresizliği. Ve aynı şekilde o duygu, çaresizlik, beynimde ki kuramı biraz daha kırmakta ve beni büyük bir karamsarlığa düşürmekte. Aynı yürüdüğüm sokaklar, değişmeyen insanlar ve devamlı değişen reklam tabelaları. Diyorum ya, beni düşündürtmekten başka bir halta yaramıyor. Evet, sitem ettiğim tek nokta bu. Yalnızca özgürlüğünü kazanmak isteyen sürtüğün tekiyim. Kül rengine boyanmış sabah sekizden akşam beşi gözlemlediğim dünyanın, alışkanlıklarından kurtulmaya pek niyeti yok galiba.

Bir hayli çetrefilli olan bu hayatın, insanları daha da döküntü haline getirdiğini görmekteyim. İnsanoğlu yakutu kendinden daha değerli kılarken, o yakutu bu denli değerli ve şehvetli duruma getirenin yine kendileri olduğunu unutmuşlar ve zamanla bu gerçeği acımasızca savurup atmışlardır. İki adım atacak dermanı kalmayan moruklardan bir farkımız yok aslında, tek farkımız henüz egolarımızı tatmin etmiş değiliz. En iyi yaptığım şey rüya içinde rüya görmek. Hayal gücünün sınırı olmadığı gibi, en uçsuz bucaksız hayallerin peşinde koşarak engebeli arazilerden geçiyorum ve çoğunlukla tökezliyorum. Fakat o zorlu yolların bende bıraktığı yorgunluk beni biraz daha yaşlandırıyor. Diğer yandan ise kalbimin bir köşesinde güzel bir anı olarak kalıveriyor, büyümenin, olgunlaşmanın verdiği şey olsa gerek. Bu ne kadar buğulu camın ardından güneşi görmeye benzese de ne çare, ne kadar çilekli turtanın hasretiyle yanıp tutuşsam da.  Yazmaktan, çizmekten yaşlanan parmak uçlarım bunun birer kanıtıdır.

Mutluluğumu, sevincimi, hüznümü, hayallerimi, hedefimi, fikirlerimi dile getirmekten ziyade, alegori haline dönüştürmek; bana bazen ari bir beynin içinde, uzay boşluğundaki maymunun çaresizliğini anımsatıyor. İçimde bulunan diğer dünyayı, diğer insanlardan beni farklı kılan Tanrı'nın tek lütfü olarak görüyorum. Hayat o kadar güzel ki bu güzelliği yaşayamıyor olmam, beni bir hayli üzüyor. Bir zamanlar insanları tanıdığımı sanırdım, daha sonra yalnızca sandığımı fark ettim. Acı ile ekşinin arasında gidip geldim ve ailemi de tanıyamaz oldum. Ne yazıktır ki bana, düşüncelerimin esiri olup anı yaşamayı unutuyorum zamanla.    
           
Kulağımı çınlatan ağıttan usandım artık. Matem çadırında gizli kalan hayallerimden de. Ulaşılması imkânsız bir hedefim var, doğru, imkansız. Ve imkansız olduğunu bildiğim halde yürümek, bu beni her geçen gün piskolojik anlamda öldürse de bedenim bir kaya misali sağlam, fakat ruhi kalbim ve aklım hayal gücümün sınırlarını zorlamakta. Eski bir Çin Atasözü’nde söylendiği gibi; "Kıyıya vuran ejderha hamsilerin maskarası olur.”Rutine dönüşmeyen hiç bir şey kalıcı olmaz hayatta. Değiştirmeye niyetlendiysen eğer, kaderini. Kafanın içindeki ütopyanın kapıları ardına kadar açıktır, şüphen olmasın! 

        Tek endişem sonumun güzel biteceğinden değil de, boş insan olmama çabasındayım yalnızca. Tanrı gibi öngörme becerisine sahip değilim, tıpkı tüm insanlar gibi. Bizler, yalnızca çevremizde gelişen olayları gözlemler ve olasılıklarla yaşarız. Bizler Tanrı’nın küçük evlatlarıyız…