Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ütopist2907
Eser Sıra Numarası: 230214eser16


                                                DÜŞÜMDE KARANLIĞA DÜŞTÜM
         Hiçbir şey yazmadan önce sadece ‘’korkuyorum ’’yazıp bırakmak istiyorum.Neden korktuğumu kendi içimde , geleceğe yaptığım düşsel bir yolculukla anlatmak için gözlerimi kapatıyorum.
Gözlerimi açtığım zaman boğazımda düğümlenen bir şeyler olduğunu göz yaşlarımın betona düştüğünü görüyorum.İnsanları arıyorum , gözyaşlarımın neden aktığını sormak için, etrafıma bakıyorum yalnız olduğumu sadece soluk renkli gökyüzünün kuşlara olan hasretiyle bana baktığını görüyorum.  Yürüyorum renksiz sokaklarada insanları arıyorum ve yüzlerindeki  teleaşla bir yerlere yetişmek için hareket eden yorgun  yüzlü insanlara rastlıyorum. Birbirinden bağımsız ruhsuz ve mutsuz taşlar gibi beton yığınları arasında kayboluyorlar. Hiçbir şey söylemeden devam ediyorum yoluma. Betondan yapılmış kutucukları andıran evlerin gittikçe küçülmüş olduğu anlıyorum. Bu evlerde kitabın ve okumanın olmadığını hissediyorum.
Yalnızlığın bu kadar hayatın içine girmiş olmasını yürek burkan hüznüyle devam ediyorum.
Ve gözyaşlarım artık daha sık aralıklarla betona düşünüyor.
İnsanların neden bu kadar ayrı yürüdüklerini soruyorum kendime.
Yalnızlığın bu derece ruhlarına işlemiş olması özlemleri yok etmiştir diye cevaplıyorum.
Sonra da bu yalnızlık kokan dünyada kendi ruhuma da yalnızlığın işlemiş olduğunu fark ediyorum. Kollarının arasında duran maddelere sarıldığımı ve onlarla konuşan insanları gördükçe özlemin hala duyuluyor olması içime umut zerreleri düşürüyor. Peki aşk duyuluyor mu hala diye soruyorum; fakat geçmişe duyduğum aşk dışında aşka dair kokuları hissedemiyorum.
Çocuklar görüyorum ve sevinçle haykırıyorum onlara.Bana doğru yaklaştıklarını görüyor ve kollarımı açıyorum; fakat kızgın yüzleri benden haz etmediklerini öyle bir anlatıyordu ki bu dünyada nefret dışında insanları konuşturacak başka duygunun kalmadığını düşünüyorum.Çocuklardan kaçıyorum, nereye gittiğimi nereye varacağımı bilemeden… Sonrasında şu soru zihnime düşüyor: ‘Dünün ekmek öpen çocukları nasıl olur da bugünün kardeş eti yiyen canavarları oldular?’
Bir anda cehennemi andıran bir sıcaklıkla karşı karşıya kalıyorum. Kan ve paranın kokuları arasında insanların perişanlığını gördükçe içimdeki tarifi edilmez sıkıntıları hissediyorum.
Karşıma açlıktan yürüyen kemikleri andıran insanların kucaklarındaki paraları tanımadığım; fakat paraya en ihtiyacı olmayan kişiler olduğunu anladığım insanlara taşıdıklarını fark ediyorum.
Yürüyen kemiklere koşuyorum.Onlara, paraya asıl ihtiyacı olanların kendileri olduğunu anlatmak için.Artık perişanlıklarına dayanamayarak hıçkırıklarla ağladığımı hissediyorum.
Aniden göğsümde hissettiğim bir acı durduruyor beni.Elime bulaşan kanla vurulduğumu anlıyorum.Silahların şimdi daha çok konuştuğunu duyuyorum ve haykırıyorum ‘neden’ diye.Fakat kimsenin beni duymadığını, artık ölüme terk edildiğimin acısı; yüreğimde duyduğum acıdan  daha fazla olduğunu hissediyorum.
Son bir kez renksiz gökyüzüne bakıyorum, sorgulayan gözlerle ve bir ses duyuyorum ‘ Gözlerin bu dünyanın rengine bakamayacak kadar hassaslar.Göz yaşlarının günahını çekiyorsun. Göz yaşların bu dünyayı temizlemeye kalkışmayacaktı.’ .

Ve gözlerime acı bir gülümsemeyle, elveda busesini gökyüzüne kondurarak kapatıyorum.