Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: yolcu5104
Eser Sıra Numarası: 220214eser33


BEN
Ben Ahmet Karabaş. Ben 19 yaşında sarışın, yakışıklı, endamlı bir gencim; güzelim herkesi üzerim. Bir parmağım akıllı telefonuma dokunurken diğer parmağımın tabletimde dans etmesini, ağzımın toblerone yahut nutella ile tatlanmasını ister, ayakkabılarımı Nike’tan, kazağımı Polo’dan, kotumu Levis’tan giymeyi severim. Çünkü ben annemlerin pamuk diye sevdiği babamların adam diye saydığı zat-ı muhteremim. İsmimden önce bir benim var benden de üstün herkese küskün. Aslında bugünlerde herkes bundan üzgün ve geleceğe istemsiz sitemli sürgün…
İşte sürüldüğümüz bu geleceğimizde yaprak misali savruluyoruz.Moda ve popüler kültür denen rüzgârlar ile uçurtma gibi uçuruluyoruz benliğimizin elinde. Biz paspas gibi çiğnensek de yine evin başköşesini ona ayırıyoruz, onu sergiliyoruz ve her müzayede de en pahalı kendimizi satıyoruz.Aslında bunlar olurken ya ölüyor ya.da kirleniyoruz. Çünkü bu işleri insan kendi başına yapar, sonrasına başlamadan varır. Ama biz bu iki şeyi de sonrasına bakmadan en olmayacak şekliyle yapıyoruz çıplak kral gibi. Bana kalırsa pek de hür değiliz. “Ben”in köleliğinde amaçsızca hizmet etmekteyiz. Düşününce düşünce hürriyetimiz bile yok özgürlüğün en çok çiğnenen sakız markası olduğu ve bir o kadar da despot yönetimlerce şehit edilip bağnaz akbabalarca parçalandığı günlerdeyiz. Bundan şikâyet etmekde ama “Ben”e ses bile çıkartmamaktayız. Yöneticilerimize arkalarından ağza alınmayacak küfürler savurmakta, üstlerimize laf sokuşturmada yarışmakta, arkadaşlarımızı azarlamada, ukalalaşmakta sevdiklerimizi üzmekte şeytanlaşmaktayız. Bunun tefsiri kendimizi öldürmekte, hayatımıza kirletmekteyiz. İki kelime, iki eylem ve tek heceli efendi “Ben” denen en kalleş özne ile…
İlk paragrafta bizi anlattım ben diyerek. İşte bu haldeyiz deseydim bakmazdınız ama ben deyince bakmaktan kendinizi alamadınız.Çoğuna göre alaşağı çoğunun hayallerinde bile ulaşılmazdı ama hepimizin arzulayıp peşinden dörtnala koşturuluyoruz.Koştuğumuz yerde büyüyen kapital ekonomi, emekçiyi alın teriyle birlikte yutan canavar markalar ve zenginliğine zenginlik katan dinozorlar var.Arkamızda ise açlıktan ölen insanlar, asgari ücretle yahut dilenmekle yaşayan milyarlar, kilit vurulan dükkânlar var…Ama bunların ötesinde kurulamayan empatiler temeli bile atılmayan kardeşlik köprüleri, köleleştirilip mahkûm edilen biz ve gururun, kibrin dik alası, efendimiz, kul olduğumuz benliğimiz, şeytanımız, canımız ve her şeyden önce düşündüğümüz benliğimiz… Ki o bunları yapıyorken ağlayan anneler, üzüntüyü ekmeğine katık yapan çocuklar, yıkılan evler, düşen hükümetler, yenilen ordular, ayrılan sevgililer, boşanan çiftler, işsiz şeytanlar, yaptıklarıyla insanı geçen hayvanlar, meleklerin gözyaşları ile yağan sağanakları var, kısacası daha neler neler…
Kaygım korkumdan, korkum kaygımdan gelmektedir. Bu efendi, herkesin efendisi olup bizi yönetmeden zincirlerimizi kırıp ondan uzaklara kaçmalıyız.Unutmamalıyız ki şeytanı bile bir  “Ene “  (Ben) kandırabiliyorsa bizi ayakta uyuttuğunu görmekte geç kalıyoruz.Geleceğimizi öldürüp üstüne pislemeden geleceğimizi kurtarıp kendimizi, organ olmanın ötesindeki kalbimizi temizleyelim.”Ben”siz bir “Biz” ,”Biz”siz bir “Ben” çıkartalım ve günahla sevabın ayrıldığı gibi ondan ayrılıp kaçalım.