Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: zeytin1203
Eser Sıra Numarası: 200214eser09


                                KAYAN BİR YILDIZ

Düşüyorum. İlk başlarda uçar gibiydi ama artık rüzgâr tokat gibi çarpıyor yüzüme. Belki bir şansım daha olsaydı... Hani ölürken hayatımızın gözlerimizin önünden geçtiği söylenir ya, gerçekten öyleymiş. Sadece gülümsediğim anlar ve kahkahalarım canlanıyor gözümde. Hayat,  inadına bir zamanlar ne kadar mutlu olduğumu, nelere sırtımı döndüğümü hatırlatıyor bana. Gittikçe hızlanıyorum, otuz üç kat ne zaman biter diye düşünüyorum. Sahi, otuz üç kata bir ömrü nasıl sığdırabilirsin ki? 

Öfkeliyim. Hayatımın kontrolünü uzun süre önce kaybettim. İşin kötüsü, olacakları öngörüyordum. Şimdi düşünüyorum da, hâlâ sürseydi bazı şeyler, neler olurdu diye merak ediyorum. Bir yandan da olanların sorumluluğunun ne kadarının bana ait olduğunu bilmek istiyorum. İçten içe biliyorum da. Yaşayış tarzım, davranışlarım, başkalarıyla ilişkilerim. Ellerimle şekillendirdiğim bütün bunlar;  aşılması zor, yüksek duvarlar olarak dikildiler karşıma hesap sorar gibi...33. kattan aşağı düşerken bile aklımda bir sinek vızıltısı gibi rahatsız ediyor o satırlar:

*"Aldırmadan, acımadan, utanmadan
Kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma. 
İşte oturuyorum şimdi umutsuz. 
Bu yazgı kemiriyor beynimi, başka şey yok aklımda; 
Yapacak neler vardı dışarıda. 
Ah, duvarları örerken nasıl görmedim onları?
Ne sesini duydum örücülerin, ne gürültüsünü.
Çıt çıkarmadan kapamışlar bana dünya kapılarını."

Soruyorum hep kendime. Nasıl bu kadar ıssızlaştım? Çok sevdim, sevdiğim kadar sevilmek istedim ve bazen sevildim de.Ama bu sevgi ya bana yetmedi ya da bu sevginin beni bırakıp gitmesinden korktum.Zamanla bu korku hayatıma ve bana hükmetmeye başladı.Adeta gizli bir gücün kuklası olmuştum.İnandığım ve güvendiğim bütün doğruların yanlış olduğunu fısıldamaya başladı kulaklarıma. Ben bütün insanların yalnız doğup, yalnız öldüğüne inanan bir insanım.Bu iki olgu arasındaki süreç olan ‘yaşam’da insanlar toplum içinden seçtikleri kişilerle belirli bağlar kurar, ilişki içine girerler. Fakat, insan çevresindeki kalabalığa rağmen, bazen doyumsuz ve yalnız hissedebilir kendini. Mesela ben, yaşamım boyunca çevremde sevdiklerim ve beni seven insanlar olmasına rağmen böyle hissettim ve bu his hiç bitmeyen bir yorgunluktu benim için. Ne tam anlamıyla sevildiğime inandım ne de sevgimi ifade edebildim. 

Öyle insanlar gelip geçti ki hayatımdan... Öyle çok sevdim, öyle sıkı sarıldım ki kollarımın arasından kayıp gittiler. Her giden benden bir parçayı götürdü yanında, her geçen gün eksildim. Küçüldüm. Sonunda bir karar verdim. Daha fazla canımı acıtamayacaktı hayat. Eskiden olsa kalbimi kanlı canlı ellerine teslim edebilecekken, onu yok etmeyi seçtim. Ama zamanla hayatımın renkleri kayboldu. Kendime tanımadığım şans, hayatımın şanssızlığına dönüşüverdi. Her gün yanımdan geçip giden yabancı yüzler, yabancı hayatlar bana ne kadar yalnız olduğumu hatırlatmaya başladı. Küçükken istediğim özgürlüğü elde etmiştim. Bir başınaydım; kendi evim, arabam, kısacası kendi hayatım vardı. Dilediğim her şeyi yapabiliyordum. Peki, yanlış olan neydi?

                                              
 
     Çok geç anladım.İstediğim her şeye kavuşmuştum belki, ama mutluluğumu, sahip olduklarımı hatta içtiğim suyu bile paylaşacak kimsem yokken tüm bunların ne anlamı vardı? Şimdi bakıyorum da benimkine şımarıklık ya da sevgi arsızlığı denebilir. O adam gibi- gazetede haber olan-  olmak istemedim. Ölümü on beş yıl sonra fark edilen İspanyol bir ressam… Ölümümün beni tanımayan insanları bile üzmesini istemiyorum. Kendi ellerimle her anını hayal ve inşa ettiğim hayatıma son veriyorum, pişmanlığın acı tadı dudaklarımda... 
Şimdi saçlarım hiç olmadığı kadar güzel,  uçuşurken rüzgârda…Yıllar önce taktığım maskeyi çıkardım, gülümsüyorum. Uzun zaman sonra mutluyum. Kendimi anlatamadığım bir dünya bırakıyorum arkamda, beni anlamayan bir kalabalığın içinde geçirdiğim koca bir ömür...

  *Kavafis, Konstantinos, Duvarlar