Konusu
" Öngörme becerisine sahip insanoğlu geleceğe yönelik endişelerini de çoğu zaman içinde taşır. Sizinkiler nelerdir? “

Yazar Rumuzu: ziley1905
Eser Sıra Numarası: 201213eser01


                                                 GELECEK GEL’ECEK
            İnsan en çok kaybetmekten korkar herhalde. Bir şeyi kaybetmek ya da o şeyin içinde kaybolmaktan korkar. Değerlerini, inançlarını, duygularını kaybetmek korkutur insanı. Üstü toz kaplamış bir eşya yığını gibi tavana kaldırılmaktan, hatta eskimiş diye çöpe atılmaktan tedirgin bir eşya gibi hisseder kendini. Çünkü her ne kadar ortadan kaldırılmak istense de en çok yaşanmışlıklar onlardadır. Anılar, sırlar, acılar, sevinçler…
Peki ya gelecek? Hani şu bize kilometrelerce uzak gibi görünen ama aslında dibimizde olan gelecek… Neleri alacak bizden, neleri götürecek haberimiz bile olmadan? Mesela nasıl bir insan yapacak bizi? Duygusuz, katı, somurtkan hatta bencil…Yoksa bedenleri çalışan ama duyguları olmayan birer robot mu olacağız? Ağlamayan, gülmeyen ya da sevemeyen robotlar.Önce yavaş yavaş farkında olmadan kaybedeceğiz hislerimizi. Sonradan fark edeceğiz elimizde bir şey kalmadığını.Önce dostluklar bitecek, sonra arkadaşlıklar, sonra sırayla sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, aşklarımızı kaybedeceğiz elimizde olmadan.
Anlatacağız yaşadıklarımızı, inanmayacaklar. Gelecek nesiller aşkı tatmayacak ki…Hani kafanı yastığa koyup düşlediğin ve karşına çıkacağı günü merak ettiğin beyaz atlı prensin var ya onlar onu hiç bilmeyecekler. Klişe bir masal, abartı ya da saçmalanmış bir uydurma olduğunu düşünüp küçümseyecekler.Gerçek bir dost nasıl olunur onu da bilemeyecekler. Mesela sırlarını paylaşacakları yakın, samimi bir dostları olmayacak.Çünkü kimseye güvenemeyecek ya da arkalarını dönemeyecekler.  Güven duygusu var ya hani insana huzur veren; işte onu tadamayacaklar ve neler kaybettiklerinin farkında bile olmayacaklar. Ama yine de geçmişi karanlık gibi görecek, yaşadıkları zamanın daha iyi olduğunu düşünecekler. Bu yüzden de “keşke o zamanda olsaydım” diye başlayan cümleler kurmayacaklar. Neler kaybettiklerinin farkında olmadan…

Mesela şairler azalacak mı? Hani şu duygu denen şeyin tanımını çok az kişi bilecek ya, iki kelimeyi bir araya getirebilen nesiller olacak mı? Şiirin mısrasında kaybolan, benliğini bir kenara bırakıp şiiri yaşayan nesiller kalmayınca şiir kalacak mı? Hani sevgimizi, aşkımızı itiraf ettiğimiz şiirler var ya, kütüphanenin soğuk duvarları arasında kaybolacak.  Bir kenara itilmiş, dışlanmış bir eşya parçası, hatta umursanmayan bir kâğıt parçası olacaklar. Birçok insanın odasında can bulan eserler, duvarların arasında boynu bükük kalacaklar ve kimse bunu bilmeyecek. Çünkü o sevgi kokan odalarda televizyon, bilgisayar, tabletler ve telefonlar olacak. Orijinal bir eserin yerini, sıradan bir internet sayfası alacak ve belki de sahibi tarafından unutulmuş bir bavul gibi kimsesiz kalacaklar. Kimsesiz ve sahipsiz…
Bir de bu yüz yüze baktığımız insanlar, komşularımız var. Her birimiz kocaman kocaman evlerde, apartmanlarda yaşıyor olacağız birbirimizin farkında bile olmadan. Hani o.”kokmuştur şimdi” diye komşularımıza sunduğumuz ikramlar var ya, yerini birbirinin suratına örtülmüş iki kapıya bırakacak. Merdivenler sessiz, komşuluklar unutulmuş olacak.
Az kalsın filmlerimizi unutuyordum. Hani o masumiyet kokan filmlerimiz, sonu kavuşan ya da kovuşamayan aşklarla biten yerli filmlerimiz var ya tek tek değerini kaybetmeye başlayacak. Değişik olay örgülü, karmaşık bir yapı ortaya çıkacak. Mesela heyecanla ilk sinemaya gidişimizi, ilk film izleyişimizi ve ya ilk izlediğimiz filmin konusunu anlattığımızda bize boş boş bakan bir çift göz göreceğiz karşımızda. Heyecanımıza şaşıracaklar. Çünkü bambaşka bir hayal gücüyle kaplı zihinler duracak karşımızda. Odası oyuncaklarla kaplı bu yüzden de hayal gücü kısıtlanmış çocuklar… Ya da bizim sobanın başında yaptığımız o sohbetlerin tadına varamayacaklar. Çünkü her biri sıcak demir parçalarının bulunduğu ayrı odalarında ayrı dünyaları yaşıyor olacaklar. Oysa bilmeyecekler ki o demir parçaları yalnızca odanın duvarlarını ısıtacak, kalplerini değil. 
İşte onun içindir ki; gelecek hep insanı düşündürür. Ne olacak ya da ne olmalı sorularıyla kafamızı kurcalar durur. Evet, küçükken hep büyümeyi isterdik ama ya büyüdükten sonrası? Gençlerin yani bizim geri kafalı diye yaklaşmadığımız ya da umursamadığımız insanlar gibi olacağız. Onlar gibi yaşayacağız ve onlar gibi yaşlanacağız. Torunlarımız bile sırf bu yüzden bizimle yakınlaşmayacak. Ve biz o taş duvarların arasında “geleceği” yaşıyor olacağız. Kimsesiz, yalnız, sessiz… En önemlisi de sevgisiz!




önceki eser / sonraki eser